|
Sporun gelişimini sağlayanların başında devlet gelmektedir. Kısa, orta ve uzun vadeli planlarla spora yön verir. Yön verirken sporun tüm kesimleriyle diyalog içerisine girer. Bilgi alışverişinde bulunur ve neticeyi aldığı veriler ve ülke spor politikası çerçevesinde belirleyip yürürlüğe koyar.
Yıllardır sporun başına gelenler ve gidenler hep aynı uygulamayı yaptı. Birileri salon, birileri tartan pist, birileri tesis. Zaten bu yapılanlar günlük hayatta olması gerekenlerdi. Ancak ülke spor politikasının hangi çerçevede geliştirilip, hangi çerçevede olacağını kimse belirleyemedi. Giden geleni aratır misali, kısa vadeli, popülist politikalar, ülkedeki spor yapısının bozulup, tartışılmasına sebep verdi.
Sonuç olarak sporumuz yıllardır politikasız bırakıldı. Suçlu aramıyorum ama suçu kabul edeni de bulmak zaten imkansız.
Buna bir de spor bakanlığının kapatılması ve henüz oluşmayan üst kurul bilmecesi eklenince, sporun çok tartışıldığı, merkezi zihniyetin hakim olduğu, çağdaş spor politikalarından uzak, kişilerin deyim yerindeyse "at koşturttuğu" bir yapıyla karşı karşıya kaldık. Yapılan tek şey. Ya bilet kesmek. Ya tirbün yapmak, ya da telefon bankacılığı gibi "telefon spor politikacılığını" geliştirmek oldu.
Bunca yıllık spor yaşantımda öğrendiğim tek konu; kişisel çıkarların ön planda tutularak spor politikalarının topluma değil de bireylere veya küçük guruplara yönelik uygulanıp mal edilmesidir. Bu saatten sonra kuralların çok fazla değişeceğine inanmamakla beraber, bir hiç uğruna ülke gençliğimizin spordan uzaklaştığını, heba olduğunu, plansız ve programsız bırakıldığını görmek beni gerçekten derinden üzüyor.
Gelmiş geçmiş en kötü spor örgütünün yaşandığı bu dönemde, kişilerin koltuk sevdaları için spora yön verememeleri, kaprisleri, birbirilerine karşı tavırları, ülke sporunun gelişimini engellemektedir. Bizler gençliğimizin daha çok spor yapması için uğraş verirken, esas vermesi gerekenler yetki karmaşası içerisinde günlük "politik tatminlerle" uğraş veriyorlar.
Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in elini masaya vurup, kendi iç bünyesinde "benim partimin spor politikası budur" deme zamanı gelmiştir. Üretilecek kararlar doğrultusunda elini taşın altına koyup mücadele vermeyecek kişilerin bu mücadele içerisinde yerinin olmayacağını bilmesi gerekir. İyi niyet zamanı geçmiştir. Beğenen beğenir. Beğenmeyen gider. Bu koltuklar kimsenin babasının malı değildir. Tapulu malı hiç değildir. En azından bizler de yıllardan sonra spor politikamızın ne olduğunu öğrenmiş oluruz.
Bütçemde para. Al bu kadar. Türkiye'ye mi gideceksin. Al şu kadar. Tribün yapacaksın. Al bu kadar. Hakem parası mı istiyorsun? Al şu kadar politikalarının hayatımızdan çıkmasını temenni ediyorum. Aksi halde, ülke sporu gün geçtikce bireylerin gücü haline gelip, dibe vurmaya mahkum edilecektir.
|