|
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder

Gökyüzündeki rakıyı andıran grilik içini bulandırıyordu. Yalnızlığın o "hınzır uğultusu"ydu bu bulantıyı yaratan. Başının üstünde dolaşan hava eski hayatının eskimeyen tadını aratıyordu. Omuzlarındaki yorgunluk yılların değil ama yolların ardında kalan bir düşün yansımasıydı. Akşamüstüydü. Çocuklar çoktan evlerine dönmüş, mahalle arasında oynanan oyunları sona ermişti. Mutfaklardan süzülen ışıklar yemek saatleri oluşan o cıvıltıyı anımsatmıştı ona. Beyaz zambaklı evin beyaz demirli dış kapısında durdu. Soluklanmak, nefesini ayarlamak, yaptığının doğru olduğuna kendini yeniden inandırmak için durdu. Kalbi ürkek bir kuş yavrusu gibi çırpınmaktayken, bej renkli Ankara kokusu sinmiş paltosunun ceplerine sığındı. Yakalarını dikleştirerek keskin soğuktan, keskin boşluktan korunmaya çalıştı. Yıllarını geçirdiği, beyaz zambaklı bir sevdanın tohumlarını ektiği, yediveren limonlarını, kadife güllerini, mis çiçeklerini büyüttüğü yarım kalmış o romanın sayfalarına dalar gibi usulca kapıdan geçerek evin içine süzüldü...
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
her yerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
İki kez göç yaşayıp, üç kez ev değiştiren adam en son "yuva" dediği evin salonundaydı şimdi. Eski olmayan eski hayatına bakan bir tanıdık-yabancıydı şimdi evinde. Bu evin hafızasında durmadan o şiirin yankısı dönüp duruyordu. Ve biliyordu ki şiirleri unutmayanlar, yaşananları da unutmazlardı. Şiirlere sahip çıkanlar, savaşları, göçleri, kaybedilen ve teller ardında kalan dostları, yarım kalmış bir yaşamın eksik makamının tadını da unutmazlardı. Pas tutmuş sesiyle cızırtılı bir plaktan dökülen gençliğine döndürdü onu gördükleri. Menevi çiftliğinde bindiği beyaz atı geldi gözünün önüne, İskele Deniz Panayırında söylediği şarkılar, Larnaka'da kurduğu Menekşeler müzik grubunun afişi geldi aklına... Savaşların fakirleştirdiği insanların gözlerindeki tutku, aşk, dostluk, sevgi, şevkat, vefa bakışları geldi kondu dudak ucuna... Basılmayan romanlar, kitaplaşacak şiirler, planlar, hedefler ve hiç yitmeyen bir sevdanın çıkmaz sokağı geldi, durdu karşısında...
Düşüncelerinden sıyrılmasına duyduğu sesler neden oldu. Arka kapı açılmıştı. "Eve gelmiş olmalılar" diye düşündü. Elini çabuk tutmalıydı. Anıları, acıları, kopamadıkları, yitemedikleri, bitemedikleriyle yüzleşme anını tamamlamalıydı. Kimsenin rüyasında Ankara kokusunu taşıyan bej paltolu adam olarak kalmamalıydı. O, hep geceleri ısıtan sesiyle mormenekşe kokusu taşıyan bir özlem olarak kalmalıydı sevdiklerinin yaşamında. Sesleri dinledi... Onun sesini hemen tanımıştı... Onun yorgun, yalnız sesinin yanında cıvıldaşan seslerin olgunlaşmış hallerini ayrıştırmaya çalışırken, çocuk kahkahaları birbirine karışmıştı. Şaşkındı... 'Yeni sevdalarla, yeni şarkılar gelmiş olmalı evimize' diye düşündü. İlk kez bir gülümseme yayıldı yüzüne. Masada eksilen tabakların yerine yenileri konmuş, yeni sandalyeler eklenmişti akşam yemeklerine. 'O'nun sesinin yaklaştığını duydu... Her bir duvarında bir anısını gömdüğü bu evden çıkmalıydı. Başında seslerin ve yüzleştiklerinin verdiği etki bir gonk gibi vuruyorken gri bulutlu gökyüzüne doğru yol almalıydı. Paltosuna sarılarak sıyrıldı sessizce girdiği evden. Yeni asfalt dökülen o çıkmaz sokaklı mahallenin köşesinde durup son bir defa beyaz zambaklı eve baktı. Ve yerinde donakaldı. "O" giriş kapısının önünde saçlarında onsuz yılların yıldızlarıyla ardından bakıyordu... Dudaklarında yarım kalan o şiirin dizeleri dökülüyordu:
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Şiir alıntısı: Attila İlhan (Ayrılık Sevdaya Dahil)
----------------------------------------------------------
Sevmek, yaralanmaktır - Bembeyaz bir zambak kalmaktır...
Ümit İnatçı (Yarılma)
----------------------------------------------------------
SERÇENİN ÖLÜMÜ...

Kırlangıç
Hasret şarkıları söylüyor başucumda
Başı sokuluyor yalnızlığıma
'Gitmek sessiz bir boşluk
Ve dönmek sana en güzel sabah...'
Gitmek isteyeceğim gelir miydi aklına
Varılmayacak bir aşktı bizimki
Sessiz
Ah güzel şehir
Hiç bir çiçek kokamaz sen gibi
Ve hiç bir yer olamaz sen
Yollar ulaşmak isteyip ulaşamadığım yüreğin
Seyrine doyamadığım hasretim
Güzel şehir
Sesler uzaklaşıyor benden
Kokun geliyor, acım diniyor
Hoşcakal umutsuzluğum
Hoşçakal...
Rukiye Kurt (Hüsran mıdır Senin Adın?)
--------------------------------
BAŞUCU KİTAPLARINDAN
'Aramak' - ne söz, değil mi?
Hani, biryerden dönecektim; sana saatini de söylemiştim; gelince senin notunu buldum.:
"Daha gelmediğini bile bile aradım -öylesine, işte..." diyordun. - içim ışıldadı:
İşte tam da buydu aramanın özü -
'buluna'mayacağını bilindiği zaman bile, aramak...
Oruç Aruoba ( Oruç Aruoba ile)
|