|
BİR DAĞ AYAZINDA ATEŞ YAKTIK BİRLİKTE SAVRULURKEN İSİMLER KOPYA İMGELER EŞLİĞİNDE HEP BİLDİK SİLÜETLER DÜŞTÜ PESİMİZE
Şiire/yaşama aşıktık ve hep nakarat cümleler biriktirdik ikiz kimlikler nezaretinde. Çocuktuk, dağlarda geziyorduk. Cevizden oyunlar kuruyor, harnıp dişliyorduk esmer gülümsemelerimizle. Bir dağ ayazında yaktığımız düşleri özlüyorduk. Tavşankulaklarını, nergisleri koklarken plastik çiceklerden uzaklaşıyorduk. Küme-küme, grup-grup, çeteleşenler arasında çember çevirip, beştaş oynuyorduk. Dizlerimizi kanatarak her gece rüyalarımızda dağlara çıkıp ateşler yakıyorduk. Ayazdaydık, soğuktu ayaklarımız ve buz kalıbı taşıyordu okuduklarımız. İnsanların yüzünde değişen maskeleri tanımıyorduk. Adsız, özsüz, sözsüz bir soysuzluğa yürüyen zamandan kaçıyorduk. Soruyor, sorguluyor, ayrıştırıyorduk satırarlarını, kelime ortalarını, paragraf boşluklarını, parantez artıklarını, ünlemlerin, gülücüklerin sanallığını. Arsız ve şımarık günlerin özneleri değildik. Markalı yakalar çerçevelemiyordu ince boyunlarımızı. Lastik potinlerin inceliğinde dağlara koşuyorduk. Bir cümle takıyorduk uçurtmamızın ipine, uçuruyorduk hayallerimizi dağ kokusunun davetkar sessizliğinde. Kimsenin kelimesinde yoktu gözümüz. Kimsenin şairliğine, kimsenin sanatına bulaşmaya, grubuna katılmaya, şiirinden pay almaya dair yoktu tek bir düşümüz . Kimsenin kanatlarının altı cazip değildi soğuk ve rüzgârlı sarp dağlar kadar. Dağ lalelerinin umursuz ve kendi şarkısıyla salınan hareketlerindeydi gözümüz. Poyrazlanan dudaklarımız lugatı eksik bir konuşmaya talimli değildi. Kimsenin isminin yanına, soluna, sağına, ardına kulp olmak yoktu çocuk dünyamızda. Kalem, kağıt, kitap, imge, düş, düşünce, sol, ideoloji birilerine aitseydi, aidiyetsizliğin verdiği hercailikten yanaydı sözümüz. Bilmediğimiz çok kuralı vardı büyümenin. Bir türlü öğrenemiyorduk şiir yazmayı, marşa başmayı, dümen kırmayı, kelime avlamayı, küçültmeyi, küçümsemeyi, büyütmeyi, dev kılığında gezenlerden gizlenmeyi. Devler ya da cüceler ülkesindeki yolculukların uzağına düşen kimsesizleriydik. Bir türlü beceremiyorduk isimlerimize kulp takıp, şaircilik oynamayı. Beceremiyorduk boyunlarımıza etiket takmayı, kimlik değiştirmeyi, davet almayı, tutkalla yapıştırılan ünvanlar gölgesinde bilmiyorduk imge satmayı. Düşün ayazında, çemberin dışındaydık.Yoktu koruyucumuz, yoktu siyasal pabucumuz, yoktu gözgöze gelmekten korkmuşluğumuz. Kimsenin "şeyi" ve "birşeyi" değildik. Çocuktuk. Kabul görmüşlüğün o tıksırıklı ve hararetli reddedişlerinden uzaktık. Henüz dokunulmayan birkaç çocuk gülüşü peşindeydik. Bir dağ başında ateş yakmayı düşlüyorduk.
Soğuktu, ayazdı ve biz kendimizi arıyorduk...
-------------------
DAĞ ATEŞİ I
Bir ayazda dağ ateşi yaktık
Seyrettik bilmediğimiz şehrin insanlarını
Kadınlar ve ağlayan adamlarını...
Hele çocuklarını!!!..
Ve hedefte vurulanların çığlıklarını
Bir ayazda dağ ateşi yaktık
ve öğrendik
Bedelini ödeyenlerden öğrendik
Sevdayı kimsesiz bir ayazda kaybettik
Işığa kavletmiş pervanelere baktıkça
Bunu iyice öğrendik...
Mehmet Salih
(Dustable/İngiltere)
----------------------
GEÇ KALAN BİR ŞARKI
Seni hiç görmeseydim ne olurdu?
Işığı gözlerimdeki baharı uyandırdığında
Kendisi çoktan yok olmuş bir yıldız olsaydın
Seni hiç görmeseydim ne olurdu?
Yorgun ve uzak bir şarkının eliye
Yalnızlık taşımıza kazılsaydı aşkımız
Saçların inmeseydi kanımın kuytusuna
Seni hiç görmeseydim ne olurdu?
Her bitki kendi çiçeğiyle doğarken
Kendi şiirimin içinde ölseydim ben
Uyanmasaydı parmaklarında yatan güvercin
Seni hiç görmeseydim ne olurdu?
Sesinin yaramı okşadığı yere doğru
İnmeseydi yasaklanmış akşam gözlerin
Dağılıp gitmeseydi içimizdeki ürkek kuşlar
Seni hiç görmeseydim ne olurdu?
Zeki Ali
(Sonsuz Bir Efsane )
-------------------------------
İHTİYAR DELİKANLI
Geceden demlenen sabır
Buza düşer
acır
Çatlayacak sanılır
Güneşin plasentası
Yüklenilir saadetse
Kapıysa adı
Ciddi giyimlidir çözüm
Kıvrandırır
Öne-Geri
Çekişme
Yırtılır kumaş
Görünür bilinen
Şaşırmış yapılır
Göz üstlerini kırar
Düşürür
Aralık da
İki bin altıdan
Eziyete alışıktır yollar
Arşınlanır bol cepten
Sergilenir yap bozlar
İtilir sonunda
Yine KAPI
Ve
Sıvışır
Bir koku
aradan
İhtiyar delikanlı...
Fatma Akilhoca
(11.1.2007)
----------------------------
Söz tutulur
Kurşun tutulmaz
Sözünü ıskalarsan
Dalgalar durulmaz
Halime Kayhan
-------------------------
ZAMANA ASLI MEKTUPLAR
Günaydın! Ne çok oldu günün aydınlığını paylaşmayalı. Konuşmayalı, görüşmeyeli ne çok! Niye bu susuş anlayamıyorum diyeceğim, yalan olacak. Okul otobüsünü kaçırdı oğlum bu sabah. Çocuk telaşlarını daha da büyütmemek için soluğumu ona ayarladım, böyle başlayınca güne, yolum sana vardı işte! Ve arada yağmura tutulmaya, içimdeki ve dışımdaki gökyüzünün tıpatıp yanıyla yüzleşmeye ve ayni gökyüzü altında olduğumuzu hatırlamaya... Hani başını kaldırırsan bugün eğer havaya, içimi göreceğin ihtimali var ya, kanatlandım uçtum... Sanki sana geldim ve az sonra sen geleceksin sanki elinde rengini savunmaktan aciz olmayan cesur bir gülle, gülümseyeceksin, güneş açılacak gözlerinden yüreğine. Sanki bu o sabah, arayacağın, çağıracağın ya da belki...Sahi sen hiç düşündün mü bu sabah beni! (Ruhi Po.)
-------------------------------
Başucu Kitapları
İyi insan olmak yeterli değildir. Aynı zamanda insancıl bir toplum yaratmak da gerekir ve bunun için de onu sürekli yeniden yapılandırmak gerekir - en azından kısmen. Dünya durmaksızın değişmektedir; değişmeyen bir toplum, kendini yok olmaya bırakmış demektir. O halde hareket etmek, mücadele etmek, karşı koymak, keşfetmek, korumak, değiştirmek gerekir. Siyaset bu işe yarar. (...) Tarih ne bir alın yazısıdır, ne de yalnızca bizi oluşturan bir şeydir. Tarih bizi oluşturana hep birlikte yaptığımız şeydir ve bu da siyasetin ta kendisidir.
Felsefeyi Takdimimdir (Andre Comte-Sponville)
--------------------------
Yalan söyleyene karşı tetikte olmaktansa, beni aldatmalarına izin veririm. (F. Nietzsche)
--------------------------
|