|
Geçen hafta sonu kırmızı alarm koşulları uyguladık evde.
Meteoroloji raporlarına göre soğuk hava gelecekti. Isı 5-6 derece düşecekti.
Türkiye televizyonları da ikna etti bizi.
Bir bölümü Balkanlardan, diğer bölümü Kafkaslardan 2 tarafı soğuk hava kıskacına girmişti Türkiye.
Kar yağışı adım adım Akdeniz'e iniyordu.
"Onlarda kar yağar biz soğuğunu çekeriz" derdi rahmetli annem.
Bu söz kulaklarımda yeniden çınladı ve evdeki ısıyı düşürmemek için başladık yığınak yapmaya.
Elektrik kesilirse ne olacağına dair çeşitli senaryolar üzerinde çalıştık.
Dağ-bayır gezerek, arkadaşların kapılarını çalarak odun yığınağı bile yaptık.
Cumartesi akşamını "yüksek derecede ısıtılmış" bir ev ortamında geçirdik.
Gece yatırken "beyaz bir pazar sabahına" uyanacağımızı sandık.
Sandığımız gibi olmadı tabi.
Çocukların alaycı gülümsemeleriyle pazar kahvaltısını "güneşin taş yaktığı" arka balkonda pırıl pırıl bir gökyüzü altında, kuş sesleri arasında yaptık.
Yanlış alarm verilmişti.
Biz kar ve fırtına bekleyip, evimize çekilirken doğa pikniğe davet edercesine mükemmel bir pazar sunmuştu.
***
Her Amerika'ya gidişimizde televizyon kanallarının nerdeyse ana haber bültenlerinin süresi kadar bir zaman dilimini hava raporlarına ayırdığını görürüm ve hep hayret ederim.
Bazılarında bir, bazılarında 2 meteoroloji uzmanı dakikalarca ve hatta semt semt hava durumunun ne olacağını anlatıp dururlar.
Sadece dereceyi ve rüzgarın şiddetini duymaya alışkın bizler için bu "abartılı" durum aslında sıradan Amerikalı vatandaşlar için olağandır.
Çünkü "doğru ve güvenilir" hava raporunu almadan evden dışarı çıkmamak Amerika'da bir gelenekmiş.
3 yıl önce İndianapolis'te gece yemeğine gideceğimiz bir aile panik halinde otelden arayarak "isterseniz biraz erken yola çıkın, televizyonlar yaklaşmakta olan bir fırtınanın haberini veriyorlar" dediklerinde "acaba gitmesek mi" diye tereddüt yaşamıştık.
E kolay değil yaklaşan fırtınaydı.
Biz erkenden çıkıp gittik.
Gittiğimiz evdekileri televizyonun karşısında, canlı yayında fırtına haberlerini izlerken bulduk.
Lanet televizyon kanalları fırtınayı izlemeye almışlar.
Semt semt geçtiği noktaları canlı yayında veriyorlar.
İster istemez biz de televizyonun başına çakıldık.
Fırtına bizim bulunduğumuz semte de geldi.
Pencereler kapandı, kapılar sürgülendi, elektrik kesintisine karşı bataryalı ampuller hazırlandı. Ev sahipleri "siz bu havada gidemezsiniz" deyip bize geceyi geçireceğimiz döşek bile ayarlamaya koyuldular.
Fırtına fakiri bendeniz bir ara merağımı yenemeyip balkona çıktım ve ne olduğuna baktım.
Gördüğüm şuydu: "Şiddetli bir rüzgarla birlikte bazen doluya dönüşen yağmur vardı."
Memleketten alışkın olduğumuz bir manzara.
İçeri girdim ve "2 saat sonra yıldızları göreceğiz" dedim.
Kimse inanmadı tabi ki.
Ama televizyon başındaki yemek bitmeden, rüzgar durdu, yağmur dindi, bulutlar çekildi ve yıldızlar parlamaya başladı.
Amerika'nın orta yerinde fırtınalar böyle oluyormuş demek ki....
***
Havalar iyice soğudu ama yine yağış yok.
Mevsim kış olmasına rağmen göletlerdeki doluluk oranı yüzde ellinin altında.
Çeşmelerden akan su miktarı yazdan farklı değil.
Eğer şubat ve mart sürpriz yapmazsa büyük bir kuraklığın eşiğindeyiz demektir.
Tam da "kıyamet günü yaklaşıyor" dedirttirecek türden.
Pırıl pırıl bir gökyüzü ve güneşli bir pazar hepimize mutluluk veriyor ama bilinmeli ki kıyamet gününün habercisidir.
Yağmuru özleyen bu topraklar susuzluğa daha ne kadar dayanabilir ki?
Susuzluğu bu ülke daha ne kadar kaldırabilir ki?
Çeşmeler tıslamaya başlamadan bu sorunu tartışmaya ve önlem almaya başlasak iyi olacak.
Kıyamet vakti geldiğinde geç kalmış olacağız...
|