|
Yaklaşık üç ay önce TV programlarında ZANZİBAR konusu tartışılmaktaydı. O kadar tartışıldı ki ülke insanımızın yüzde otuzu, futbolumuz için yatıp, futbolumuz için kalkmış olsaydı, yapılan olumsuz yorumlardan sonra kaoslar yaratılıp cinayetler işlenecekti. Tabi, o dönemlerde az sayıda spor yazarı arkadaşım bu gibi organizasyonların mevcut koşullarda ülke gençliğimize motivasyon, tecrübe ve en önemlisi milli takım olgusu getirdiğini söylemekteydi.
O günden bu güne nelerin değiştiğini bilemiyorum ama ZANZİBAR'ı eleştirenler bakıyorum da İngiltere'de PEGASUS sponsorluğunda düzenlenen dörtlü organizasyon için olumlu izlenimlerini bizlerle paylaşıyor. Özür dilerim ama Zanzibar'da eşimiz dostumuz, renktaşımız ve ailemiz olmadığı için mi eleştiri yapılıyordu? İngiltere'deki takımların kalitesi Zanzibar liginden çok daha üst düzeyde mi? Yoksa İngiltere'deki turnuvayı 50,000'i aşkın seyirci mi izledi?
Eğer bana Zanzibar konusunda sponsor bulunmuş olsaydı daha iyi olurdu denseydi, doğrudur derdim. Ama gerek milli takımımızın oluşumunu, gerek kafilenin fazlalığını, gerekse ilgili ülkeyi o kadar çok eleştiri yağmuruna tuttuk ki İngiltere organizasyonu için "gıkımız bile çıkmadı ". Ne de olsa "beleşe turnuva" izleyip "eş ve dostlarımızla hasret giderdik".
Doğru oturup doğru düşünülmeli. Böylesi organizasyonlar, bir yıl boyunca ter akıtan, düdük çalan, para harcayan, yorum yazan, spor camiamız için birer motivasyon ve tecrübe kaynağıdır. Kıbrıs'taki siyasi konjektürün devamı, bizleri yalnızca böylesi organizasyonlarla yolumuza devam etmememizi sağlıyor. Bundan dolayı, yapılan bu gibi girişimlerde ülke futbol camiasının motivasyonu desteklenmeli. Zanzibar konusunda bir bardak suda "papara" kopartanların, bu organizasyonun mantığına eleştiri getirmemelerine şaşırmadım. Neden mi? Nedenini de artık siz bulun. Yine de geçmişteki organizasyonlarda olduğu gibi bu organizasyonun da gerçekleştirilmesine katkı koyan herkesi kutluyorum.
VİZYON LİG VE REYTİNG NEDİR?
Futbol sektöründe vizyon lig denilince, en iyi takımlar, en iyi futbolcular, en iyi kulüpler, denetim, kayıt altına alınma, mali tabloların seffaflığı, uygulanılabilir sistemler, havuz geliri kısacası her şeyin en iyisi akla gelir.
Bizde "VİZYON" ligin oluşmasını isteyenler var ama uygulamanın "NOYZİV" lig olmasını savunanlar çoğunlukta. Nedir NOYZİV lig? VİZYON ligin tersi. Yani, para verilecek, hakemler ödenecek, malzeme alınacak, statlar dört dörtlük olacak ama şartlar ortaya konulduğunda denetim olmayacak, kağıt üzerinde amatörlük uygulamada profesyonelce (yalnızca ödeme) olacak, sistem ellenilmeyecek, kimse hesap sormayacak, futbolun geleceğine yönelik bir çok toplantı yapılıp alınan kararlar inkar edilecek vs. vs. vs. vs..... gibi.
Endüstriyel futbol ya da futbolun endüstrisi, "futbol dışı haksız kazançların" legalleştirilerek, kazanılması şeklinde algılanamamalı. Böylesi davranışlar futbol kulüplerinin kendilerine haksız sportif ve mali kazanç sağlamalarının yolunu ve önünü kesmeye çalışır.
Endüstriyel futbolun kendisini yeniden üretebilmesinde en önemli araç olarak karşımıza "reyting" çıkıyor. Reyting ne kadar yüksekse, endüstriyel dönüşüm de o kadar yüksek oluyor. Futbolun endüstrileşmesinin temelinde yatan dinamik de budur aslında......... Reytingin yüksekliği ise "yarışmacı ruhun" zirve yapmasını gerektirir. Vizyon ligi ağzımızda geveleriz ama altında yatan dinamiklerin neler olduğunu ya görmek istemeyiz ya da bilmeyiz.
NEDEN YÖNETİCİ BULUNAMIYOR?
Şikenin, haksız rekabetin, siyasetin, kişi çıkarlarının, dengesiz güçlerin ve en önemlisi sistemin yarışmaya daha doğrusu yarışmamaya çalıştığı bir ligde reyting zamanla düşer. Futbol müşterisinin ilgisi, heyecanı kaybolur. Tribünler boşalır, maliyetler yükselir, böylece bu pastadan rant elde etmek isteyenlerin de tavan yapması sağlanır. Bundan dolayı kulüplerin ve özellikle birinci lig takımlarının geleceği belirleme açısından bir kez değil de on kez düşünmesi lazım. Kulüplerin yarattıkları şeffaf olmayan yüksek bütçeler, bir mızrak olup kendi kendilerini sırtından vurunca, ucuz politika yolunu seçip bu dönemde yönetici bulmak zordur felsefesi gündeme getirilmiştir. Halbuki bu çarpık sistemin baş rol oyuncuları kendileridir.
Futbol endüstrileştikçe şeffaflaşmaktadır. Bu tür anti-endüstriyel olguların ise tek istemedikleri gelişim, şeffaflıktır. Bu nedenle endüstrileştikçe futbol kendi kurum ve kurallarını daha üst düzeyde çıkartabilmekte; futbol zevki, futbolun emrine verilen paralarla giderek artmaktadır. İşte, bu yüzden ülke insanımızın yüzde yetmişi görsel olarak Avrupa futboluna yönelip, kulüplerimizde bırakın yöneticiliği seyirci bile olmak istemiyor.
Dünyanın genelinde daha güzel statlarda, daha güzel malzemelerle ve olağanüstü görsellikte show devam ederken bizim gibi sistemi olmayıp, gelişim arzu etmeyen ülkeler kısa vadeli yollardan sportif ve mali başarı kazanan takımlarla dolup taşıyor. Kişiye ve kuruma bağlı bir "eyyam" içine girilip futbolumuzu kirletip siyasetçiler veya siyasetçi yandaşları yaratırken, az sayıda kulüp aşkıyla yöneticilik yapanlarının da önünü kesmiş oluyoruz.
ÇOCUĞUN ADI KONMALI
Havuz sistemi tartışılmaya dursun havuza akacak paranın ne kadar olduğu bir türlü söylenmiyor yani çocuğun adı konulmuyor. Futbol federasyonu ivedilikle havuza düşecek parayı ve dağılımı belirlemeli. Kulüplerin havuzdan alacakları rakamlar kesinleşmeli. Arslan payı birinci ligin mi, yoksa tehdit yolunu başarılı bir strateji olarak kullanan ikinci ve üçüncü lig takımlarının mı olacak? Kısacası, cevaplanması gereken birçok konu havuz sisteminin altında yatmaktadır. Ligler bitmiştir. İngiltere'deki organizasyondan dönülmüştür. Pazartesi futbolumuzun geleceği açısından gerçek mesai başlayacaktır. Futbol Federasyonu'nun geçmişte almış olduğu kararlardan dönmemesi en büyük temennim. Zaten alınacak kararlar Futbol Federasyonu'nun da gerçek performansını ortaya koyacaktır. Tüm kulüplerimiz ve futbolcuların kayıt altına alınması, transfer yönetmenliğinin hayata geçirilmesi, havuza düşecek paranın dağılımı bir takım problemleri de yanında getirebilir. Nüfus ve sahaya gelen seyirci ortalamasını göz önünde bulundurduğumuzda, korkunç paraların akıtıldığı, buna rağmen herkesin şikâyet ettiği ligimizin revize edilme zamanıdır. Bazı kulüplerimiz rahatsız olabilir, hatta rahatsızlıklarını reyting kazanma adına, baskı unsuru olarak kullanabilir. Fakat mevcut şartlarda ligimizin devam edip, gelişim sağlanması nerdeyse imkânsız olmuştur. Ya gerçekler üzerine kurulup, uzun vadede ekonomik değeri yüksek bir lig, ya da İngiltere'deki Kıbrıs'lı Türkler'in kurduğu gibi amatör, haftada bir antrenman maliyetin sıfıra yakın yalnızca sosyal faaliyet içeren "hobby" niteliğinde "seven side" bir lig. Seçim sizlerin.
|