Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Mülkiyet formülümüz var, önereceğiz
KTOEÖS bugün tam gün grevde
Girne'ye yıldız yağacak
Kalpler anneler için çarptı
Kıbrıs'taki "bahar havası"nın başarılı olmasını diliyoruz

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Erdoğan ABD'yi uyardı: İnceldiği yerden kopar [2]

BİRLEŞME

Beste SAKALLI

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Şubat 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yolun hemen üzerindeki otel odasında, ne sireni üzerinde geçen ambulans, ne bildik melodili borusuyla ürküten polis otoları, ne son anda frene basmış gibi duran otobüslerin tiz sesi, ne biribirleriyle yarışan arabalar, ne de bir sarhoşun ritmini bozarak söylediği şarkılar! Hiçbirini ama hiçbirini duymuyorum bu kez.

Dışarıdaki dondurucu soğuğa rağmen yazlık pabuçlarıyla yolu karşıdan karşıya yavaş adımlarla geçen o kadını görmüyorum. Fark etmiyorum yanımızdaki kocaman parkta, ezberledikleri bir dansın figürlerini kusursuzca yapar gibi gökyüzünün bir yanından diğerine bir tüy hafifliğinde uçuşan bembeyaz kuşları. Soğuğun tüm ihtişamına rağmen çiçeklerle kuşatılmış telli duvaklı bir gelin gibi yolumu kesen ağaçlar, gözümün tüm kapılarını es geçiyor, çarpmıyor hiçbir penceresine gözlerimin, perdelerimi aralamıyor.

Nerede olduğumu unutturmakla görevlendirilmiş gibi karşımda dikilen bir bölgede, nerede olduğumu unutturacak kadar başkalaşmış sokakların arasında yürürken, konuştukları sözleri "Ok"le tamamlayıp, istemeden çarptıkları saatleri "Sorry" ile telafi eden, sonrasında da yanındaki arkadaşına hararetli hararetli anlattığı hikayeye "Türkçe" geri dönenleri duymuyorum.

Çok ince bir duvar örüyorum şehirle arama. Tüm sesleri geçiren ve ikimizi de birbirimizden haberdar eden bir duvar. Burada kaldığım sure zarfında, içimde değil ama çok yanımda bir şehrin nefes alıp verişini ısrarla duymak istiyorum, bir şehrin yaşantısını kalbimde, beynimde ve hücrelerimin her körfezinde yeniden anlamlandırmak ve tanımlamak istiyorum.

Uzak olmak için bazen fazla yakın olsak da bu şehirle, Londra'daki Kıbrıslıların buraya dair söylediklerini hatırlayıp alelacele ayaklarımı topluyorum ve yumuluyorum kendime. Kabuğunun içine giren bir salyangoz gibi, bir kaplumbağadan farksız, başımı gövdeme gömüyorum. Bir otobüsün camına yüzünü yapıştırıp, baktığından çok daha uzağını düşünen bir ihtiyar gibi, gençliğimin bir mahallesine demirliyorum. Kimsenin ve hiçbir şeyin giremeyeceği kadar uzağa taşıyorum kendimi. Toparlanıp, geldiğim gibi gidiyorum. İtaat ederek gelmenin kurallarına, gideceğini kabullenmiş, gidiyorum.

 

Yaşama ihtimali olmayan bir aşkı düşünürken, babasına yakalanan genç bir kız gibi kızarıp bozararak, neyin telaşını yaşadığını tam anlayamadan ürkek ve kaygılı koşarak odadan çıkıyor gibi kaçıyorum bu şehirle tam da sevişecekken. Kaçtığım anda tüm yaşadıklarım anıya dönüşürken, yıllar önce iktidarla çatışan, yaşam hakkını ve eşitliği bağıran, zor koşullarda mücadele eden bir solcu edasıyla, yakınlaşmaya teşebbüs etmiş olmanın ve belki de yıllardır geçilmemiş bir siniri delmiş olmanın gururunu da yaşayarak, kaçıyorum. Sevilememiş bu memlekete biraz yaklaşarak günün sonunda, kaçıyorum. Gelme arkamdan şehir diyorum, gelme!

***

Sinir alışkanlığımız var bizim belki de. Bunun adi ne bilmiyorum. Birleşemiyoruz işte. Yaşıyoruz ama birleşemeden. Birbirimize çok yakın ama birbirimizden uzakta. Düşününce çok garip, bir şehrin içinde yaşamak ve yaşadığın şehre kuş olmak..

Yıllarca burada yaşamış olmalarına rağmen, buradaki anılarını Kıbrıs'taki anılarıyla görüştürmüyor burada yaşayan çoğu Kıbrıslı. Sanki apar topar bırakıp gelmişler memleketlerini, yuvalarını, evlerini de, bir gün mutlaka her şey ayni anda ayni şekilde kaldığı yerden yeniden başlayacakmış gibi hissediyorlar. Her şey durduğu yerden yeniden sahne alacak. Bir sihirli değnek "duraksat" düğmesine dokunacak ve herkes o güne kadar süregelen düzeninde ödevini yapmaya devam edecek.

Londradaki hayatlarını asla "tanımadılar" buradaki Kıbrıslı Türkler, içlerindeki hiçbir yere bu şehrin bu ülkenin gelip konmasına izin vermediler diken üzerinde süren bu ömrün hiç bir dakikasında... Ne varsa kötü olan bu ülkeye yüklediler, güzel olan ne varsa Kıbrıs'a. Bu ülke onları koparan, bu ülke onları çalıp kaçandı sanki. Halbuki en masum memleketler değil midir sürgünlerde? En masum toprak, en masum gökyüzü, en masum bu hiçbir şeyden habersizce kucaklayan memleketler değil midir?

Birleştirebilseydik eğer, birleştirebilselerdi Kıbrıslılar, Kıbrıs'taki yaşamlarıyla Londra'daki hayatlarını. Daha cüretkar olabilselerdi kendilerini bırakırken buralara, asil memleketi hissedeceklerdi o zaman; bir insanın anılarının toplamına denk gelen o büyük mekanı... Yani asıl memleketi...

************************

ACI

Anlat diyorsun anlat diyor herkes

içini dök anlarız biz seni derler..

Nerden bilsinlerki içimde olanları

Zaten benim ACIM anlatılmaz ne kadarda

anlat deseler anlatmam anlatamam.

Anlatılacak birşey değilki kendime

bana ait olan birşey

Içimde yaşar o ACI içimde kalır

içimde yaşar, kendi başına savaşır

ve ne kadar kaybetse devam eder savaşmaya

Hep maskelerin arkasında saklanır benim ACIM

gülümserken akan gözyaşlarımı kimse görmez.

Içimde yer alan ACI haykırışlarım duyulmuyor artık

maskeler varken duyamazsın göremezsin birşey

Oysa herkes gülümsemi görür görmez ne kadar mutlu

sıcak bir kız. Hep gülüyor hep mutlu diyorlar

ne bilsinlerki içimde yaşadığım yangını ACI'yı

Artık dışarıya yansıtmıyorum istesemde yansıtamam ACIMI

çünkü benim yaşadığım ACI içimde yaşar herşeyden

ve herkesten uzak sessiz sedasız icimde yaşar......Benim ACIM

Ceylan Hassan-Londra

***********

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevdiğimiz Şiir Gibi

Anlardı babam

Ne zaman düşünsem anlardı

Bakardı mevzilerde ergenleşmiş çocuktan bana

Ve yarıladıkça beni dayanamazdı

Uzatırdı gençliğini

Gençliğinin elleriyle yine silerdi ada"mın gözlerini

Sevdiğimiz bir şiir gibi söylerdik biz ağlamayı

Bulundukça kayıpların kemikleri daha yüksek

Güvercinler nağmelerimize konmadıkça daha hüzünlü

Kanadıkça sözlerimiz tellerden, daha acıklı söylerdik

Sevdiğimiz bir şiir gibi bilirdik biz ağlamayı

Beste Sakallı

   923 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Mayıs 2008, Pazar   HAYAT ANNELERİ
04 Mayıs 2008, Pazar   YAZMAK AĞRIDIR, BAŞKA HİÇBİR ŞEY!
27 Nisan 2008, Pazar   KALEM NAZLANIRSA...
20 Nisan 2008, Pazar   BEN DE AŞKIN YALANCISIYIM
13 Nisan 2008, Pazar   AŞK VARDIR (!)/(?)
06 Nisan 2008, Pazar   KAPILAR ve KAĞITLAR
30 Mart 2008, Pazar   GİTMEYİ BİLİRDİM BENİ
16 Mart 2008, Pazar   Bahara tayinim çıktı, kendime elveda !
09 Mart 2008, Pazar   UNUTARAK UYANMAK
02 Mart 2008, Pazar   HER KADIN BORÇLU ÖLÜR KENDİNE



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1,2550 1,2700
1 STERLİN 2,4500 2,4780
1 EURO 1,9380 1,9580



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Biraz daha az konuşsak

Başaran Düzgün

BİR RUM İLE EVLENİR MİSİNİZ?

Ali Baturay

YENİ BİR YER ALTI ÖRGÜTÜNE İHTİYACIMIZ VAR...

Hasan Hastürer

Anacığıma mektubumdur...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar...(6)

Akay Cemal

Anlaşılmaz tuhaf işler...

Ahmet Tolgay

SKANDALIN YENİ BOYUTU: PARKTA AĞAÇ KATLİAM...

Bilbay Eminoğlu

Bir zamanlar Lefkoşa'nın elektrik fabr...

Necdet Ergün

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası

Dilek ÇETEREİSİ

Tokel: LAÜ'de hocaların peşinde dedekt...

Uzm. Mine Çağlar

"Mesane kanseri" ve risk faktörler...

Dr. Umut Altunç

Kuzey Kıbrıs'ta Elektro Manyetik Kirli...

Aysu Basri

NEDEN KANSER OLUYORUZ Kİ?

Sevilay SADIKOĞLU

Zaman...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Bir babanın anlatımıyla...

Dr. İsmail KEMAL

Barroso'ya hatırlatmalar

Emin AKKOR

1 Mayıs'mış neyime; işçi, çalıştı, iş ...

Oğuz Metiner

ANA BORCU

Ali Özçil

Sevdiğimiz meyve çilek

Bedia BALSES

"Etnik ve Sentetiği" Sorgulayan bi...

Beste SAKALLI

HAYAT ANNELERİ

Psikolog Ayla Kahraman

BOŞANMA

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

G e l e n e k s e l H E L L İ M Ü r e t...

Osman Ertuğ

"Sessizlik öncesi fırtına" mı?

Bener HAKERİ

Sanatta devamlılık yok

Ata ATUN

RUMLARIN YENİ TEZGAHI

Mehmet RATİP

Büyük Öteki: Köylü ve Cindy seviştikten so...

Dr. Orhan Aydeniz

Toprağa Gömdüğümüz Servet

Harid Fedai

İç Haberler

Cumhur DELİCEIRMAK

İstemez vaad etmeyin cenneti bize dünya ce...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital