|
Sevgi ve saygıdır yaşamın sırrı...
Sevgi saygı ile harmanlanabilirse daha bir güzeldir...
Hayatımda en çok sevilmeyi sevdim ben. Bir de sevmeyi bilenleri...
Sevmeyi bilmeyenin, sevilmeye hakkı yoktur zaten...
* * *
Oysa sevmek ne güzel bir duygudur. Ancak bedeli de bir o kadar ağır...
Bir o kadar çok...
Öde öde bitmez...
Bitmesin varsın...
* * *
Karşılıksız sevgiler de var elbet.
Oysa, karşılık beklemeden yapılan her şey kutsal değil midir?
En insanca en doğal duygulardan biridir sevmek. Gülmek, ağlamak gibi...
* * *
Aslında sevgi ile yoğrulmuştur toplumumuzun hamuru.
Saygı ve duygusallık vardır harcında...
Ve biraz da kalıtımsal olarak (çoğu kez gereksiz) alıngandır insanımız...
Kızarız, küseriz, çekeriz elimizi eteğimizi;
Arayıp sormayız da sevdiklerimizi;
Bir felakette, bir acıda nasıl da birleşir, bütünleşir, bir beden, bir can, bir yürek oluveririz...
Tıpkı talihsiz çocuklarımız Gamzemiz ve Özgünümüz'e tutulan yas gibi tüm toplumca...
* * *
Acılar yaşanmadan, üzüntüler çalmadan kapımızı, her zaman bu bütünlüğü korusak...
Acıda olduğu gibi, mutlulukta da bir bütün olsak olmaz mı?
Şu üç günlük dünyada yenilmeden hırslarımıza, doyumsuzluklarımıza, kıskançlıklarımıza gem vurabilsek...
Başkalarının mutlulukları bizim de mutluluğumuz, başarıları başarılarımız olabilse, ne kaybederiz ki? Kazanmaz mıyız aksine...
* * *
Acılar hiç yaşanmasa...
Üzmesek sevdiklerimizi olmaz mı?..
Yaşamımızın amacı bundan böyle sevgi olsun, saygı olsun...
Hırslara kapalı olsun kapılarımız. Aralık kalsın hep dostluklara, güzelliklere, sevgilere...
Olmaz mı?..
ARALIK KAPI
çocukluğum hesap sorar
her gece bir silah patlar
kulağımın dibinde
burnumda bir yangın kokusu
çığlıklar, çığlıklar
çocukluğumdan uyandırır beni...
hayal meyal hatırladığım babam
kapı arkasına bir şeyler saklar,
sopa mı, cop mu bilemem, anlamam...
gece yarıları başlayan sokak çatışmaları
daha dün gibi belleğimde
yaşayamadığım çocukluğum
bir kâbus misali hesap sorar her gece
bir alın yazısı bu silinmez...
benim memleketimde sarıdır sabahlar
ikindiler turuncu
ve kan kırmızıdır akşamlar...
kadınlar mutsuzdur,
erkekler mahkumdur ölüme
daha doğmadan...
benim memleketimde silahlar hiç susmaz
çocukların ilk oyuncağıdır silah
benim memleketimde
varlık içinde yaşanır yokluklar,
açlıkla tokluk yanyanadır
ve sevgiyle nefret koyun koyuna...
ondandır sabahların sarı,
ikindilerin turuncu
ve kan kırmızı oluşu akşamların...
bir de, zift karasıdır geceler...
her gece bir silah patlar kulağımım dibinde
burnumda bir yangın kokusu.
çığlıklar, çığlıklar...
yaşayamadığım çocukluğum
bir kabus misali hesap sorar...
Sevilây SADIKOĞLU
Girne Belediyesi'nden İzmir-Karşıyaka Kültür-Sanat çıkarması...
Girne Belediyesi ile İzmir Karşıyaka Belediyesi, yıllardır karşılıklı ilişkilerini sürdürüyor.
Sekiz yıl önce kardeş belediye ilan edilen İzmir Karşıyaka Belediyesi ile Girne Belediyesi, yeni bir kültür ve sanat etkinliğinde bir araya geliyor.
Girne Belediyesi her yıl 23 Nisan'da İzmir Karşıyaka'da düzenlenen "Çocuk Şenlikleri"ne katılmakta ve Kıbrıs halk dansları ve müziğinden örnekler sunmaktadır.
Bu karşılıklı ilişkiler içinde geçmiş yıl olduğu gibi bu yıl da Girne Belediyesi'nin ekim ayı içerisinde düzenlediği Zeytin Festivali'ne İzmir Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ve yöneticileri de aramızda idi. İzmir Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak'ın "İzmir'de Kıbrıs Haftası düzenleyelim" sözünden yola çıkılarak, 31 Ocak-4 Şubat, 2007 tarihleri arasında İzmir Karşıyaka'da Kıbrıs Haftası düzenleniyor.
Etkinlikte Girne Belediyesi Türk Sanat Müziği Topluluğu Konseri, Cenk Gürçağ'ın yazdığı ve Derman Atik'in yönettiği Girne Belediyesi Tiyatro stüdyosu'nun "Mucizeler Mevsimi" adlı oyunu sergilenecek.
Kıbrıslı sanatçımız Umut Albayrak ve grubu Kıbrıs şarkılarından oluşan repertuvarı ile İzmir-Karşıyaka'daki etkinlikte sahne alacak.
3 Şubat'ta ise Kıbrıslı şair ve yazar etkinliğinde ise Sevilay Sadıkoğlu ve Mustafa Gökçeoğlu Karşıyakalılarla buluşacak. Aynı gece Kıbrıs yemeklerinden örneklerin de sunulacağı etkinliğe Kıbrıs halk dansları müzik ekibinin Kıbrıs müzikleri dinletisi gerçekleştirilecek.
Vefasıza...
seni sensiz yaşamak öldürüyor beni
yüreğim kırık-dökük, paramparça
ne zaman güzel bir şey düşlesem
sen gelirsin aklıma...
ne zaman içim dolsa, ağlasam,
sen varsın gözyaşımda...
S.S.
Bir nefes KKTC...
Lefkoşa Bölgesi ziyaret edilebilecek tarihi yerler ve müzeler:
1. Girne Kapısı
2. Mevlevi Tekkesi
3. Dr. Fazıl Küçük Müzesi-Anıtı-Heykeli
4. Atatürk Meydanı, Venedik Sütunu ve İngiliz Sömürge Dönemi yapıları
5. Mahmut Paşa Adak Yeri
6. Sarayönü Camii
7. Arabahmet Camii
8. Ermeni Kilisesi
9. Derviş Paşa Konağı Etnoğrafya Müzesi
10. Yediler Türbesi
11. Turunçlu Camii
12. Korkut Hamamı
13. Büyük Hamamı
14. İplik Pazarı Camii
15. Kumarcılar Hanı
16. Kurt Baba Türbesi
17. Büyük Han
18. Selimiye Camii (Ayasofya Camii)
19. Bedesten
20. Bedesten Heykel Müzesi
21. Saçaklı Ev Kültür Sanat Merkezi
22. İttik Dede Türbesi
23. Aziz Efendi Tekkesi
24. Papazların Meclis Binası
25. II. Sultan Mahmut Kütüphanesi
26. Taş Eserler Müzesi
27. Latin Başpiskoposluk Sarayı (Küçük Mehmet Binaları)
28. Ahmet Selim Dede Adak yeri
29. Haydarpaşa Camii
30. Kara Baba Türbesi
31. Lüzinyan Evi
32. Yeni Cami
33. Ay. Luka Kilisesi
34. Laleli Cami
35. Alay Bey Sokağı Adak Yeri
36. Milli Mücadele Müzesi
37. Barbarlık Müzesi
Girne Kapısı:
Venedik döneminde surlarla çevrili olan Lefkoşa'ya girişi sağlayan üç kapıdan biridir. Kapı, inşa edildiği dönemde Venedikli askeri mühendis Proveditore Francesco Barbaro'nun adından dolayı Porta Del Proveditore olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı döneminde ise "Edirne Kapısı" olarak bilinmekteydi. 1821 yılında üzerine tek odalı ve kubbeli küçük bir bekçi kulübesi eklenmiştir. Eskiden kapının sağ ve sol tarafı surlara bitişik olup şehre sadece kemerli kapıdan girilmekteydi. Kapının güney duvarının üst köşesinde ise Hattat Şeyh Fevzi Dede'nin yazdığı eski Türkçe "Nasrün Minellahü Süresi" bulunmaktadır. İngiliz Sömürge İdaresi döneminde (1931) giriş kapısının sağ ve solundaki surların kesilerek trafiğe açılması ile eski giriş kapısı fonksiyonunu yitirmiştir.
Ele geçen yazılı belgelerde giriş kapısına eklenen küçük odada Osmanlı döneminde Horoz Ali diye bilinen bir kişinin bekçilik yaptığı ve 1946 yılında 121 yaşında iken bu odada öldüğü kayıtlıdır.
"Kuzey Kıbrıs'ı Tanıyalım, Gezelim, Görelim"
Zekai Altan - sayfa: 156-157-159.
|