|
Güzel günlerini hep beklediğimiz Kıbrıs'a...
terbiye etme zaten
böyle haylaz sevmesem seni
bir hayal gibi gitmeyi bilirdim beni
sözlerimi de gözlerimi de yumarak
bilirdim ayrılığa teslim olup
ömrümün kalanında aleyhinde ifade vermeyi
eşelemezdim narçiçeklerini böylesine
mısralarında adın geçen şarkılar bu kadar tutmazdı beni
nasip olmazdı büyük ihtimal aşık olmak
olmasaydı bu billur dalgalarınla cilveleşen ay ışığı
bu şehirlerinin tahsis ettiği anılar
bütün tereddütleri, kaygıları, keşmekeşleri bölük pörçük edip
bu dingin sabahların, ayaz, yüzüme karşı doğmasaydı eğer
bilirdim gitmeyi beni
gözünden uyku akarken uykuna yapışıp
yuvarlanmayı bilirdim dağlarından, dallarından, çocukluğumdan aşağı
sayılı gün gibi çabuk
kurumadan dokunulmuş bir mürekkep gibi bozularak,
dağılarak, bir kağıda sığmayarak bilirdim inmeyi gençliğimden aşağı
bu bitmez meselelerini mesken tutmazdım ben
terbiye etme zaten
böyle haylaz sevmesem seni
boğulur susardım bir kaşık şiirde
boğazını yırtardı bu caddeler dönmem için
mavi açardı belki zambaklar, belki kül kızılı
içimdeki en kıdemli yara kalkar düğümünü çözerdi belki
ama ben kendi dibine yapışıp bir telve gibi, gene gelmezdim
böyle sevmesem seni
bir kulağımdan girip kendimin diğerinden çıkardım
yüreğimi, mayın taraması yapılmamış bir yerine atardım senin
yasaklanırdı bana, bundan böyle müptela olmak
gözümde fazla büyütmek bir memleketi sorgulanırdı
hasretti hüzündü hüsrandı kısmetti deyip
giderdim önce seni sonra kendimi
bir avuç yoldu derdim, bitti
iltihap kapmış bir aşktı, söndü gitti
büzülmüş, kurumuş kokuşmuş incir gibi kendi ağacında bir o yana bir bu yana salınarak
cevval bir yağmur gibi bulduğu yerde ağlayarak
neyi varsa toplayıp çağıldayan taşkın bir nehir gibi,
kimsiz kimsesiz
dinginliğini yitirmiş
giderdim beni yağarak ve akarak
içimdeki esmer ateşleri inkar ederek
sırtımı dönerek çeşit türlü talepkar sancıya
annem bilmeden
denizler anneme söylemeden
denizler annemin gözlerindeki hisarları devirmeden
can çekişirken en minyon umudum bile giderdim sevmesem böyle
terbiye etme zaten
dalaşma bu içimdeki yerinle hiç
sırra kadem bas, duyma beni istersen
toplat bütün şiirlerimi
yak bu sana kendini inandırmak için itişip kakışan kelimelerimi
uzasın ara bölgelerimiz
birbirimize geldiğimiz yollar,
birbirimize bir evham gibi düştüğümüz sokaklar,
birbirimizi özlediğimiz mesafeler uzasın
bu aşk kendini sana kanıtlayacak deliller arasın
martılar bir leş bilsin beni gerekirse, coğrafyamı tırmalasın
seviştiğimiz kıyıların beni hatırlamasın
ama ben yalnız bu sayfaya sinebilmiş yazı
bir yosun gibi dalgaların sevip sahillere kovduğu
seni her sevdiğimde, bir yaşımdan daha düşeyim
böyle haylaz severek seni
bırak da aşka
bırak da sana bir delil de ben olayım!
**********
Bir şeye samimiyetle inanan insan, yalnız menfaatlerin kılavuzluğuyla ilerleyen 99 kişiye bedeldir.John Stuart Mill
**********
'Şiir her gün yeniden başlar, her sabah uyanır
yıkar kelimelerini, harflerini tarar..'
Ülkü Tamer
***********
" Her şair, bir biçimde, yaşadığı dönemin sorunlarıyla iç içedir; bu iç içelik ilişkisinde, yapıtlarında yaşadığı dönem ve sorunları yer alır. Şair, şiirinde hem tüm insanlık adına ve hem de yaşadığı dönem adına ve hem de tüm bunları karşısına alarak bir duruş oluşturur. Yapıtında yer alan yaşadığı dönem ve sorunlar, verili durumu saptayabilir, verili durumu geçmişle ilişkilendirebilir, verili duruma çözüm önerebilir, verili durumu gelecekle ilişkilendirebilir, verili durumu yüceltebilir ya da verili durumdan kaçışı öngörebilir. Bütün bu yaklaşımlar, iç içelik ile ilişkide oluşu içermektedir ve şair, yaşadığı döneme ilişkin sunumunda / duruşunda geçmiş bilgisinden ve gelecek tasarımından yararlanır.
Farklı duruşlar, üretilenin / yaratılanın "şiir" kapsamı dışında değerlendirilmesini dışarıda bırakır. Ölçü, öncelikle ve her zaman "şiir" niteliği taşıyıp taşımamaktır çünkü. Köktenci olmak ile sınırında olmak arasındaki ayrımı belirtmek zorunluluk elbette. Köktenci olan da sınırında olan da ürettiği / yarattığı yapıtla yaşadığı dönemin verili olanaklarına katkıda bulunur. Her iki duruşun içeriğindeki " muhaliflik - karşı duruş" un yoğunluğu önemli bir belirleyendir. Köktenci olmakla karşıt olmak arasındaki ayrımı fark etmeden şiirin sağlıklı değerlendirilmesi olası değildir."
|