Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Nev başkenti "Alev Alev" yaktı
Gazimağusa'da bu akşam Bonnie Tyler var
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Futbolcular istediğini aldı
Hasan Olgu ve Fırat Yalova'da

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

GECENİN UZUN ETEKLERİNDE

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Mart 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

seni kim çizebilir şubat yolcusu

yalnız akşam olsun dağınık olsun

ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu

geceleyin dörtte bir ölüm korkusu

dörtte dört sabaha karşı yağmursun

seni kim çizebilir şubat yolcusu

bütün çizgileri bozuyorsun...

 

Attila İLHAN

 

Gece ilerliyordu. Nereye varacağı belli olmayan bir limanın yolcusu gibi hissediyordu kendini. İnsanlar gelip geçiyor, arabalar akıyor, yıldızlar çoğalıyor, ay –inadına- tüm haşmetiyle gülümsüyordu. Gençliği, umutları, üzerine çöken bir karabasan gibi ağırlaştırıyordu düşlerini. Çalan kornaların, geçen ambulansların sesleri, eğlence yerlerinin müzikleri birbirine karışıyordu. Gece akıyordu. Yaşam akıyordu. Çiçekler açıyor, kuruyor, tırtıllar kelebek oluyor, tohumlar yeşeriyor, yüzünde çizgiler artıyordu… Uzun zamandır mevsiminin kokusunu tanıyordu. Üzerine sarı bir Hazan yapraklarını döküyor, yapraklarının arasında parçalarını görüyordu… Yalnızlığı, kocaman kalabalıklar arasında büyüyor, onu yutacak bir dev halini alıyordu.

 

 

 Geceye dikerek bakışlarını, sürdü arabasını. Korkusu geçinceye kadar direksiyonu hiç bırakmadan bilinmezliğe doğru yol almak istiyordu. Sıcacık ve küçük elleri olan o hayal sevgilinin ellerini düşleyerek sarıldı direksiyonun sentetikliğine… Ellerinin içi terlerken yüreğinin derinliklerindeki o ateş çoktan eksi derecelere ulaşmıştı bile. Sevda, çok uzaklara göçen bir kuş olup uçmuştu, çoktan. Dağlarda yangın ormanları vardı, biliyordu. Gözbebeklerinin içine tükenmişliğin o densiz uğultusu yerleşmişti.. Kollarına sönen bir ateşten arda kalan küller tünemişti. Bacaklarında km’lerce yürüdüğü yolların çıkmaz sokakları yuvalamıştı.

 

Gece bir ses olup dikildi karşısına.. Ses bir kılıç gibi yardı orta yerinden derin sessizliği. Bir ilahi güç gibi sarstı, bir tokat gibi çarptı yüzüne. “My baby just cares for me” diyen bir kadın sesi milyonlarca ses olup zonkladı beyninde. Bir volkan patlamasını andıran bu ses karşısında “mola” dedi kendi kendine. Arabanın sentetik kumaşı yetmeyecekti buz tutmuş acılarını dindirmeye. Arabayı durdurdu. Gece, duyduğu o ilahi sesin bitiş çizgisine sürükledi ruhunu. Gecenin içine çekildiğini hissediyordu. Kendi içinde bu sesin varoluş sorgulayıcısını arıyordu. Bu ses onu icindeki mahkemeye çıkartıyordu. Şahitler ve tanıklar, sanıklar ve yargıçlar, avukatlar ve mübaşirler hep aynı addan oluşuyordu. İç mahkemesindeki tüm sandalyelerde kendi ismi yazıyordu.

 

Gece Nina Simone damgalı o lirizmle içine  çekti gülümsemesini. Öfkesi hortuma döndürdü geçmişini. Hortum, yerden topladığı acıları, hayalkırıklıklarını, bitmişlikleri, tükenmişlikleri büyük bir öfke ile gökyüzüne çıkarıyor, sonra yeniden yere çakıyordu. O ses, elinden alınyazısı denilen kalemi alıp, kırdı. Ne çok kırıklar vardı içınde kalemle birlikte. Damarlarında gezinen hastalıklı günleri yenik ordular gibi geri çekilmeye başlamıştı içinde. Elini kaldırdı. Ateş-kes yaptı kendi kendiyle. Arkasına dönüp baktı. Gecenin karanlığında, flu bir biçimde elinde kitaplarıyla, gözleri arsızca bakan buram buram yaşan kokan, utangac bir cocuk uzandı , kıvrıldı yattı gecenin uzun eteklerine... “My baby just cares for me” diyerek okşadı saçlarını yüzünde anne sevgisi taşıyan bir el. Yılların, yolların , kırılmışlıkların nasır tuttuğu o güçlü elleriyle sarmaladı küçük çocuğun yalnızlığını. Öptü, kokladı, sarıldı, ağlattı, yüzlestirdi…. Açığa çıkardı gecenin karanlığında kaybolan yolunu…

 

Geceye doğru dikti gözlerini. Arabanın değil, ruhunun direksiyonuna sarıldı. “Zaman geldi” dedi. Gözlerine çocukluğunun bakışlarını kondurarak yürüdü –korkuyla- kader denen yalanın üzerine.. Artık kendi yolundaydı…

 

*********

Uygur Kızı

 

Gülüşünden bildim seni Uygur kızı

Gülünce çizgileşen gözlerinden

Ve iri şakaklarından

Düz siyah saçlarının gizleyemediği

Sen “O”sun bildim

Aziz Nesin’in

Tulsü dediği…

 

Türkay Ilıcak

(Bademler Eylülde Açar – Venüs Yayınları)

 

Kırgın

 

gün olur

pençesinde gidip geldiğin aşk biter

uçucu bir söz

gelir geçer dilinden

sitem gibi kırık

yumuşak bir güz akşamında

yaşam

bir akarsuya dönüşür

nereye aktığını kestiremediğimiz

 

***

hadi topla pencerelerden ışığı

bahçede kedin var

sarı açmış

beyaz diye diktiğin yasemin

sevinsene

yaşam kendini sınıyor sende

sarı da güzeldir

yarın

çığlık çığlığa sarar seni

 

Hidayet Karakuş (İzmir)

 

***********

Zamana Asılı Mektuplar

 

Gözlerimi bahara diktim. Penceresiz günlerin perdelediği yaşamların arasından. Kaç mevsim bahara kurban verdik çamurlaşan kentleri saydın mı? Kaç bahar geldi farkında olmadan? Baharlaştık mı, buharlaştık mı? Şimdi yapacak ne kaldı? Yeniden bulut, yeniden yağmur olup yağmaktan başka, toprağa?

Başucu Kitaplarından

Yaşamımızda her şeyin bir bedeli olduğunu hesaba katmanız gerekir. Değer taşıyan her şey, bir yaratma, yeni bir düşünce, aynı zamanda karanlık bölgesini de beraberinde getirir. Onu olduğu gibi kabul etmek zorundayız. Yoksa hareketsizlikten kokuşur kalırız. Her davranışın bir değersiz payı vardır. O yönünden kurtulamayız. Her olumlu değerin olumsuz bir değeri vardır. Ve şu ya da bu tarzda korkunç bir  yanı bulunmayan herhangi bir şeyi asla göremeyiz. Einstein’in dehası Hiroshima’ya kadar götürmüştür bizleri, bilirsiniz…

 

Picasso ile Yaşamak

Françoise Gilot- Carlton Lake (Çeviren: Nihal Şahin)

*********

İnsan beklemeyi, umumiyetle, artık bekleyecek birşeyi kalmadığı zaman öğrenir.

Voltaire

   2288 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına
20 Haziran 2008, Cuma   BAŞKALDIRICI HAZİRAN
14 Haziran 2008, Cumartesi   UÇAKLAR DÜŞERDİ ARAMIZA
06 Haziran 2008, Cuma   Masallara İnanmak/ Masallara Sahip Çıkmak
30 Mayıs 2008, Cuma   Bir yanımda Çin Bir yanımda Myanmar
23 Mayıs 2008, Cuma   GÖNLÜ GÜVERCİNLİ BİR ŞAİR: TEKİN GÖNENÇ
16 Mayıs 2008, Cuma   EY GÜZEL ÇOCUK, DİNLE
09 Mayıs 2008, Cuma   "Etnik ve Sentetiği" Sorgulayan bir şair: "enderemiroğlu"
02 Mayıs 2008, Cuma   SORULAR BENİM İNSANLARIMDIR


Yorum Sayısı:   5
  MEHMET EMIN         - LONDRA 19 Mart 2007, Pazartesi 23:12 
BEDIA ,TAM BABANIN KIZIYMISSIN.ELLERINE SAGLIK ,DEVAMINI DILERIM
  Mustafa         - Lefkoşa 16 Mart 2007, Cuma 21:40 
Artık doğru süzgün sanat sayfası yapan kaç kişi kaldı ki... Bizim gibi orta yaşlıkara valla çok iyi geliyor bu yazılar.
  GİZEM-GİZEM         - Ne geregi var yazmamın 16 Mart 2007, Cuma 21:40 
Sizi devamlı Kıbrıs Gazetesinden takip ediyorum. Bu gün ilk kez internetten okudum. Gazete almaya uymadığında artık internettten okuyacağım.
Sevgiler Saygılar
Sizi Begeniyoruz
  Rustem         - istanbul 16 Mart 2007, Cuma 21:38 
Çok güzel olmuş, elinize sağlık
  Şengül Z.         - LEFKOŞA 16 Mart 2007, Cuma 21:38 
Bravo bedia hanım elinize saglık. Yazmayı hiç bırakmayın lütfen


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

NÜFUS, ÇEVRE VE BİR HOŞGELDİN

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Denizden para değil cesaret kazandım...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

"Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı ...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

KALİTELİ İNSAN AYRICALIĞI

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital