|
Çevre konusu son yıllarda KKTC'nin önem arzeden konularının başında gelmektedir.Bu konuda sadece ülkemizde değil, dünyada da yaşamsal alanda en önemli konudur.
İnsan olarak uymamız gereken birçok kurallar vardır. Bu kurallar insanı insan yapan özelliklerdir ve bu da bir noktada, doğa ile insan alışverişidir.
Çevre bizim malımız değildir. Biz burada sadece kiracıyız. Çevremiz bize emanet olarak verilmiştir. İşin ilginç tarafı ise biz çevreyi en sevdiklerimize, çocuklarımıza devretmek üzere geçici olarak kullanıyoruz bugün... Bundan dolayı ona gözümüz gibi bakmak zorundayız.
Teknoloji baş döndürücü bir süratle gelişmekte. Bu da bizim işimizi hem kolaylaştırmakta, bir ölçüde de zorlaştırmaktadır; ancak, günlük yaşantımızda teknolojiyi akıllıca ve titiz bir şekilde kullanabilirsek, kazanan yine bizler -dünyanın kiracıları- olacağız...
"Arslan yattığı yerden bellidir" diye bir atasözü vardır. Yalnız evimiz değil, işyerimiz, gezip dolaştığımız, kullandığımız yollar, çarşı pazarlar, dağımız, ormanımız, akarsularımız, denizlerimiz, nefes aldığımız hava da aynı oranda temiz olmalı ve onları özenle, büyük bir titizlikle koruyup tümüne sahip çıkmalıyız.
Çevre konusu aslında gerek yaşamsal, gerekse görsel açıdan büyük önem arzetmesine rağmen nedendir bilinmez, kelimenin tam anlamıyla ihmal edilmiş konuların en üst sıralarında yerini almaktadır. Ve bu konu devlet ve hükümet yetkililerinden önce de sivil toplum örgütleri ve duyarlı vatandaşlarca gündeme getirilmektedir.
Gerek ülkemizin turizm faaliyetleri ve gerekse imajı açısından en önemli konudur bence çevre konusu... Oysa Türkiye'de bile ilk olarak 1982 anayasasının 56. maddesinde yer almış ve 1983'de Çevre Kanunu hazırlanarak yürülüğe girmiştir.
Bizde bu konuda bir kanun var mı acaba? Bilmiyorum... Varsa bilenler bilmeyenlere anlatsın!..
************
MÜNİR NURETTİN SELÇUK'LA ANILARA YOLCULUK
Münir Nurettin Selçuk (1900-1981)
"Bilmem kaç yıl aradım seni bulana kadar
Ayıkladım içimi tek sana kalana kadar
Seninle bir bütünüm seninle varım şimdi
Bir sana tapacağım toprak olana kadar..." (Hicaz - Güfte: Ü.Yaşar Oğuzcan /
Beste: Münir Nurettin)
"Gittin de bıraktın beni aylarca kederde
Mehtap oluyordun bana aysız gecelerde
Derman olur ancak dönüşün bizdeki derde
Mehtap oluyordun bana aysız gecelerde..." (Hicaz - Güfte: Faruk Nafiz Çamlıbel /
Beste: Münir Nurettin)
"Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın
Bir alem-i hayale dalan ab uyanmasın
Ağuş-i nev-baharda habidedir cihan
Sürsün sabah-ı haşre kadar hab uyanmasın" (Uşşak - Güfte: Yahya Kemal Beyatlı/
Beste: Münir Nurettin.
1900 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Münir Nurettin Selçuk, 1917 yılında ailesinin ısrarı ile öğrenim için gittiği Macaristan'dan musiki aşkı ile geri döndü.
Dar'ül Feyz-i Musiki Cemiyeti'ne devam etti ve Zekaizade Ahmet Irsoy'dan ve Bestenigar Ziya Bey'den musiki dersleri aldı.
Münir Nurettin Selçuk bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret'in "bu bir teranedir" şiirine yaptığı bir besteyle adım attı. İkinci olarak "Sensiz ey şuh, gözlerim avare kalbim ağlıyor" güfteli şarkısını besteledi. Bu iki eserden sonra 20 yıl süreyle beste yapmadı.
1923 yılında askerliği sırasında Mızıka-ı Hümayun'da sonradan da Riyaset-i Cumhur Musiki heyetinde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslupla, 1928'de "Sahibinin Sesi" firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti ve aynı yıl Paris'e giderek ses tekniği konusunda eğitim gördü. Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk Musikisi ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19. yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslubu "Bel Canto"dan etkilendi.
Musiki tarihimize tek başına konser verme geleneğini getiren sanatçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında, şimdiki Dormen tiyatrosunda vererek büyük ilgi ve hayranlık uyandırdı. Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de başarıyla ilk kez uygulayan sanatçı o olmuştur.
Daha pek genç yaşında çevresinde müthiş bir hayranlık uyandırdı, giyimine gösterdiği özenle, ciddiyetle ve tavizsiz sanat anlayışıyla bir efsane oldu. Batıdan gelen etkileri (opera, tango v.s.) kendi Türk Musikisi okuyuş üslubuna korkmadan dâhil eden Münir Nurettin, kuşaklar boyu örnek alındı.
Asıl beste çalışmalarına 1940-1941'li yıllardan sonra başlayan Münir Nurettin İstanbul'a döndükten sonra 30 yılı aşkın bir süreyle İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyeti'nde görev yaptı.
Bir çok genç kuşak sanatçısının yetişmesine katkıda bulunan Münir Nurettin Selçuk'un özel olarak ders verdiği kişiler arasında günümüzün en önemli Türk Musikisi ses sanatçısı olan Prof.Dr. Alaeddin Yavaşça'yı sayabiliriz.
Münir Nurettin Selçuk 27 Nisan 1981'de hayata gözlerini yumdu.
"Uçsuz bucaksız engine
Baharın yeşil rengine
İçimin dengi dengine
Gönül vermek istiyorum
Aklar düşsün saçıma
Kuşlar üşüşsün başıma
Bir peri çıksın karşıma
Gönül vermek istiyorum
Bir goncaya bir çiçeğe
Elinden su içeceğe
Güzel ne varsa her şeye
Gönül vermek istiyorum..." (Nihavent)
|