Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Sigara artık yasak
Mecbure Esen kurtarılamadı
Annesini dövdü, tutuklandı
Banka soygunu soruşturması sürüyor
Cinayette son 4 gün
Şimdi de Avrupa sallanıyor
Büyük Av açılmadan, kaçak av başladı
Greeny sarmaşıkları Girne'de tanıtıldı
"Cezaeviyle ilgili iki önemli hususta anlaşma sağlandı"
Futbolda transfer dönemi sona erdi

YORUMLANANLAR
Arasta'ya 6 milyon [1]
Piknik alanı değil çöplük [2]
Özmen Yılancılar baba oldu [2]
Türkiye'de saldırı, 15 asker şehit [1]
Güney zengin Kuzey pahalı [2]
Rum muhalefet kanadından gençlerin tutuklanmasına sert tepki [2]
BİR YASTIKTA 50 YIL [1]
Çağlar ve Özgürgün, AKPM'nin Kıbrıs kararını değerlendirdi: [2]
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor [2]
Lefkoşa'ya cami yapacakmış [19]
Tadı bozuk, yenecek pilav değil [1]
Cezaevini yaktılar [2]
Rumlar AKPM kararına tepki gösterdi [1]
Rapor tek taraflı [3]
Kermiya'da bayram izdihamı [4]



İÇİMİZDEKİ KAPILAR

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Ocak 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

En çok kendi kapımı çalarım, en çok kendi kapım kapanır yüzüme. En çok kendim tıkarım girişleri, en çok kendi açılımlarımı kapı yaparım içime. Sezai Sarioğlu'nun dediği gibi "devlet" kesilirken insanlar birbirine, güç yarışçıları kalemlerini ok niyetine kullanırken her kapı bir turnusol kağıdı gibi olurken sorarım: Sevda ne yana bakar, hangi kapıyı açar? Yaşam ne yöne akar, söz ne zaman yıkar? Ne zaman kapılar duvar olur geleceğe? Ne zaman sıvanır sesler iletişimin gelişmiş yetersizliğinde? Hangi kapıdır maskesiz yüzlerin kontrolsuzluğunu sergileyen, hangi yalancı beklentidir sevda emicilerini besleyen?

Ayna denilen o paslı yüzleşmenin uzağında öfke artıklarıyla beslenen kontrolsüz ve dönüşsüz kilitler var etrafımda. Bu dönüşlerden düşmemek ve pes etmemek adına sürgülerim kendimi kendime. Apaçık belli ki artık insanlığın ekvator çizgisi olmuştur kapılar. Açılmayan nice düşün girişinde bir turnusol kağıdına dönerken şifreli aşklar, bir suskunluk peydahlanır içime... Hiçliğin arifesinde kâh bir erguvan zamanı, kâh bir zerdali akşamı, kâh bir cemile pembesi girerken lafa ve bir elbise gibi giydirilip çıkartılırken anlamlar insanlara, görürüm ki yokluktur açılan kapılarda. Hep sorarım kapıların önünde gerçek giriş açısı nerde diye? Hep bakarım kaç yönlü duruşu vardır olayların, insanların, mekânların süslü ve cilalı girişler karşısında. Bazen giriş kapılarının anahtarsızlıklar karşısında taviz ya da çıkar çeşitlemeleri aracılığıyla çilingirlerin eline düştüğüne şahit olurum. Düşsel ya da düşünsel anlamda girilen her kapının yeni odaya, her odanın yeni kapıya açıldığına/kapandığına tanık olurum... Her sevda kapı olurken en derin yalnızlaşmaya, her veda ulaşılmazlığın, imkânsızlığın muştusunu verir insana. Ve bilirim ki her kapı bir uçurumu gebe bırakır zamana. Ve sözler zincirler girişleri, öfkeler kilitler ilişkileri. İlişkiler düzeneğinin ortasında dar ve karanlık koridorların irkilmesinin resmine dönerken yaşam, kapılarım nereye, ne yöne, ne yana açıktır diye durduğum yere bakarım...

öteki kapımdan gel bunu açamazsın

eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel

diye davet gönderirken Atilla İlhan açılmazlığın tanıdıklığıyla kapıların ardında kalan tek gerçeğin kendim olduğunu hatırlarım. Hiç bir kapının hiç bir tokmağına, hiç bir girişin hiç bir kilidine kalemimi, ruhumu, etimi anahtar yapmamak adına her iki taraftan bakıyorum yeniden kapılara. Yaralanan anlamların bölünmüşlüğüyle duyuyorum ki tıklatılıyor kapılar. Değişip dönüşen, dönüşüp dövüşen değişkenlikleri sorgularken mağlup bir düzende galip gelme ihtimalsizliğiyle kendime açılmayan her kapıyı altın kaplamalı olsa da ardımda bırakmaya hazır yüzümle duruyorum hep kendi içimde... Kendime açılmayan her kapıdan vazgeçilebilirlik bilinciyle...

Herkesin birbirine benzediği yerde hiç kimse yoktur.

M. Foucault

 

 

GİDERKEN

giderken dilin batıyordu mührü destan bildim

giderken yüzüm su akıyordu bunu efsun tuzlu

giderken gözün gidiyordu rengi kandan derdim

giderken terim soğuyordu yarın senden aldım

giderken sarı boyuyordu tenin kiri yarım eldim

giderken yaram kanıyordu bunu senden gördüm

giderken kum akıyordu çölü sende geçtim

giderken şehir yanıyordu seni gece soğuk

giderken ağzın sızıyordu elmas kana verdim

giderken elim titriyordu bunu aşka yordum

...

giderken dilim ağrıyordu seni sustum kaldım

giderken kalem kesiyordu bedenime yazdım

giderken etim eriyordu dört yan ol cam handım

giderken toprak çekiyordu bunu haber andım

giderken otağ kalkıyordu toprak testi kandım

giderken canım yanıyordu kendim kuma aktım

giderken duman sarıyordu âlem göğe baktım

giderken yıldız yağıyordu bunu gece aydım

giderken yollar uzuyordu haber gelmez candım

giderken gece eziyordu bir başıma kaldım

enderemiroğlu (İstanbul)

 

 

 

 

 

Hüzün yok hiç içimde

Yüzün aynamın sol yanı

Her yıl biraz daha yaşlı

Ama değil gözlerim

Umut zaman üstü yüzerken

Hatıralar yastık altı

Halime Kayhan

(Ocak 2007)

KİM O, KAPIYI ÇALMAYAN?

O diye düştüm ya peşine, o değilsin diye bırakıp kaçtım ya hani o köşenin başında...

O değilsen, o köşede değilse de, bir başkasında, sen bırakacaktın nasılsa korkusuyla...

O muydun gerçekten?

Beklese miydim yani biraz daha, ha?

Kaç gülümseme alacaklı kaldık birbirimize, kaç yürek çarpması, şimdi?

Ne, biliyor musun? Çok gülersin, bilsen...

Adının başında, içinde, sonunda, o saklı her kim varsa,

koşuyorum peşinden, sen diye...

Temkinle yaklaşayım, duymasın ayak sesimi, ürkmesin derken, dansçı oluverdim sanırım birden ...

Bir de hani değilsen eğer, yani sen, kaçabilecek yer kalsın diye, sözcükleri özenle seçerken, altlarına alt okuma, üstlerine üst okuma gizleyim; iyi gireyim, çarpıcı çıkayım; aradaki suslar boşlukları, sözler anlamları aşmasın, taşmasın, aman denge kaçmasın derken, şair oldum korkarım; habersiz; senden, benden, kimseden ...

Bak sayıklıyorum yine, g\s\özlerim yuvarlanıyor durmadan, dağdan kayala \nı\r gibi... Bakışlarımın netliğini ayarlıyorum, nefesimi, ıslatıp ıslatıp sıkıyorum \s\gözlerimi ve her sen olmadığını kavradığımda, toz bulut olmak istiyorum ama ol deyince olmuyor ki... Ağırlaşıyorum, kıpırtısız kaçıyorum, kaçıyorum kaçıyorum...

Hiç bir yere varıyorum, sensiz, sesinsiz, çağdoş aktivistlere dönüyorum.

Anlam dokumasız, dokunmasız, pembe beyaz dizi\e\lerde kahraman figuranı oynuyorum; sergileyemiyorum kendimi ya da beğenmiyorum sergilediğimi...

Biz kimiz, O` nlar, oyunsuz oyuncularla, oyuncusuz oyunlar, medyatikler, kimler ne yapıyorlar, kimlere ve bu kaçıncı kere?...

Ben ben değilsem, sen, o, hiç...

Kim o peki, kapıyı çalmayan?

Ayşen DAĞLI (2006)

ODAM

İki pencere

Bir kapı,

Sıvası düşmüş

Bir yapı

Dört duvar

Bir dam

Ne sevimli şu odam

Duvarda

Yetmişlik nenemin

Sararmış tasviri

Ve ölen şair dedemin silik mısraları

Ve daha

Yüzlerce insanın

Konuşmaz hayalleri

Dört duvar

Bir dam

Ne sevimli

Şu odam

Pembe Marmara (Şiirler)

 

Zamana Asılı Mektuplar:

Merhaba... Çoktan elma ve armut diye seslenmiştim ve eklemiştim: Nerdeysen çık?

Sağol ve varol. "Yasak Elma" dedin ve geldin... Hoşgelin...

Ölüm ve yaşam koyun-koyuna, çığlık-çığlığa, omuz-omuza.

Bunu, sen -kesin- benden kat be kat daha iyi bilirsin.

Ama bilmekle bilmişlik arasındaki o derinliği hissettikçe yazasım geliyor sana...

"Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona

Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar" diye seslenir Edip Cansever.

Sanırım sen ikinci Edip vakasısın hayatımda...

 

Başucundaki Kitaplar:

İnsan, en son hücresine kadar zorunluluğun içindedir ve tamamıyla bağımlıdır. Eğer bağımsızlıktan anlaşılan kendi aslını bir elbise gibi canının istediği an değiştirmekse, yani şimdiye kadarki her ciddi felsefenin haklı olarak alayla geri çevrildiği bir iddia ise insan hiç özgür değildir. Bu kadar az sayıda insan "mantık bilinci" içinde ve her şeye yukarıdan bakan sanatkâr gözünün ölçüsüyle yaşıyorsa, bunun sebebi, ruhların "nemli" oluşudur; nemli bir çamur bunların ruhlarını kapladığında insanın gözlerinin ve kulaklarının, genel olarak da zekalarının kötü bir şahit olduğudur. Bunun neden böyle olduğu sorulmaz, keza ateşin niçin su ve toprak olduğu da...

Yazılmamış Beş Kitap İçin Beş Önsöz (F. Nietzsche)

 

   2853 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar
13 Temmuz 2008, Pazar   GECENİN “ÖTEKİ” ŞİİRİ


Yorum Sayısı:   2
  Sedat DEMİRSOY         - ANKARA 15 Ocak 2007, Pazartesi 20:18 
Sevgili Bedia,
Yazını okuyunca, yanızlığın çaresizliğini ve mutluluğunu yaşadım. ve Metin ALTIOK'un aşağıdaki şiirini anımsadım...

EVDE YOKLAR
Durmadan avuçlarım terliyor,
inildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.

Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.

Metin ALTIOK
  Ergun CAKMAK         - İstanbul 13 Ocak 2007, Cumartesi 19:31 
Seni başkalarıyla kıyaslamak sana haksızlık olur. Özür dileyrek söylüyorum; sen KKTC'nin Can DÜNDAR sın onun yazı stili var. İnan bu yazından ben çok etkilendim, Söylenecek bir şey yok, daha doğrusu çok şey var ama susmak ve takdir etmek en doğrusu. Tekrar kutlarım ve başarılar diliyorum


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3326 1.3419
1 STERLİN 2.3424 2.3598
1 EURO 1.8113 1.8240



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ...

Ali Baturay

CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR

Hasan Hastürer

"Beş YTL'lik dana eti kuyruk yağı ...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Ya; Talat, KKTC'den söz etseydi?...

Ahmet Tolgay

Ülkemizdeki yabancıların sorunları...

Bilbay Eminoğlu

Görünen köy kılavuz istemez

Omaç BAŞAT

Sabır taşı çatlamaz...

Hüseyin EKMEKÇİ

Cezaevi mi?

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİ...

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

ABD hegemonyası zayıflıyor

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital