|

En çok ben üzülürüm dünlere ve ben gibiler
Ve en çok benim hayıflanan yarınlar için
Kimse mutlu olmadı yıllardır
Kimse mutlu değil bu günlerde de
Ya yarınlarda?
Acaba biz nerede yanlış yaptık?
Böyle değildi bu ada insanları
Böylesine umutsuz ve ruhsuz olmamıştık hiç
Ve böylesine doyumsuz değildik eskiden
Böylesine ağır değildi yaşamak yıllar önce bu adada
Böylesi zor olmamıştı konuşmak
Ve böylesi sevgisiz kalmamıştık hiç
En çok ben üzülürüm dünlere ve ben gibiler
Ve en çok benim hayıflanan yarınlar için
Çünkü bu kaderi biraz da ben ve benim gibiler çizdik
Acaba biz nerede yanlış yaptık?
Her akşam gün batımında seyre dururum beşparmakları
İçimi bir hüzün sarar, dar gelir bana bu şehir
Gidenlere yanarım
Yüreğimin isyanı iki damla yaş olur,
Donar kalır göz pınarlarımda,
Utanırım, ağlayamam...
Bilirim; biz bir yerde yanlış yaptık...
ALAEDDİN YAVAŞÇA İLE ANILARA YOLCULUK
"Ne günah etse açılmaz iki gönlün arası
Ne gün ah etse kanar dildeki firkat yarası
Dilerim bin beter olsun kim ayıplarsa beni
Arıyor ruhum onu olsa da bir yüz karası"
Bestesi Alaeddin Yavaşça'ya güftesi Rahmi Duman'a ait olan bu şarkı Hicaz makamında.
Şarkının güftesi kim bilir ne yürek acısıyla, ne büyük bir aşkla yazılmış. Zaten aşk biraz da acı çekmek değil midir?
Alaeddin Yavaşça'nın Hicazkar makamındaki bir diğer şarkısının güftesi Şükrü Öncel'e ait...
Bakınız Şükrü Öncel sevgilisine duyduğu aşkı nasıl anlatıyor...
"Şen gözlerinle yüzüme bir baktın
Gözümden yol bulup gönlüme aktın
Kalbime girdin ateş gibi yaktın
Gözümden yol bulup gönlüme aktın"
Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça, 1 Mart 1926 yılında Kilis'te doğdu. Babası Kilisli Divan şairlerinden Yavaşçazade Sezai Efendi'nin oğlu Hacı Cemil Efendi'dir. Annesi Kınoğlu Kadri Efendi'nin kızı Enver Hanım'dır.
Kilis Kemaliye İlkokulu'nu ve Kilis Ortaokulu'nu bitirdikten sonra lise birinci sınıfa Konya Lisesi'nde başlayıp, 2. ve 3. sınıfları İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamlayıp mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girerek buradan 1951 yılında mezun oldu. "Kadın Doğum" üzerine ihtisas yaptı. Operatör Dr. Oldu. İstanbul'da çeşitli hastanelerde çalıştı. En son Haseki Hastanesi Başhekimi iken emekli oldu. Devlet, Türk Musikisine katkılarından dolayı kendisine profesörlük unvanı verdi.
Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça'nın musiki hayatı, doğduğu ve ailece bağlı bulunduğu Kilis'te küçük yaşlarda başlayıp, Zihni Çelikalp'den batı musikisi keman dersleri almıştır. Tıp tahsiline devam ederken, Munir Nurettin Selçuk, Dr. Suphi Ezgi, Hüseyin Sadettin Arel, Zeki Arif Ataergin gibi değerli Türk musiki ustalarından dersler almıştır.
Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça, Türk musikisinde devlete bağlı ilk konservatuarın kurucuları arasında görev almış, bu Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda yönetim kurulu üyesi ve öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça'nın icracılığı yanında 450 civarında beste, semai, şarkı, çeşitli saz eserleri (peşrev, saz semaisi), ilahi formunda besteleri vardır.
Ümitsiz bir aşka düştüm / Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok / Geçmesin sevgilim günümüz yasla gibi birçok şarkının bestekarıdır.
Kaynak: (Kilis'in Ünlüleri)
Yazımıza yine Alaeddin Yavaşça'nın nihavent makamındaki bir bestesiyle son verelim. Şarkının güftesi Münir Müeyyet Berkman'a ait.
"Ne bildim kıymetin ne bildin kıymetim
Reva mı şiddetin reva mı hiddetim
Zulm eden sen misin bilmem ki ben miyim
Kader mi talih mi ağyar mı acep kim
Kıskançlık alevi kalplere gireli
Sen deli ben deli aşk deli ruh deli
Severken sen beni severken ben seni
Bir gurur mahvetti hem seni hem beni
Ne sensiz bir mekân ne sensiz heyecan
Vermiyor teselli ne ümit ne de can
Sararken gönüllü iştiyak an be an
Değer mi bu hasret bu firkat bu hicran..."
Yaşamınızda hiç bir zaman "keşke"ler olmaması dileğiyle sevgilerle, şarkılarla kalın...
OLUMSUZ İNANÇLAR NASIL OLUŞUR?
Olduğumuz ya da olacağımız insanı yönlendiren en büyük etki, çevremizin üzerimizdeki telkinleridir. Duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz her şeyden, çevremizdeki insanlardan ve olaylardan etkileniriz. Hayata bakışımızda, inançlarımızın oluşmasında, çevremizin çok büyük rolü vardır.
Kendimizle ve yapabileceklerimizle ilgili olumsuz inançlara sahip olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi, olumsuz bir toplumsal çevrede yaşıyor olmamızdır. Kendimizle ya da hayatla ilgili ailelerimizden, öğretmenlerimizden ve arkadaşlarımızdan gelen olumsuz telkinler altında büyüdük. Eskiden, "en kötüsünü düşün, kendini ona hazırla, iyi olursa sevinirsin" derlerdi. Paranın kolay kazanılmadığına, hayatın zor ve adil olmadığına inandırdılar bizi. Haberlerden ve gazetelerden hayatın olumsuz yönleriyle ilgili mesajların bombardımanı altında yaşıyoruz. Her şeyimiz başkaları tarafından eleştirildi. Anne babalarımızın, öğretmenlerimizin, arkadaşlarımızın, eşimizin, sevgilimizin ve patronumuzun eleştirilerine maruz kaldık.
Bazen çocuklarımızı korumak adına, onlara para, eğitim ve gelecek kaygısı yerleştiriyoruz. Çocuklarınıza dünyanın çok tehlikeli bir yer olduğu duygusunu aşılamayın. Korku değil, güven aşılayın. Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük armağanı verin. Ona güvenin, hayatla başa çıkabileceğine inanın.
Gelişen teknolojiyle, dünyanın diğer ucundaki felaketlerin, ihanetlerin ve olumsuzlukların haberini anında alabiliyoruz. Dünyanın batmakta olan bir yer olduğunu ve sonunun geldiğine inanmaya başlıyoruz. Elinize bir kâğıt kalem alın, akşam televizyonun karşısına geçin ve haberleri izleyin. Her haberi olumlu ya da olumsuz olarak işaretleyin. Olumlu haber var mı? Büyük bir ihtimalle, iki üç taneden fazla bulamayacaksınız. Geri kalanların hepsi felâket, ihanet, hayatın ne kadar zor olduğu ve her geçen gün nasıl kötüye gittiği konusunda. Hatta olumsuz bir haberi, nasıl daha çarpıcı ve olduğundan kötü olarak verebileceklerinin yollarını arıyorlar. Televizyonlar adeta felaket tellallığı yapıyor. Olumsuzlukları ekrana en iyi yansıtan, toplumu en iyi zehirleyen, "yılın haber programı" ödülünü alıyor.
(Bir Aborijin duası)
Yetecek kadar...
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim...
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum...
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum...
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum...
Yaşamındaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum...
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum...
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum...
Son elvedayı atlatmana yetecek kadar "Merhaba" diliyorum...
o gün...
göklerden yıldızlar yağacak
başımıza
okyanusta balıklar
aşkımıza alkış tutacak
bir gemi alacak beni
bu limandan
sana taşıyacak...
S.S.
|