|
Kıssadan hisse...
İş arayan genç
Üniversiteden mezun olmuş, ancak birkaç aydan beri, bütün uğraşlarına rağmen uzman olduğu dalla ilgili bir iş bulamamıştı. Sonunda pes etmiş ve kendi dalıyla ilgili olmasa bile, klasına uygun olacak herhangi bir işte bile çalışmaya razı olmuştu.
Bir gün gazetede bir iş ilanı gördü. Şirkete işçi sorumlusu alacaklardı.
Şirketin genel müdürüyle görüştü. Görüşme olumlu geçmiş ve başvurusu kabul edilmişti. Mülakata çağrıldığı gün morali bozulmuştu. İşe başvuran insanlar güçlükle sayılabilecek kadar çoktu. Ümidi tamamen yok olmuş gibiydi. Mülakat sırası ona geldiğinde, mülakatçıların alaylı bir şekilde soru sorma üslupları canını sıkmıştı. Onu resmen tele alıyorlardı. Ona yöneltilen sorular saçmaydı. Ellerindeki ansiklopedilere bakarak, akla gelmeyecek sorular soruyorlardı. Hiçbirisine doğru düzgün cevap verememişti. Odadan çıkarken kapıyı sertçe vurarak gitmişti. Arkasından seslenerek, "işe alınmadınız bayım!" dediler. O da, içeriye doğru bağırarak, "biliyorum lanet herifler!" diye yanıt vermişti. Bir yandan haline yanarken, bir yandan da dilini bozduğu için kültürüne yakıştırmıyor ve kendinden utanıyordu. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmiyordu.
Artık iş aramaktan, işsizlikten ve hatta yaşamaktan yorulmuştu. Kendini işe yaramaz bir yaratık olarak görmeye başlamıştı. Birden içini korkunç bir karamsarlık bürüdü. Sonunda acı ve ıstırap veren bu dünyadan ayrılmayı düşündü. En iyisi denize atlayarak soğuk ve derin sulara gömülmekti. Hiç olmazsa balıklara yem olur ve bir işe yarar diye düşünüyordu.
Nasıl olsa öksüzdü, arkasında ağlayacak ne anası, babası, ne de bir sevgilisi vardı. Hayat, kalanlar için yine devam edecekti. Belki cesedini bulan polisler birkaç gün soruşturma yapacak ve belediye tarafından gömülecekti, o kadar.
Bu düşünceler içinde yolda yürürken, tekerlekli sandalyesi ile belden aşağısı felçli, güler yüzlü genç bir kız, arabasının tekerleklerini kaldırıma çıkarması için yardım istedi. Genç kız adama teşekkür ettikten sonra, onun asık suratını fark edince şöyle dedi: "Çok karamsar görünüyorsunuz bayım. Ne olursa olsun hayattan zevk almaya bakın. Şu güneşli güzel güne bakın. Keyif alın, mutlu olun!"
Ömür boyu, dört tekerleğe mahkum olan bu genç kızın, kendi haline bakmadan başkalarına moral vermesi, her şeye rağmen hayata sımsıkı bağlılığı adamı çok etkilemişti. Çünkü kendisinin iş bulması imkansız değildi. Ama belden aşağısı felçli olan bu kızın bir daha kalkıp yürümesi, bu güzel kırlarda sevgilisiyle koşması imkansızdı.
Hayat zordur. Hemen pes etmeyin, sizden daha kötü durumda olan insanların var olabileceğini düşünün. "Sabrın sonu selamettir" demiş atalarımız...
"Anılar-öyküler ve mesajlar"
Osman Bulun-s.73-74.
***************
Mitoloji...
Kaplumbağalar...
Afrika'da, yerliler arasında anlatılan bir efsanede; Tanrı ilkin kaplumbağaları, sonra insanları, en son da taşları yaratmıştır.

Bunlardan kaplumbağa, Tanrı'dan bir çocuk isterse de, Tanrı bu isteği yerine getirmez. Kaplumbağa, isteğini bir kez daha yineler. O zaman Tanrı: "Çocukla birlikte ölümü de veririm" der. Kaplumbağa da: "Yeter ki siz bana bir çocuk verin. Ben ölüme razıyım." der.
Tanrı, bu arada insanlara da çocuk isteyip istemediklerini sorar. İnsanlar da çocuk ister.
Aynı soruyu bir de taşlara sorar; taşlar çocuk istemezler.

Ve böylece, kaplumbağalar ve insanlar çocuk uğruna ölümsüzlüklerini yitirirken, taşlar da ölümsüzlüğe kavuşmuş olurlar...
*************
ARALIK KAPI
siyahlar mutlu
hiç bu kadar mutlu olmadı siyah
bu kadar gözyaşı dökmedi mavi
mavi olalı...
bu ne hiddet
bu ne kin böyle?..
bu dağ boyu dalgalar, siyahlara dönüşen mavi
aşkıma nefretten mi?..
sevdiğim bırakıp gideli beri beni
hiç bu kadar mutlu olmadı siyah
ve hiç bu kadar gözyaşı dökmedi mavi
mavi olalı...
ağustos, 2007.
*************
Sıcak
Görmedim Kıbrıs'ı hiç bu kadar sıcak
Ne var sanki bizi bu kadar yakacak?
Dünyanın sonu mu acaba,
Böyle mi batacak?
Kalmadı bir tek yer
Nefes bile alacak...
Har vurup harman savurduk dünyayı
Bir oyuncak gibi oynadık yıllarca
Yeni yeni farkına vardık Tanrım!..
Biz dünyaya ne yaptık?
Hazır verdin suyu, havayı bize
Daha çok diye diye
Düştük birbirimize
Gözümüz doysun artık,
Gelelim kendimize
Haydi artık uyanın
Bu sözlerim hepinize...
Fatma Alçıner (güfte yazarı ve besteci)
********
Karanlıklara kurşun sıktım
Kimvurduya gitti gençliğim
Pişman değilim
Suçu kadere yükledim
Beraat ettim...
S.S.
***********
|