|
-Denizin Mavisine Hasret Kalanların Şehri-
Başımı yastığa her koyuşumda
Mersin kokan zamanlar uzaklaşır
Kend(t)imden gö(e)çerim...
Denizin mavisine müptela olmuş, tuzlu tadını rehber edinmiş bir şehrin, anıları, şiirleri ve hayalleriyle büyümüş bir çocuğum. Göçün soğuk yüzüne geçmişini, dostlarını, maviliğini, denizini, martılarını bırakan bir ailenin, doğduğu yerleri anımsamayan temsilcisiyim. Tıpkı Elif Şafak'ın dediği gibi hissedenlerdenim:
"Gidersin. Gittiğinde yanardağ gibi seni dışına püskürtüverir şehir. Belki de hep böyle sürer gider bu. Belki de sonu yoktur bunca göçebeliğin. Belki de döner ve gider, gider ve dönersin. Kendi ayak izlerinde yürüye yürüye geçtiğin yolları silersin."

İşte kendi ayakizlerimi takip ettiğim bir zaman çizgisinde Larnaka sevdasıyla büyüyen iki genç ve güzel insanın çalışmasıyla kesişti yolum. Müge Orun Ertorun ve Emir Ertorun'un İskele Festivali çerçevesinde açmış oldukları "Bir Zamanlar Larnaka" isimli fotoğraf sergisi koskocaman tarihi, yiten nice değeri, lakapları, sineması, panayırı, müzik grupları, güzellik yarışmaları, yelken yarışlarıyla ve daha nice nice siması, insanıyla ünlü Larnaka'yı ayağımıza kadar getirdi. Öyle karelere, öyle insanlara, öyle anılara tanıktı ki bu isimler, geçmişini arayan, doğduğu yerleri anımsamayan, Larnaka masallarıyla büyüyen bizlere ve ailelerimize eşsiz bir armağan gibiydi. Onlarla yaptığım görüşmede duydukları heyecanı, yaşadıkları zorlukları, duygusal anları konuştuk. 1930'lara kadar dayanan fotoğrafların sergiye taşınabilme sürecini anlattılar. Tüm İskele Halkı'nın kendilerine nasıl destek verdiklerini, ellerinde olan binlerce fotoğraftan sadece 300'ünün sergide kullanıldığını, yeni projeleri olduğunu ve bu çalışmalarının süreceği müjdesini verdiler. Bu serginin hazırlık döneminde kültür ve sanata verdiği değerle de bilinen İskele Belediye Başkanı Halil Orun, 1968-1974 yılları arasında yapılan Larnaka Deniz Festivali haberlerinin derlenmesinde Halkın Sesi ve Altay Sayıl, arşivlerindeki fotoğrafları paylaşan Dr. Serdar Saydam ve Turgut Göker gibi isimlerden büyük yardım aldıklarını belirttiler. Yine de en anlamlı desteğin İskele Halkı'ndan geldiğini vurgulayan Müge ve Emir, en büyük zorluğun Larnakalılar'ın savaş zamanından kurtarabildikleri fotoğraflarını vermekte tereddüt yaşamasını, anılarını yeni baştan kaybetmekten duyulan korkuları olduğunun altını çizdiler.

Bu genç ve güzel insanlar sevdayı şimdiye, esirliği geçmişe, duruluğu, yalınlığı zamana, kayıp olan yitikliği anılara, Larnaka'yı Larnakalılar'a kavuşturarak tarihin tozlu raflarını emekle araladılar. Bir zamanlar ne olduğumuzu, kim olduğumuzu, nelere sahip olduğumuzu, neler dinleyip, ne seyrettiğimizi, ne giyip, ne yediğimizi, nereleri gezdiğimizi, nasıl su katılmamış deniz kokulu çocuklar olduğumuzu hatırlattılar. Kıbrıs'ın kendi kimliğiyle ayakta durduğu zamanlardan, gerçek aşklardan ve acılardan kesitler sundular. Şimdi birer yıldız gibi uzaktan gülümseyenlerden haber uçurdular.

Larnaka'nın tahta iskelesine, Tuz Gölü'ne, Hala Sultan Tekkesi'ne, Mücahitler Gazinosu'na, şimdi aynı olmayan, aynı kalmayan güzelliklere can suyu kattılar. Maviye, denize, martıya hasret İskele'lilere, anılarında yaşattıkları Larnaka'dan bir tutam deniz kokusu saldılar. Müge Orun Ertorun ve Emir Ertorun'a yaşattıkları güzelliklerden dolayı deniz kokan tüm çocuklar adına teşekkür ederim.
**********
Şarkılar Bizi Bekler
Larnaka'nın sahilinde
Taşlı-kumlu anılar
Yarin bal dudağında
Deniz tuzu tadı var
Larnakalım, esmer tenlim
Kara gözlü dilberim
Sahiller bizi bekler
Haydi gel yürüyelim
Martılar ağlar şimdi
İskele öksüz kaldı
Larnaka'nın hasreti
Aşkımızı da yaktı
Larnakalım, esmer tenlim
Kara gözlü dilberim
Sahiller bizi bekler
Haydi gel sevişelim
Bedia Balses
****************
Larnaka'dan Uzakta
Dün gece sisli sahilleri adımladım
Anılarım şıpırdadı ayaklarımda
İlk kez Larnaka'dan uzakta
Duydum yalnızlığımı,
Dün gece sisli sahillerde kend(t)imi aradım...
Cemal Balses
**********************
Kapılar Açıldıktan Sonra
Kapılar açıldıktan sonra İskeleye gittim.
Türk mahallesine küçük iskele yanından girdim.
Hayret! Lambiroların yazıhanesi yok!
Ağaçlar yok! Altında oturanlar yok!
Cami yoluna döndüm.
Yusuf Hoca yani Mulla Yusuf yok!
***
Kalenin karşısında Aslan Garaj yok.
Ali dayının sıcak hellim kokusu yok!
Behlül'e çağıran Ayten aba yok!
Denizde yıkanan Deli Eşref yok!
Ona eşlik eden Sancaktar da yok!
***
Sola döndüm, sinemaya doğru yürüdüm.
Pasta kokusu yok,
Anladım, Hasan Subaşı yok!
Cennet Sineması'nda afişler yok,
Bu hafta 'Seven ne yapmaz?'
Haftaya 'Camoka'nın İntikamı'
Filmleri çağıran Şakir yok!
Bir ümitle Tuz İskelesine gittim.
Sandallar var, balıkçılar yok...
Ağlar kuruması için güneşe asılmadı.
Ağları tamir eden Hacı Sadık yok.
Bekir dayı yok! Denize dalan yok,
***
Yıllar sonra kasabasına dönen yalnız bir kovboy gibi
Şaşkın şaşkın bakındım etrafıma.
Bu gördüğüm benim İskelem değil
Sevdiğim hiç bir şeyden eser yok!
Hüseyin Garip
(kaynak: www.serdarsaydam.com)
******************************
Zamana Asılı Mektuplar
Doğduğumdan beri isimlerine aşina olduğum, hikayeleriyle büyüdüğüm kişiler ve mekanlar hiç görmesem bile yaşamımdaydı. Hummuscu Halilloggo, Re Fadıl, Güzel Kemal, Berber Çulli, Makinist Ahmet, Helvacılar, Sağır ve Dilsiz Üveci, Lambirolar, Re Fadıl'ın meyhanesi, Babutsa mahallesi, Makenzi Plajı, Larnaka Deniz Panayırı, Larnaka Esir Kampı, Burnusuz Salih'in Galifi, Cennet Sineması, kafamdaki Larnaka'nın sadece bir kaç parçasıydı... Bu yerler ve kişiler babam (Halil Orun) tarafından masal gibi anlatılırdı. Her nedense bu kişileri kafamda birer masal kahramanı gibi canlandırıp o yerleri de çok farklı hayal ederdim. Kapılar açıldıktan sonra babamla Larnaka'ya gittiğimizde kafamada canlandırdığım yerleri görme şansı buldum. Ama hiç bir mekan bize anlatılan yerler kadar güzel ve sıcak değildi. Masal kahramanlarımızın hiçbiri anlatılan yerlerde değillerdi. Bu yüzden Larnakalılar'ın anılarında, yüreğinde kalan zamanları, olayları, kişileri ve mekanları yeniden İskele'ye taşıma fikri oluştu. Kendimizin birer aynası olan bu sergiyi, taşıdığımız ve hissettiğimiz Larnakalı ruhu adına gerçekleştirdik.
Müge Orun Ertorun
*****************
Başucu Kitaplarından
Belki de hayattan beklediğimiz saadet onun bize borçlu olduğundan fazlaydı. Bizler gençlik yaşımızda hakikatin ille hayalimizle uymasını istiyoruz.
İki Gelinin Hatıraları (Honore De Balzac - Mavi Yelken Yayıncılık)
***************
Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.
Gabriel Garcia Marquez
************
|