|
Kuyunun içine bakıyormuşum gibi bir his içimde. Karanlığın dibine baktıktan sonra güneşe, ışığa yeniden alışmanın verdiği o bocalama hissini yaşıyorum. Yaşamın, insanlığın, dünyanın, çocukların durduğu noktayı seçmeye çalışıyorum. Oysa seçemediğim, yaşamın ortasında kendi inandıklarımın duvarlara çarpıp çarpıp geri dönme düşüncesi. Havva'lı, Adem'li hikayeler kurup, yeniden anlamlandırıp, yeniden yapılandırıyorum Lilith gülümsemeli Havva modellerini. Midem bulanıyor çocuklarla döşeli gazete haberlerinden, küpürlerinden. İnancın ve imanın, insanın ve yaşamın son randevusunda yüzdürdüğüm kağıt gemilerin erimelerini izliyorum. Var olma savaşı verirken yok olma güdüsü, yok olma dürtüsü doluşuyor bilincime. Beynim ters istikamete doğru yol alıyor.. 'Gibi'leşen günlere uygun bir hareket hali. Midem kalkıyor, dünyanın vardığı sahte uygarlık noktasından, ruh dalgasından. Görüyorum herkes gibi, sadece çocuklarımızın saf, küçücük bedenlerine değil geleceğimize, kimliğimize, özgürlüğümüze de tecavüz ediliyor sokaklarda, odalarda. Ve tam bu ruh halindeyken Hellimli karpuzlu bir yazı, bir zamanı, hormonsuz "çocukluğumu" özlüyorum. Kendimi, ülkemi, yasemin kokan gecelerimi arıyorum.

Oysa ne yana dönsem yere vuran bir dönemin kızgın demiri, ne yönden baksam acı zehir bir bilmişliğin cahil gülümsemesi. Kendi mağlup savaşımı verirken takındığım sert bakışlara sarılıyorum. Öğrendiğim herşeyi kuyulara atıp yeniden güneşe bakma noktasındayım. Kroslayıp, bloklayıp birktirdiğim doğrularımı kitaplarda arıyorum. "Modern insan, hayatın rasyonel ilkelere göre yönetilmediğini anlamalıdır; çünkü zorbalık, zulüm ve saçmalık bu hayatın karakteristiğidir." diyen Nietzsche'nin cümlelerini okuyup, hayvanlaştırdığımız yaşamlarımızı, suç makinesi yaratır gibi döndürdüğümüz çarklarımızı, yarattığımız isterik siluetli kuklalarımızı, çamurlaşan hayatlarımızı paspaslamaya devam ederek susuyorum. Çocukların acıları içime oturmuş, güneşe bakmaya utanıyorum. Nice tacize, nice tecavüze uğramış ha(l)kların, nice gaspların, hayallerin, bedenlerin etkisiyle kimliksizliğe sürüklenme noktasında tek bir güzel cümle arıyorum. Duyguların organik çukurunda, sahte dünyaların orgazmı yaşanırken toprağımda, baktığım noktada gördüklerimle bir kuyunun dibine baktığımı anlıyorum. Susuyorum...
*************
KUYU
Bazen batarsın dibe, düşersin
sessizliğinin çukuruna,
bilinçli öfkeden uçurumunda,
ve neredeyse
geri dönemezsin, hayatının
derinliklerinde karşılaştığın
şeylerin kalıntısı var üstünde hâlâ.
Sevgilim, bulduğun nedir
kapalı kuyunda?
Yosunlar, bataklıklar, kayalıklar mı?
Acılanmış ve yaralanmış olarak
neler görürsün kör gözlerle?
***
Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy
("Kaptanın Dizeleri"nden, 1952)
**********

*************
GELGİT
öfke büyüktür akşam vakitlerinde
otursa çin halk cumhuriyeti
davransa...recep oğlu osman nevres
belki venezuela
öfke büyüktür açılır kapanmaz parantez
ölümün aralık kapısına
lirik kafiye olur
bahçede kedi yavrulasa
hırsızı rüzgâr bir evde
yaprağı eksik papatya
majesteleri
kraliyet ailesinin seçkin mensupları
leş gibi nobel kokuyor dünya
dilimin altında binlerce böcek
tarifi zor değil uzun yoldan
gözümün karasına tırmanan
annenin sütünü tükür
kendini müjdele
akşam vakitlerinde dedim akşam vakitlerinde
öfke büyüktür
gelmeyin üstüme ama gitmeyin de
Onur Behramoğlu
30.03.2007 - Bükreş
*********
KARADA
Bu yağmurdur
usul, ince, arada
boynum, belim, ayağım
bu yağmurdur
yalan söyler, doğru susar
ben sudayım, anam babam karada
bu yağmurdur
akıl alır yürek verir
ince hesap aşk düşürür darada
bu yağmurdur
köy batırır, sehpa taşır
ayrılanı gülümsetir yarada
bu yağmurdur
ince kurşun, nice hesap
görmüş vermiş
gökyüzü var gökyüzü var
arada
Şeref Bilsel
(Magmada Kış Mevsimi)
***********
Bir kelebeğin gülüşünden tanıdım hayatı
Mahmur bakışlarından
Titreyen kanatlarından
İpektenmiş meğerse yürüdüğümüz yollar
Kim inanır?
Kim inanmaz?
Fatoş Öztüren (2007)
*************
ZAMANA ASILI MEKTUPLAR
Benim bildiğimi kuşlar da bilir, an'da süreci süreçte anı yaşamak hevesindeyim... Ece Ayhan; "Çağdaş bir masal babası yerine utanıyor" demişti... Olup bitmeyenleri seyrettikçe utanmak duygusu...
...
İnsan bu kadar insanlıktan çıkmamıştı hiçbir çağda...Bilimsel, tarhisel ilerleme fikrini yalanlıyor her şey... Positivism ile birlikte ulus devlet ve onun mühürbas yazıcıları, ırkçı resmi tarihçileri de iflas ediyor... Ama kuşları, düşleri dinleyen kim. Korkunun çeşmesinden su içmek, dilde ve şiirde ve düşte zorla iskan insana yakışmaz ki... Şiire, aşka hiç yakışmaz... Benim bildiğimi deliler de bilir... "maviler çalıyorum" bugün doğadan...Yağmura akıl veriyorum... Ötüşlerinden anladım, sır'larından...Su ve su's... Su'su ve su...
Sezai Sarıoğlu
************
BAŞUCU KİTAPLARINDAN
Yaşam bir haz pınarıdır; ama ayaktakımı da ayni pınardan içtiğinde tüm kuyular zehirlenir. Temiz olan herkese karşı iyiyimdir; ama sırıtan ağızları ve temiz olmayanların susuzluğunu görmeye tahammülüm yoktur. Gözlerini aşağıya kuyuya dikiyorlar; iğrenç gülüşleri yansıyor şimdi kuyudan yukarıya. Kutsal suyu şehvetleriyle zehirlediler; ve kirli ruyalarına "haz" adını verdiklerinden beri sözcükleri de zehirlediler.
Böyle Söyledi Zerdüşt (Friedrich Nietzsche)
Çeviren: Mustafa Tüzel, İthaki Yayınları-2006
**************
|