|
Bu yazımda pek çoğumuzun konuşmaktan hoşlanmadığı, fırsat bulduğunda kaçındığı veya kaçırmak istediği bir konuyu işlemek istiyorum. Vergi konusunu!
Hani tükettiğimiz hemen hemen her mal veya hizmet için ödediğimiz tüketim vergileri. Her ay alın teriyle kazandığımız gelirlerimizden kesilen gelir vergileri ile yazın kapıda olduğu bu aylarda kazançlarını beyan edecek şirketlerden alınacak kurumlar vergisini....
Neden devlet bireylerin gelirlerine ortak, şirket kazançlarından hissedarların paye aldığı gibi vergi olmak ister?
Vergi verme ve devletlerin vatandaşlarını vergilendirmesi en eski meslek olan fahişelik kadar eski olmasa da, tarihçesi Mısırlılar, Çin, eski Yunan ve Romalılara kadar dayanır.
İşbölümü ve dayanışmanın zorunlu kılınmasıyla “toplum” halinde yaşamaya başlanıldığı günden itibaren, vergi insanoğlunun hayatına girmiştir. Toplum olarak yaşayan bireyler kendi tüketimleri ötesinde ortak hizmet ve malları kullanma ihtiyaçları oluşmuştur. Bunlarda kamusal hizmet ürünüdür.
Bu kamusal hizmetleri sunan devlet veya benzeri siyasi yapıların belli finansal kaynaklara ihtiyacı vardır. İşte devlet bu finansal kaynakları vatandaşlarını vergilendirerek elde etmiş ve kamusal hizmetleri sunmaya çalışmıştır.
Eski zamanlarda vergi ödeme her zaman için para ile yapılmazdı. Çinliler vergilerini, ürettikleri çay ile öderken eski Yunanlılar ve Romalılar vatandaşlık bedellerini ki bu bir vergi idi, askerlik hizmeti ve kendilerine ait savaş araç gereçlerini sunarak ödediler. Sonuçta toplum olarak yaşayabilmek, toplumun bir parçası olmak için vergi ödemek gerekmektedir.
Sağladığı can güvenliğinden tutunda, eğitim, sağlık ve diğer kamusal hizmetlere kadar bütün sunulan imkânlardan yararlanmak için her zaman devlete bir bedel ödenmiştir ve bunun adı da “vergi” olmuştur.
Verginin kitabi tanımında iki temel özelliği vardır. Bunlardan birincisi, verginin zorunlu bir ödeme olması ile ilgilidir. Devlet gücüyle tahsil edilen bu kaynak, devletin kanunlara dayanarak tek taraflı olarak gerçekleştirdiği bir uygulamadır.
Yani hiç bir vatandaş “vergi vermemek” gibi bir yasal hakka sahip değildir.
İkincisi ise verginin karşılıksız (tek taraflı) konulmasıdır. Bu da vergi ödeyenin bu ödeme dolayısıyla devletten dolaysız bir hizmet isteme hakkının doğmaması demektir. Kişi vergi ödediği için değil, ancak yurttaş olduğu için devletten bazı hizmetlerin yapılmasını isteyebilir.
Vatandaş “ben bu kadar vergi veriyorum, ama kaliteli bir eğitim, yeterli sağlık hizmeti ve gerekli diğer kamu hizmetlerini alamıyorum” dediğinde, devleti ona asla “tamam o zaman artık bana vergi verme, kendine seni tatmin edecek özel eğitime ve daha iyi sağlık hizmeti verecek özel bir hastaneye veya klinik bul” demez. Deyemez.
Teorik olarak evet, dememesi lazımdır. Ama gerçekte, vatandaş devletin uyguladığı vergi ve harcama politikalarını beğenmez, benimsemez ise, vergiden kaçınmak için elinden geleni yapar.
Devletin uyguladığı vergi oranları mükellefe göre yüksek ise kaçırmak için imkânlar yaratarak bir yolunu bulur ve vergi kaçırır.
Devlete verdiği verginin karşılığında istediği eğitim hizmetini alamaz ise tabiî ki vergi kaçırıp, o kaçırdığı ile eğitim hizmetlerini özelden almaya çalışacaktır.
Vatandaş alın teri ile kazandıkları gelirleriyle ödedikleri vergilerin devlet tarafından doğru sahalarda kullanıldığını görmezler ise, bunu kaynakları israf etmek olarak tanımlayacaklar ve tabiî ki vergi vermekten kaçınacaklardır.
Vergi mükellefleri ülkedeki kamu hizmetlerinin, yol, su, elektrik ve diğer yatırımların kendi vergileri ile yapıldığını hissetmesi ve görmesi gerekmektedir. Eğer bunu görmez ve “nede olmasa bu yatırımları ve bu hizmetleri birileri günün sonunda finanse edecektir” kanısına varırsa, mükellef olma özelliğini yitirirler ve bu vatandaşlık görevini yerine getirmezler.
Bu da tabiî ki bir taraftan, devletin kaynaklarını nasıl kullandığını sorgulamayan bir toplum (bütçe hakkı olmayan bir toplum), ve diğer taraftan ise vatandaşlık görevini yerine getirmememsine rağmen hesap sormayan veya soramayan bir devlet.
Eski çağlarda, krallıklar döneminde çok yaygın olarak söylenen bir söz varmış: “ Krala, asilzadeler kanlarını, papazlar dualarını, halk da vergisini verirmiş.” Gelecek yazımda, KKTC’de krallık dönemi çoktan bittiğine, papazlarda olmadığına göre, halkın Devletine vergi verip vermediğin işleyeceğim.
Neden Kuzey Kıbrıs’ta yaratılan gelirin %50’si Devlete beyan edilmemektedir? Neden Devlet bu yüksek oranlı vergi kaçakçılığı için bu küçücük ekonomide önlemler alamamaktadır? Vergi kaçakçılığına neden olan Devlet midir?
|