Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yoldan çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü öldü
Bebek kürtajla alınacak
Ya yasanız gidecek, ya da siz
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
Kemal Sunal, mezarı başında anıldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

BİR DAĞ AYAZINDA ATEŞ YAKTIK

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   23 Ocak 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

BİR DAĞ AYAZINDA ATEŞ YAKTIK BİRLİKTE SAVRULURKEN İSİMLER KOPYA İMGELER EŞLİĞİNDE HEP BİLDİK SİLÜETLER DÜŞTÜ PESİMİZE

Şiire/yaşama aşıktık ve hep nakarat cümleler biriktirdik ikiz kimlikler nezaretinde. Çocuktuk, dağlarda geziyorduk. Cevizden oyunlar kuruyor, harnıp dişliyorduk esmer gülümsemelerimizle. Bir dağ ayazında yaktığımız düşleri özlüyorduk. Tavşankulaklarını, nergisleri koklarken plastik çiceklerden uzaklaşıyorduk. Küme-küme, grup-grup, çeteleşenler arasında çember çevirip, beştaş oynuyorduk. Dizlerimizi kanatarak her gece rüyalarımızda dağlara çıkıp ateşler yakıyorduk. Ayazdaydık, soğuktu ayaklarımız ve buz kalıbı taşıyordu okuduklarımız. İnsanların yüzünde değişen maskeleri tanımıyorduk. Adsız, özsüz, sözsüz bir soysuzluğa yürüyen zamandan kaçıyorduk. Soruyor, sorguluyor, ayrıştırıyorduk satırarlarını, kelime ortalarını, paragraf boşluklarını, parantez artıklarını, ünlemlerin, gülücüklerin sanallığını. Arsız ve şımarık günlerin özneleri değildik. Markalı yakalar çerçevelemiyordu ince boyunlarımızı. Lastik potinlerin inceliğinde dağlara koşuyorduk. Bir cümle takıyorduk uçurtmamızın ipine, uçuruyorduk hayallerimizi dağ kokusunun davetkar sessizliğinde. Kimsenin kelimesinde yoktu gözümüz. Kimsenin şairliğine, kimsenin sanatına bulaşmaya, grubuna katılmaya, şiirinden pay almaya dair yoktu tek bir düşümüz . Kimsenin kanatlarının altı cazip değildi soğuk ve rüzgârlı sarp dağlar kadar. Dağ lalelerinin umursuz ve kendi şarkısıyla salınan hareketlerindeydi gözümüz. Poyrazlanan dudaklarımız lugatı eksik bir konuşmaya talimli değildi. Kimsenin isminin yanına, soluna, sağına, ardına kulp olmak yoktu çocuk dünyamızda. Kalem, kağıt, kitap, imge, düş, düşünce, sol, ideoloji birilerine aitseydi, aidiyetsizliğin verdiği hercailikten yanaydı sözümüz. Bilmediğimiz çok kuralı vardı büyümenin. Bir türlü öğrenemiyorduk şiir yazmayı, marşa başmayı, dümen kırmayı, kelime avlamayı, küçültmeyi, küçümsemeyi, büyütmeyi, dev kılığında gezenlerden gizlenmeyi. Devler ya da cüceler ülkesindeki yolculukların uzağına düşen kimsesizleriydik. Bir türlü beceremiyorduk isimlerimize kulp takıp, şaircilik oynamayı. Beceremiyorduk boyunlarımıza etiket takmayı, kimlik değiştirmeyi, davet almayı, tutkalla yapıştırılan ünvanlar gölgesinde bilmiyorduk imge satmayı. Düşün ayazında, çemberin dışındaydık.Yoktu koruyucumuz, yoktu siyasal pabucumuz, yoktu gözgöze gelmekten korkmuşluğumuz. Kimsenin "şeyi" ve "birşeyi" değildik. Çocuktuk. Kabul görmüşlüğün o tıksırıklı ve hararetli reddedişlerinden uzaktık. Henüz dokunulmayan birkaç çocuk gülüşü peşindeydik. Bir dağ başında ateş yakmayı düşlüyorduk.

Soğuktu, ayazdı ve biz kendimizi arıyorduk...

-------------------

DAĞ ATEŞİ I

Bir ayazda dağ ateşi yaktık

Seyrettik bilmediğimiz şehrin insanlarını

Kadınlar ve ağlayan adamlarını...

Hele çocuklarını!!!..

Ve hedefte vurulanların çığlıklarını

Bir ayazda dağ ateşi yaktık

ve öğrendik

Bedelini ödeyenlerden öğrendik

Sevdayı kimsesiz bir ayazda kaybettik

Işığa kavletmiş pervanelere baktıkça

Bunu iyice öğrendik...

Mehmet Salih

(Dustable/İngiltere)

----------------------

GEÇ KALAN BİR ŞARKI

Seni hiç görmeseydim ne olurdu?

Işığı gözlerimdeki baharı uyandırdığında

Kendisi çoktan yok olmuş bir yıldız olsaydın

Seni hiç görmeseydim ne olurdu?

Yorgun ve uzak bir şarkının eliye

Yalnızlık taşımıza kazılsaydı aşkımız

Saçların inmeseydi kanımın kuytusuna

Seni hiç görmeseydim ne olurdu?

Her bitki kendi çiçeğiyle doğarken

Kendi şiirimin içinde ölseydim ben

Uyanmasaydı parmaklarında yatan güvercin

Seni hiç görmeseydim ne olurdu?

Sesinin yaramı okşadığı yere doğru

İnmeseydi yasaklanmış akşam gözlerin

Dağılıp gitmeseydi içimizdeki ürkek kuşlar

Seni hiç görmeseydim ne olurdu?

Zeki Ali

(Sonsuz Bir Efsane )

-------------------------------

İHTİYAR DELİKANLI

Geceden demlenen sabır

Buza düşer

acır

Çatlayacak sanılır

Güneşin plasentası

Yüklenilir saadetse

Kapıysa adı

Ciddi giyimlidir çözüm

Kıvrandırır

Öne-Geri

Çekişme

Yırtılır kumaş

Görünür bilinen

Şaşırmış yapılır

Göz üstlerini kırar

Düşürür

Aralık da

İki bin altıdan

Eziyete alışıktır yollar

Arşınlanır bol cepten

Sergilenir yap bozlar

İtilir sonunda

Yine KAPI

Ve

Sıvışır

Bir koku

aradan

İhtiyar delikanlı...

Fatma Akilhoca

(11.1.2007)

----------------------------

Söz tutulur

Kurşun tutulmaz

Sözünü ıskalarsan

Dalgalar durulmaz

Halime Kayhan

-------------------------

ZAMANA ASLI MEKTUPLAR

Günaydın! Ne çok oldu günün aydınlığını paylaşmayalı. Konuşmayalı, görüşmeyeli ne çok! Niye bu susuş anlayamıyorum diyeceğim, yalan olacak. Okul otobüsünü kaçırdı oğlum bu sabah. Çocuk telaşlarını daha da büyütmemek için soluğumu ona ayarladım, böyle başlayınca güne, yolum sana vardı işte! Ve arada yağmura tutulmaya, içimdeki ve dışımdaki gökyüzünün tıpatıp yanıyla yüzleşmeye ve ayni gökyüzü altında olduğumuzu hatırlamaya... Hani başını kaldırırsan bugün eğer havaya, içimi göreceğin ihtimali var ya, kanatlandım uçtum... Sanki sana geldim ve az sonra sen geleceksin sanki elinde rengini savunmaktan aciz olmayan cesur bir gülle, gülümseyeceksin, güneş açılacak gözlerinden yüreğine. Sanki bu o sabah, arayacağın, çağıracağın ya da belki...Sahi sen hiç düşündün mü bu sabah beni! (Ruhi Po.)

-------------------------------

Başucu Kitapları

İyi insan olmak yeterli değildir. Aynı zamanda insancıl bir toplum yaratmak da gerekir ve bunun için de onu sürekli yeniden yapılandırmak gerekir - en azından kısmen. Dünya durmaksızın değişmektedir; değişmeyen bir toplum, kendini yok olmaya bırakmış demektir. O halde hareket etmek, mücadele etmek, karşı koymak, keşfetmek, korumak, değiştirmek gerekir. Siyaset bu işe yarar. (...) Tarih ne bir alın yazısıdır, ne de yalnızca bizi oluşturan bir şeydir. Tarih bizi oluşturana hep birlikte yaptığımız şeydir ve bu da siyasetin ta kendisidir.

Felsefeyi Takdimimdir (Andre Comte-Sponville)

--------------------------

Yalan söyleyene karşı tetikte olmaktansa, beni aldatmalarına izin veririm. (F. Nietzsche)

--------------------------

   2038 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına
20 Haziran 2008, Cuma   BAŞKALDIRICI HAZİRAN
14 Haziran 2008, Cumartesi   UÇAKLAR DÜŞERDİ ARAMIZA
06 Haziran 2008, Cuma   Masallara İnanmak/ Masallara Sahip Çıkmak
30 Mayıs 2008, Cuma   Bir yanımda Çin Bir yanımda Myanmar
23 Mayıs 2008, Cuma   GÖNLÜ GÜVERCİNLİ BİR ŞAİR: TEKİN GÖNENÇ
16 Mayıs 2008, Cuma   EY GÜZEL ÇOCUK, DİNLE
09 Mayıs 2008, Cuma   "Etnik ve Sentetiği" Sorgulayan bir şair: "enderemiroğlu"
02 Mayıs 2008, Cuma   SORULAR BENİM İNSANLARIMDIR


Yorum Sayısı:   1
  Emine Bay         - Ingiltere 23 Ocak 2007, Salı 22:41 
Siirlerle, yazilar-yorumlarla kisacasi kaleminle yuregimize dokunuyorsun beynimizi zorluyor dusunduruyor, yuregimize sicaklikla tebessum serpistiriyorsun. Her yazarin yapmak istedigi de budur belkide. Senin yolun onunde aydinlik icinde acik onu hizla emin admlarla yureginle siirlerinle sevdiklerinle yururken biz hep senin yaninda olacagiz guzel yazar.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

DENKTAŞ'I DA TUTUKLARLAR MI?

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelç...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALKTA İPSARO DUYARLILIĞI...

Bilbay Eminoğlu

Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital