Cyprus Today sol

Binalara bakım anlayışımız yok

Kıbrıs’ın tanınmış mimarlarından Hasan Erhan, ülkede taş yapılı binaların bakımının bilinmemesi gibi bir sorunumuz olduğunu belirterek, geçtiğimiz haftalarda Kumarcılar Hanı yanındaki binaların da bu nedenle yıkıldığını söyledi ve önemli bir eksikliğe dikkat çekti:

Binalara bakım anlayışımız yok
  • 14 Şubat 2018, Çarşamba 9:36

Tünay MERTEKCİ

Ülkemizin tanınmış mimarlarından Hasan Erhan, ülkemizdeki eski taş yapı binaların bakımının bilinmediğini savunarak, bu binaların da ilgisizlik ve bilgisizlik nedeniyle yıkıldığını söyledi.

Mimar Hasan Erhan, geçtiğimiz günlerde Kumarcılar Hanı yanındaki binaların yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi olduğunu tahmin ettiğini belirtti.

Binaların bakımsızlığının yanında, binaların duvarlarında da çatlamalar oluştuğunu ve söz konusu binaların kemerli yapılar olduğunu ifade etti.

Çatlamanın o tür yapılarda büyük tehlike oluşturduğunu kaydeden Erhan, kemerin kilit taşı denilen çok kritik bir parçası olduğuna dikkat çekerek bunun ise kemerin tepe noktası olduğunu kaydetti.

Bunlara kilit denmesinin sebebinin, kemerin taşlarının orada birleşmesi olduğunu belirten Erhan, yıkılan binaların da o noktalarında bir çatlama olduğunu ve duvarlarında da eğrilik bulunduğunu dile getirdi.

Kemerlerin o noktasında çatlama olduğu zaman binanın muhakkak surette yıkılacağı anlamının ortaya çıktığını dile getiren Erhan, binaların yıkıldığı günlerde havaların da yağışlı olduğunu hatırlattı.

Yağışlı ortam henüz ortadan kalkmadan belediyenin orada iş makineleriyle çalışmaya başladığını söyleyen Erhan,  bu durumun, binanın tam anlamıyla yıkılmasına ortam hazırladığını kaydetti.

“Binalar yıkılmaya hazır bekliyordu”

Söz konusu bölgede iş makinelerinin bir titreşim meydana getirdiğini ifade eden Erhan, toprak zeminin yumuşak olduğunu, bunun sonucunda binada bir hareketlenmenin olduğunu, binanın da zaten yıkılmaya hazır beklediğini söyledi.

Duvarların da çatlak ve eğik olmasından dolayı binaların yıkılmış olduğunu dile getiren Erhan, Lefkoşa içerisinde böyle binaların fazla olduğuna dikkat çekti.

Lefkoşa Surlariçi’nde, gerek vakıfların gerekse de özel şahısların binaları için de aynı durumun geçerli olduğunu belirten Erhan, özellikle tarihi binalar için aniden, hiç bilmediğiniz bir zamanda binanın yıkıldığının söylendiğini dile getiren Erhan, “Hiç bilmediğimiz bir zaman demek de yanlıştır, çünkü binanın görünüşleri kendini göstermektedir” şeklinde konuştu.

Taş binaların yıkılacağında kendilerini belli ettiğine dikkat çeken Erhan, özellikle taş binalarda önlem olarak, kemerlerde bir çatlama olduğu zaman muhakkak surette tamir edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

“Harçla çatlak doldurmak, tamirat sayılmaz”

Aya Sofya’nın karşısında bir antikacı dükkanının olduğunu söyleyen Erhan, bu dükkanın da kemerlerinde çok büyük yatmalar olduğunu söyledi.

Söz konusu yatmaların görülüp düzeltildiğini dile getiren Erhan, tamiratın şeklinin de önemli olduğuna dikkat çekti.

Harçla bir çatlağın doldurulmasının tamirat sayılmayacağını vurgulayan Erhan, o çatlağı yapan güç, kuvvet ve ağırlığın önlenmesi gerektiğine dikkat çekti.

Ağırlık önlenmediği sürece çatlakların açılmaya devam edeceğini dile getiren Erhan, eski taş yapılarda yapılan yeni tamiratlarda bir takım taş yapı kurallarına dikkat edilmediğini vurguladı.

Taş yapı kurallarının usulünde yapılmadığını söyleyen Erhan, örgü sistemine de dikkat edilmediğini belirtti.

Yapılan en büyük yanlışlığın duvar taşlarının üzerine parlatma yapılması olduğuna dikkat çeken Erhan, bunun çok büyük bir yanlışlık olduğuna vurgu yaptı.

Ülkemizdeki tarihi yapıların, sarı taş olduğunu söyleyen Erhan, bunun kum taşı olduğunu ve zaman içerisinde güneşle yağmur sonucu duvarın üzerinde koruyucu bir tabaka meydana geldiğini belirtti.

Parlatma yapıldığı zaman, koruyucu tabakanın silindiğine dikkat çeken Erhan, bunun sonucunda tekrardan duvarın, doğa koşullarına açık hale getirildiğini belirtti.

Taş yapıların en zayıf taraflarının, özellikle kum taşlarının emici olması ve yağmur suyunu çekip yumuşaması olduğuna vurgu yapan Erhan, parlatma yapıldığı zaman, taş yapıların doğaya tekrar açıldığını belirtti.

Bunun yapıldığı zaman riskin alındığını kaydeden Erhan, “Yapıyı parlak görmek isterseniz ve üzerine izolasyon yaparsanız, risk alınmış olmaz” dedi.

“Bina üzerindeki otları çapayla sökmeye çalışırlar”

Tarihsel taş binanın üzerine izolasyon yapmanın tarihsel yapıyı bozmayacağını ifade eden Erhan, bunun yapı üzerinde fark edilemeyeceğini dile getirdi.

Söz konusu taşın, ilk yapıldığı zamanki yeni şekliyle olan parlaklığıyla görüleceğini kaydeden Erhan, parlatmak istenmesinin amcanın da bu olduğuna dikkat çekti.

Taş yapıların en zayıf noktalarının doğaya açık olmaları olduğunu söyleyen Erhan, eski yapıların, yeni yapılan tamiratlarında, özellikle bu durumların çok yaşandığını belirterek, “Bazen de surlar üzerinde veya büyük kale binalarının üzerinde otlar biter ve otları çapayla sökmeye çalışırlar” şeklinde konuştu.

Söz konusu binaların üzerinde çıkan otları çapayla sökmenin de zararlı olduğundan söz eden Erhan, çapanın tabakayı alıp götürdüğünü dile getirdi.

Bir taş yapının üzerinde ot bitmesi durumunda, o taş yapının artık doğaya karşı koruyuculuğunun kaybolduğunu söyleyen Erhan, taş yapının üzerinde bitki bitmesinin, orada toprak olduğuna bir işaret olduğunu ifade etti.

Toprağın oradan alınmaması durumunda, duvarın bağlayıcı gücünü gün geçtik sonra azalttığını belirten Erhan, otları elle sökmek gerektiğini söyleyerek ot biten yerlere, iki taşın arasındaki araya, oraların daha derin kazıp harçla doldurulması gerektiğini vurgu yaptı.

“Tamirat yapılacağı zaman, daha çok dikkat ister”

Eski taş yapıların bakımını bilmediğimizi kaydeden Erhan, “Özellikle İngiliz dönemi yapılmış Lefkoşa Surlariçi, bizim taş diye gördüğümüz yapıların sokak cepheleri, kesme düzgün taştandır. Bu taşların taşıma özelliği fazladır fakat komşu ve iç bahçe duvarları moloz taştır veya kerpiçtir. Dolayısıyla burada taş bina olarak gördüğümüz duvarların kendi içerisinde bir biriyle uyuşmayan yani inşaat sistemi açısından zayıf yapılmış yönleri vardır” şeklinde konuştu.

Söz konusu binaların tamirat yapılacağında daha çok dikkat istediğini belirten Erhan, Lefkoşa içinde iki katlı panjurlu çok güzel dediğimiz birçok bina görüldüğünü fakat bu binalar detaylı tamirat için incelendiği zaman özel projeler hazırlanması gerekeceğine dikkat çekti.

“Bina çok iyi yapılmamışsa, daha çok korunmalı”

Binanın çok iyi yapılmamasının, daha çok korumaya ihtiyacı ve daha çok bakıma ihtiyacı olması anlamına geldiğini dile getiren Erhan, İngiliz döneminde sanayileşme ve turizmin başladığından dolayı, Kıbrıs’ta hızlı bir yapılaşma ortaya çıktığını belirtti.

“Bu hızlı yapılaşma içerisinde biraz da yapıların daha az maliyetli olması dikkate alındı ve yığma taş yapı karakterinin gereği olan 50-60 cm olması gereken duvar genişlikleri ihmal edilmeye başlandı” diyen Erhan, bugünkü gördüğümüz o eski yapıların yıkılma nedenlerinden birinin de bu olduğuna vurgu yaptı.

Duvarların zaten o dönemde zayıf yapıldığını ve geçen zaman içerisinde de bakımının yapılmadığını ifade eden Erhan, “Bunlar, taş yapıdır, eski yapıdır, bunlara bir şey olmaz anlayışıyla ihmal edilmesinden dolayı da yıkılmıştırlar. Bu tip yıkılmaları duymaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“Bugüne kadar özel bir çalışma yapılmadı”

Tarihi doku içerisindeki yapılardan bahsedilmesi durumunda, vakıfların kendi içerisinde bir örgütlenmeye gitmesi gerektiğine dikkat çeken Erhan, tamirat konularıyla ilgili proje çalışmalarının bulunduğunu fakat bugüne kadar bu konular için özel çalışma yapılmadığını ifade etti.

Mevcut taş yapıların karakterine uygun bir bakım sistemi geliştirilmediğini kaydeden Erhan, bununla ilgili özel bir çalışma yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Geçmişte alçının Kıbrıs’taki yapılarda çok kullanıldığını dile getiren Erhan, alçının geçmişte dış cephelerde de bulunduğunu söyledi.

Alçının en zayıf tarafının su çekmesi hususu olduğundan söz eden Erhan, su çektiği zaman alçının, bağlayıcılığını kaybettiğini dile getirdi.

“Mimarlık ve inşaat mühendisliği bölümlerinde uygun dersler olmalı”

Lefkoşa Surlariçi’nde de alçı sıvalı ve taşların bir birine bağlanma malzemesi olarak da alçının kullanıldığından bahseden Erhan, yağmura açık oluşundan dolayı kış aylarında bu yapıların yumuşak bir kütle haline döndüğünü ifade etti.

Bu yumuşak kütlenin, binanın yükünü kaldıramaması durumunda yıkılabileceğini söyleyen Erhan, bu kütlenin kışta yumuşayıp yazda sertleştiğini ifade etti.

Bu yumuşama, sertleşme sırasında da bir hareketlenmenin meydana geldiğini dile getiren Erhan, tüm bunların binaya zarar verdiğini kaydetti.

Yığma yapılarda hangi tür malzeme olursa olsun doğaya karşı önleminin alınması gerektiğine dikkat çeken Erhan, birinci önlemin su çekmesini önleyecek bir sistemin olması gerektiğine vurgu yaptı. Bu sistemin şimdiye kadar yapılmadığını belirten Erhan, bu binalardan sorumlu kişilerin bu söylenilenleri yapması gerektiğine işaret etti.

Erhan, bunların yapılabilmesi için de bir adım olarak, üniversitelerde, örneğin mimarlık ve inşaat mühendisliği bölümlerinde buna uygun konulara değinilecek derslerin olması gerektiğini ifade etti.

“Hep yıkılma zamanında mı müdahale edeceğiz?”

“Mimarlık Fakültesi’nden yeni mezun olmuş birini alın, eski eserler dairesinin bir bölümünde görevlendirin, dairedeki kişiler, daha üst makamlardaki kişiler, bu kişinin ne derece yeterli olduğunu ya da yaptığı tespitlerin ne kadar doğru olduğunu bilemez” diyerek, netice olarak şantiyedeki şahsın çalışmaları ve düşüncelerinin yürüyeceğini söyledi.

Eski Eserler Dairesi’nde, binaların doğal koşullara karşı nasıl korunacağı konusunda her hangi bir çalışmanın olmadığına vurgu yapan Erhan, zaman zaman bazı binaların tamiri için ihaleye çıkıldığını kaydetti.

Bunların yapılmasının güzel olduğunu söyleyen Erhan, “Hep yıkılma anını bekleyip de o zaman mı müdahale edeceğiz?” diyerek toplumumuzda sadece taş yapıların değil, hiçbir devlet binasının da koruma altına alınmadığına vurgu yaptı.

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 27 17 7 3 33 58
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 28 16 5 7 18 53
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 27 16 4 7 15 52
4 BİNATLI YSK 27 14 7 6 20 49
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 27 11 10 6 8 43
6 BAF ÜLKÜ YURDU 28 11 8 9 14 41
7 LEFKE TSK 28 12 5 11 11 41
8 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 28 13 2 13 2 41
9 CİHANGİR GSK 27 10 6 11 -1 36
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 27 11 2 14 1 35
11 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 27 9 7 11 -1 34
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 27 10 2 15 -24 32
13 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 27 7 7 13 -16 28
14 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 27 5 8 14 -28 23
15 YALOVA SK 27 5 7 15 -18 22
16 OZANKÖY SK 27 4 7 16 -34 19
yukarı çık