Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Lefkoşa Merkezi Cezaevi: Uyuşturucu ticareti merkezi
Birleşik Kıbrıs'ta tek egemenlik ve tek yurttaşlık kesindir
Talat yanlış yoldan dönsün, bunu yapamıyorsa istifa etsin
Eşel mobil grevi hayatı durduracak
Yönlendirme sınavlarının sonuçları açıklandı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

ANA

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   22 Mayıs 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

“Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver”

 (Ataol Behramoğlu)

 

Yeni yıl, sevgililer günü, kadınlar günü derken bir anneler günü daha geçip-gitti yaşamlarımızdan. Bu yıl yine, anneler gününden birkaç hafta önce reklamcılar gündemlerimize anneler ve çocuklarla dolu reklamlarını sunmak için kollarını sıvadılar. Annelerin hayatımızdaki yeri, duruşu, acısı, emeği dünyamızı sarıp sarmalayan etkisi sarsılmaz kale elbette. Fakat amaç, anneleri sembolik olarak kutlamak değildi. Bu gün, sevgiyi ölçme, biçme yarışına dönüştürüldü. ‘Şu kadarcık’ hediyelerle, ‘kaç karatlık’ sevgimiz olduğu sınandı. Bu gün için buketlenmiş çiçekler, hazır mesajlar, poşetler, hediyeler üretildi… Hepsi elbette ki anneler için hazırlanmıştı! Fazla yaratıcılık kullanmaya, düşünmeye, aramaya gerek yoktu. Her şey bir ‘tık’ kadar uzakta, bir kredi kartı kadar yakındaydı. Ne  de olsa çocuklar artık “şu kadarcık birşey al baba, borcum olsun” diyerek işaret ediyorlardı annelerin nasıl hatırlanacağını…

 

Bu hazırlanmış, paketlenmiş sıfırı çok, duygusu az oyunlardan en çok annelerin yara alacağı düşünülüyor mu? Peki reklamlarda, posterlerde kullanılan mesajların sahteliğinden, hayalini kurdukları bir düşten, bir gelecekten ne kadar uzakta olduğunun durmadan yüzlerine vurulmasından nasıl darbe aldıkları? Bu hediye furyalı dünyalara alet ettiğimiz sevgililerimizi, kadınlarımızı, annelerimizi parlak kaplı boşluklarla nasıl incittiğimizi aklımıza getirir miyiz? Su katılmamış bir çocuğun öz suyunda yıkanmak isteyen anne, fiyatı fahiş gündemlerle “gün”lere alet edilirken, hatırlanmaktan öte, aslında unutulmaktadır... 

 

Virgüllü, noktalı, parantezli yaşamların kucağında, şov dünyasının hormonlarıyla kutlanıyor anneler günü. Şiire, resime, tiyatroya yani sanata ve hayata uzaktan bakanların  “yaşam ucuzlamasına” kattıkları reklam panolarının önünde kutlanıyor Ve inadına,  ‘karatla’ değil ‘hayatla’ ölçülen dilekler tutuluyor “seninle sevmeyi öğreniyorum anne”  denilebilecek günlere...

 

*********

Anne, hayatın sonsuzluğudur…

Emile Zola

 

*********

Sevmeyi Öğreniyorum Anne

***
Bağışla beni anne.

Sevmeyi sen öğrettin

Bir bir yapıyorum dediklerini,

Sevmeyi daha çok seviyorum anne.

İhanetler olmasa, dostluklar bozulmasa,

Ne çok seveceğim daha anne.


Sevmeyi daha da çok sevdim anne.

Sen ne dedinse yaptım.

Bir tek kalleşliği,

Hainleri,

Arkadan bıçaklamaları sevmedim.

Bağışla beni anne.

Seninle sevmeyi özledim.

Aziz Nesin

********

Ne zaman güneş doğsa

İçime kar yağar

Ne zaman içime kar yağsa

Yüreğim kil gibi erir

Bir rüzgar alır

Sürükler sonsuzluğa

Ne zaman güneş batsa

İçime sen yağar

Ne zaman içime sen yağsa

Yüreğim üşür

ve ne zaman yüreğim üşüse

Ben yağmak isterim yüreğine


Fatoş Öztüren

2007

 

Annem İçin Bir Şarkı Daha

İçimdeki Silah Sesidir şiir

içinde doğup batan zamanın

açan bahar dalının, atan şafağın

yastığıma sinen sevgi kokunun

anne çocuk eş kokusunun

acıların tacı, süsüdür şiir

bir babanın mezarı başındaki ince uzun Akdeniz Selvisidir

 

Sesini sevgiyle geliştiren anne

(ki gözlerin bir tragedyadır,

bu dünyada kocaman bir tragedya)

en sevinçli sesinden bile

külleri dökülür kırgınlığın, acının,

en sevinçli gününden bile

küller kalır geriye, acı ve küller,

en acılı şiiirimsin sen benim

***

Fikret Demirağ

RÜZGARDA OZAN TÜRKÜLERİ ya da Şiirin Uzun Yürüyüşü

(KKTC Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları)

 

Yüzündedir

(Yüzünüz) yok…nasıl yüzünüz anlatamam

her gece

kapısı kırılır uykularımın

ateşten kuşlar düşer gözlerime

sığınacak sözüm (yok) uyanamam

 

Feriha Altıok

ADI AŞKA ÇAĞRILI

 

Başucu Kitaplarından

Ana’nın yanına yaklaştı. “Bu bir cinayet, Ana! Milyonlarca insanın öldürülmesi, ruhların katli… Anlıyor musun?.. Ruhu öldürüyorlar (…) Kendilerini insanlara egemen kılma olanağını sağlayan parayı, altını, önemsiz kağıt parçalarını, bir sürü ıvırzıvırı korumak için boğuyorlar. Düşün bir kez: Kendilerini savunmak, korumak için değil, varlık aşkına yapıyorlar. İçerden değil, dışardan sakınıyorlar.” Anasının ellerini kendi elleri arasına aldı, sıktı eğilerek: “Bütün bu iğrençliği, bu utanç verici çürümüşlüğü duyabilseydin,” dedi, “bizim hakikatimizi anlar, davamızın ne denli ulu ve güzel olduğunu görürdün”Ana ayağa kalktı. Pek duygulanmıştı. Yüreğini oğlunun yüreği içinde tek bir alev halinde eritmek tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. Soluyarak: “Dur” diye fısıldadı. “Anlıyorum dediğini…Bekle!”

ANA (Maksim Gorki)

 Türkçesi: Zaven Biberyan (ODA Yayınları)

*********

Zamana Asılı Mektuplar

“O Pazar” zambak kokulu bir çocuğun varlığını hissetmek adına uyandım güne. Kirlenmeyen bir dünyanın koynunda açmak istedim gözlerimi kendime.. İki can, iki kırmızı sevda, toprağımızda, alın terimiz, emeğimiz, sevdamız ve acılarımızla büyüttüğümüz kan kırmızı gülleri döktüler ellerime. Kendi sabahımda sıcaklıklarına sarıldım. İki canın yaşamıma aşkla dokunduğu bir sabahta zambağın beyazını, gülün aşkını ve acısını kucakladım…Tüm tv, radyo kanallarını susturarak, iki canın yazdıklarıyla soluklandım: “annem yıldız kayıyor içinden dilek tut/koşuyor sana kısa pantalonlu çocuk/gözünde gözümde gözlerinde bin umut -Nevzat Çelik”

 

Bedia Balses

   1621 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına
20 Haziran 2008, Cuma   BAŞKALDIRICI HAZİRAN
14 Haziran 2008, Cumartesi   UÇAKLAR DÜŞERDİ ARAMIZA
06 Haziran 2008, Cuma   Masallara İnanmak/ Masallara Sahip Çıkmak
30 Mayıs 2008, Cuma   Bir yanımda Çin Bir yanımda Myanmar
23 Mayıs 2008, Cuma   GÖNLÜ GÜVERCİNLİ BİR ŞAİR: TEKİN GÖNENÇ
16 Mayıs 2008, Cuma   EY GÜZEL ÇOCUK, DİNLE
09 Mayıs 2008, Cuma   "Etnik ve Sentetiği" Sorgulayan bir şair: "enderemiroğlu"
02 Mayıs 2008, Cuma   SORULAR BENİM İNSANLARIMDIR



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2177 1.2263
1 STERLİN 2.4266 2.4447
1 EURO 1.9235 1.9370



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

ANALARINDAN DOĞDUKLARINA...

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Yurt dışındaki insan kaynaklarımızı da bil...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

44 yıllık ömrünün 28 yılı hapiste geçti!..

Bilbay Eminoğlu

Ne kadar tuzu kuruolan varsa şimdi çıkacak...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

KILIÇ SESLERİ ARASINDA KALAN LİDERLER

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Devlete dava açmak, 2 yıllık asgari ücret ...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Bir hikâye-i göçmen

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Carlin vs. Ölüm

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital