|
“Bana bir varmış”, de...
“Bir varmış, bir yokmuş” deme
İçime dokunuyor...
Birisi, ömrünüzün herhangi bir zamanında karşınıza geçip ancak filmlerde, romanlarda rastlanabilecek bir sevda yaşayacağınızı söylese... Birisi gelip, dünyayı karşınıza alabileceğiniz, para denen, ün denen, kariyer denen, çevre denen eğreti oluşumları elinizin tersiyle itebilecek “O”na rastlayacağınızı anlatsa; ve yine o birisi, rüya gibi, gerçek gibi, şiir gibi yaşayacağınız sevdanın hastalık hatta ölümle bir gün gelip de bitebileceğini dillendirse, siz ne yapardınız? Hastalığa, ölüme, herkesin görebildiği, herkesin gerçeklerine aldırmayarak “fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi” diyebilecek bir “biz” olmaya koşar mıydınız? Gerçek denilen yalanın ezberini bozar mıydınız? Hediye süsü verilmiş ayrılıklarlar, “ikbal”dan çıkan plastik sevgililerle kokuşmuşken her yer, hücreleri kemiren hastalığa rağmen her türlü sonu göze alır mıydınız? Ve bir yıl, üç yıl, beş yıl sonunda, onca sevgi dolu öpüşün, sarılışın, günün, gecenin, şiiirin, şarkının, güneşin, deryanın yoldaşlığı sürerken, ölümün kapı ardında durduğu unutulmuşken, ölümün soğuk nefesi aşkınıza düşerse hangi gerçekle ortada kalırdınız?
---

Onlarınki bir öykü olsaydı büyük, acılı hatta trajik bir aşk öyküsü olurdu. Var ile yokun, varken yok olanın, yokken var kalanın, yani eskitilen ve yozlaştırılan aşkın gerçeği yazılırdı... Onlarınki ancak arabesk filmlerin sonlarında rastlanabilecek bir veda sahnesiydi. Onlar, sizin, benim, herkesin değil, kendi gerçeklerinin peşinde aşklarının gerçeğindeydiler. Koskocaman bir ömre sığdırılabilecek anların izinden gittiler. Ortalığı cayır cayır yakan bir Temmuz öğleninde sıradan bir acı kayıp ilanı gibi zaman ve mekan kavramından süzülüp gitti “onlardan birisi”. Diğerine veda sahnesini yaşamak düştü. Bir de, “biz sana demiştik” diyen cümlelerle savaşmak. Kafamda bir filmin sahnesinde aklıma kazınan soru cümlesi yandı. Melekler Şehri (City of Angels) filminde aşık olduğu Maggie (Meg Ryan) için ölümsüzlüğü bırakarak ölümlü bir hayatı seçen ve çok kısa bir süre sonra sevdiğini kaybeden Seth’e (Nicolas Cage) filmin son sahnesinde arkadaşının sorduğu soru takıldı aklıma:
Böyle olacağını bilsen yapar mıydın?
“onun saçını bir kez okşamayı, dudağından bir kez öpmeyi, bir kez olsun elini tutmayı onsuz bir sonsuzluğa tercih ederdim”... diye yanıtlamıştı Seth filmin sonunda. Tıpkı onlar gibi aşklarını savunmuştu, sevgisiz bir dünyanın adaletsiz yolunda... Onlara ve gerçek olmayacak gerçeklerin peşinde koşarak, her şeye, herkese ve hatta ölüme rağmen aşkı seçenlere selam olsun...
*****
İnsan yaşamak istediği şey için ölür.
H.MILLER
*****
Sonsuzluk
Düşerken sonsuzluğa korkularım
UYUMA!
Akıp, gitmesin elimizden
Güvercin uçuşları
Bu gece
Yenelim sevgisiz yatışları
Gözlerin, yüreğime akan samanyolu olsun
Haydi
Kalk
Gidelim…
Bedia Balses
*********
Gitmek
Sessizce akıyordu kanı
Uyuyan incirin
“Seni düşündüm
sağanak başladı” demiştin
gül ağaçları kapanmış
Gölgeler çoktan yitmişti
Sertleşen dikenlerden kaçıp
Ölü bulutları sürüklüyordu
Güz rüzgarı
Kadir Aydemir
*****
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar
Bu yolculukta artık para, tarifeler
Beklentiler, randevular, taksitler, iş,
Anneler ve korkular yoktur
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan başka bir ışığa teslim olur,
Daha derinden anlamaya başlar, bilgeleşir
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur
Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur
Hem dışındadır dünyanın, hem de tam ortasında.
***
Her şey onunladır, ona emanettir sanki,
Ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
Kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla
Hiçbir kitabın yazamadığı hakikatlere daha yakınızdır,
İnan...
Kim demiştir hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır diye…
(***)
Cezmi Ersöz

********
Zamana Asılı Mektuplar
Beyazdın. O kadar beyazdı ki gülüşünün saflığından titrerdim. O kadar çok merdiven gerekirdi ki yüzüne, sana her ulaşmaya kalkışımda gözlerinde dinlenirdim. Uzaktaydın. Zamanların değil, ütopyaların ötesinde yaşardın yalnızlığını. Sana şiirler yazmaya korkardım. Bildiğim tüm kelimeleri çöpe atasım gelirdi sana bakarken. Sen hep zamanların ötesine koşardın. O kadar saydamdı ki sevişin, seni cümlelerin arasına hapsetmekten kaçardım.
Şimdi -di’li geçmiş zamanlarda ne aradığımı sorma, geçmiş zaman odalarında doğum hazırlıkları yapmaktayım sana. O kadar çok şimdiki zamandan uzağım ki, bir dolu gelecek ve bir tutam ağrılı, acılı beyaz renk yükledim zamana...
Bedia Balses
***********
Başucu Kitaplarından
Kızın siyah gözlerini, gülümseme ile susma arasında karar veremeyen dudaklarını görünce, dünyanın konuştuğu ve yeryüzünün bütün yaratıklarının yürekleriyle anladıkları dilin, en temel ve en yüce bölümünü anladı delikanlı. Ve Aşk’tı bunun adı, insanlardan da, çölden de daha eskiydi. Tıpkı kuyunun yanında bu iki bakışın buluşması benzeri, iki bakışın buluştuğu her yerde, her zaman aynı güçle ortaya çıkardı. Dudaklar sonunda gülümsemeye karar verdiler ve bir işaretti bu, bütün ömrü boyunca bilmeden beklediği, kitaplarda, koyunların yanında , kristallarde ve çölün sessizliğinde aramış olduğu işaretti.(…) Ve bu iki insan karşılaşınca ve gözleri buluşunca bütün geçmiş ve bütün gelecek artık önemini yitirir, yalnızca o an ve gökkubbe altında her şeyin aynı El tarafından yazıldığı gerçeği vardır.
Simyacı (Paulo Coelho)
Türkçesi: Özdemir İnce, Can Yayınları
*********
Aşk Şarkısı (4)
Bir dal verdi bana sevgili
Üzerinde sarı
yapraklarda
Yıl dediğin geçer gider
Aşk ise hep yeni başlar
Bertolt Brech
*******
Kıyısız Bir Ayrılık Şiiri
***
kıyısız bir ayrılık yazıyorum
bütün mesafeler korkunç
bütün düşler el kapısı
-aramızda son bir sözün söylenmemesi
türkçe özürlü bir sığlık yalnızca
***
Emin Akdamar
*****
|