|
'Sınırsız/Kültürlerin Yolculuğu ' isimli etkinliğe katılmak için Almanya'daydım. Almanya'nın Kierspe bölgesinde gerçekleşen etkinlik, sanatı ve kültürlerarası sınırsızlığı bir kez daha öne çıkardı. Konuştuğumuz diller farklı olsa da, şiirin kendi sesi, müziğin tınıları ve resmin kendi dili, önüne geçti her şeyin.Üç saat süren etkinlikte, birçok şiirimi okuma şansım oldu.Başka ve uzak bir coğrafyada, Kıbrıs hakkında, aşk ve yaşamak hakkında yazdıklarımı okumaktan ayrı bir heyecan ve mutluluk duydum.Orada kaldığım süre zarfında, çeşitli galeriler ve yeni sanat alanlarını da tanıma ve oradaki sanat hakkında da konuşma şansım oldu.Bu yolculukların insanın hayatına dağıldığına inanıyorum.Şimdi yazacağım ve bitecek belki, gelecek hafta başka bir konuda yazacağım.Ama izleri, öğrettikleri ve kattıkları 'sınırlı' ülkemizde sanatı sınırsızlaştırırken çok büyük rol oynayacak diye düşünüyorum.Bu güzel organizasyonun mimarları Alman yazaralar birliği üyesi şair Annette Gonserowski,müzisyen Andreas Koch ve ressam Christophe Bossu'ydu.Herşeyin sanatın her alanının inceliğiyle donanmış olması kaçınılamazdı o yüzden.Umarım daha nice etkinliklerde aşmaya devam ederiz sınırları...
***
Almanya'da, her penceresinden türlü renkte ve mis kokulu çiçeklerin sarktığı, dört bir yanından uçsuz bucaksız yeşilliklerin ve kırlarda gezinen atların görüldüğü bir oteldi kaldığım. Sabah, odaya kadar ulaşan kahve kokusuyla uyandırıldığınız, boyları neredeyse gökyüzüne kadar ulaşan ağaçların birbirleriyle fısıldayışlarına kulak misafiri olarak uykuya daldığınız bir mekan. Bir süreliğine başka bir şehirde ve başka bir mevsimde yaşandı ve birikti her şey. Yazacaklarımda yağmurun attığı sololar dahil oldu... Bulutlarla gökyüzü sürekli sarmaş dolaştı. Koyu yeşil bir okyanus gibiydi ovalar. Denizlerden alışkın olmasa gözlerim bunca derinliklere, tanımasalar uzayıp giden maviliklerden enginlikleri, boğulacaklardı yeşilliklere bakarlarken. Şiirin gözlerini parlatan dipdiri bir coğrafya vardı karşımda. Şiirin ve yüreğin pasını usulca ve milim milim sıyıran, yazacağınız her dizenin yanına sabırla kendini işleyen manzaralar. Başka bir ülkede, başka şehirlerde, bir yabancı gibi kalırken, aslında kendine daha çok yaklaştıran yolculuklardan birisiydi Almanya. Gerçekleşen sanat etkinliğiyle de, kültürlerin buluşmasıyla da, yolculuğuyla da kesinlikle iyi geldi sınırları aşmak...
***********************************
BÜYÜK ŞEHİRLER VE küçük İNSANLAR
Büyük şehirlerde doğmalıydık belki de. O; yan komşularını bile tanımayacak kadar büyük, karmakarışık ve her sokağı her insanı birbirine yabancı bir şehirde. Hani meçhul olur yaşadığın, aşkların da olmasa. Hani sevgilinin ağzından tanır seni sokaklar. Sevgilinin seni sevdiği ve seni düşündüğü kadar izin kalır mekanlarda ve kalabalıklarda... Sevgilinin seni şehre dağıtığı kadar var olursun hani. Şehri şahidin yaparsın. Göl kenarlarındaki ahşabı yıpranmış bankları, renklerini güneşin emdiği reklam tabelalarını, garları, şehirlerarası otobüsleri, sokak satıcılarını, evsiz kedileri, sokak köpeklerini, taksileri şahidin yaparsın... Meçhul olur ya yaşadığın aşkların da olmasa, öyle büyük şehirlerde doğmalıydık belki de...
Sabahleyin gözümüzü açar açamaz, hızlıca yerin bir kaç kat aşağısında her zamanki metroya inmeliydik. Sonra da panoların yazdığı vakitten asla şaşmayan tren, o bildik gıcırtılı sesi ve öncesinde gönderdiği rüzgarıyla yaklaşırken, koşar adım girmeliydik kapılardan birinden içeri. Yol boyu bilmediğimiz onlarca yüz görerek, onlarca değişik dil, onlarca farklı ses duyarak başlamalıydık güne... Metrodan inip köşeyi dönünce, gitarının ayarlarıyla uğraşan ve söyleyeceği şarkılarla para kazanan müzisyene içimizden bir günaydın diyerek devam etmeliydik yola. Kaldırımlarını hınca hınç insanların doldurduğu, ölsek kimsenin dönüp bakmayacağı kadar büyük, karmaşık ve kalabalık bir şehirde doğmalıydık belki de...Her gün başka bir mahallesinden geçip aynı yere varabildiğimiz, her gün bir ayrılığımızı unutturan, doğanın sesinin,insanın sesinin,şiirin sesinin birbiriyle kaynaştığı, müziklerin birbirine karıştığı, sokak satıcıların türlü melodilerle bağırışları, çocuk ağlamaları, yağmur ağlamalarının gözümüze ve kulağımıza doluştuğu bir yerde...Şehirden başka tanıdığımız olmayan bir yolda güne başlayarak ve öyle bir ömrü yaşatan bir coğrafyada doğmalıydık belki de. Bizi kaybeden ve bulmayan bir şehirde, olmasa aşklarımız, yaşadığımız meçhul olarak. Ölümle yaşam arası tek çizgimiz sevdiğimiz kadar olan bir yerde. Öyle, büyük bir şehirde...
*****************
|