|
Yeniden merhaba. Uzun zamandır sizlerle bu köşede buluşamıyoruz. Bugünkü yazımı yazmak için oturduğumda ilk işim son yazdığım yazımı okumak ve tarihini kontrol etmek oldu. Nisandan beri yazmamışım! Yazdığım son konu nisan ayının gündeminde olan Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla ilgiliydi.
O tarihten bu güne özellikle ekonomik alanda çok gelişmeler yaşandı. Ne yazık ki pek de iç açıcı gelişmeler değildi bunlar. Bir akademisyen olarak bu yaşananları ekonomik akıl çerçevesinde incelemeyi, tahlil etmeyi ve görüşlerimi bilgim çerçevesinde bu köşeden sizlerle paylaşmayı hep istedim. Fakat zaman yetmedi. Belki de daha da önemlisi istediğim şekilde bu konulara yoğunlaşamadım.
Bunun nedeni, Kıbrıs konusunda nisan ayında başlayan görüşmeler kapsamında oluşturulan Çalışma Gruplarından Ekonomi konuları ile ilgili ekipte yer almamdı. Geçen bu üç aylık dönemde enerjimi ve zamanımın çoğunu görüşmeler için harcadım. Benim için iyi bir de tecrübe oldu. Aslında bu benim görüşmelerle ilgili ikinci tecrübem. 2004 Annan Planı görüşmelerde de görev almış, 2004 Nisan Referandumuna kadar çalışmıştım.
Bu görüşme sürecinde Ekonomi çalışma grubu olarak, Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu belirlerken temel yaklaşımımız, anlaşma sonrasında işlevsel ve yaşayabilecek bir ekonomik yapının oluşması yönünde idi. Bizim için oluşturulacak yeni ekonomik yapının Kıbrıs Türk tarafı siyasi pozisyonunu (siyasi eşitlik, iki kesimlilik vb.) sekteye uğratmayan, yeni ortaklığı destekler nitelikte olması çok önemliydi. İşte bu çerçevede Kıbrıs Türk tarafı ekonomik konularla ilgili pozisyonunu masaya koymuştur.
Geçen üç aylık dönemde Ekonomi çalışma grubunun epeyce yol aldığını söyleyebilirim. Bildiğiniz gibi çalışma grupları müzakere değil aslında kendi taraflarının pozisyonlarını ortaya koymak ve iki tarafın yakınlaştıkları konuları belirlemek için kurulmuştur. Konuların müzakeresi liderler seviyesinde tam kapsamlı görüşmelerde yapılacaktır.
Yukarıda belirttiğim siyasi pozisyon ötesinde, görüşmeler sırasında çoğu zaman ekonomik akılla hareket edildiğini söyleyebilirim. Bu her iki taraf için de geçerlidir. Bir anlaşma sonrasında ekonominin nasıl oluşacağı yönünde belirlenen ana iktisadi prensiplerde önemli yakınlaşmalar vardır. Bunlar arasında özellikle iki ekonomi arasındaki ekonomik ve sosyal yakınsamanın gerekliliğinin, ana ekonomik prensipler arasında yer alması bence çok önemlidir. İki tarafta bir anlaşmadan sonra ekonomik ve sosyal farklılıkların devamının ortaklığa zarar vereceğini görmüştür. Gelir farklılıklarının giderilmesi için etkin makroekonomik politikalar uygulanmasının gerekliliği ana prensipler arasında yer almıştır.
Kıbrıs Türk ekonomisi gelişiminin ancak özel sektörün gelişimi ve büyümesi ile sağlanacağı görüşüne zannedersem herkes katılmaktadır. İşte bu çerçevede, bir anlaşma durumunda özel sektörün gelişimi için gerekli yatırım ve iş yapma ikliminin iyileştirilmesinin altı çizilmiştir. Bunun için, gerekli altyapı yatırımlarının yapılması gerekliliği ana prensipler arasında yer almıştır. Özel sektörün gelişimi Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişimine ve aslında ana hedef alan iki ekonomi arasındaki ekonomik ve sosyal yakınsamaya büyük katkı sağlayabilecektir.
Kıbrıs Türk ekonomisinin AB ile kapsamlı bir tarama (screening) sürecine ihtiyacı olduğu yine prensipler arasında belirtilmiştir. Bu tarama sureci sayesinde belli sektörler için geçiş dönemlerinin koşulları ve süreleri belirlenebilecektir. Bu tarama süreci sonuçlarının yapılacak anlaşmaya yansıması çok önemlidir. Bunun için de facto başlatılan AB ile KKTC arasındaki tarama(screening) sürecinin hızlandırılması gerekmektedir.
İşlevsel ve yaşanabilir bir ekonomik yapı yaratma hedefiyle, tek piyasa ve ortak para, Euro (avro) ile Avrupa Birliği içerisinde iki Kurucu Devletten oluşan bir Kıbrıs hedeflenmektedir. Siyasi pozisyonumuzu sekteye uğratmayacak bir yapılanma içerisinde mal, emek, sermaye ve hizmetlerde bir geçiş döneminden sonra serbest dolaşımın olacağı tek bir piyasa hedeflenmektedir.
Bugünkü yazımda fazla detaya girmeden kısaca ekonomi çalışma grubunun görüşmeler sırasında Rum tarafı ile büyük ölçüde yakınlaşma gösterdiği ana ekonomik prensiplerden bahsettim. Tabii ki belli konularda görüş ayrılıkları da vardır. Ama anlaştığımız bu ana prensipler sonrasında bundan sonra ileriye götüreceğimiz çalışmalar ile yakınlaşamadığımız konuları da halledebileceğimiz görüşündeyim. Yeter ki istek ve irade olsun.
Son bir not düşmeden geçemeyeceğim. Geçen gün Politis Gazetesinde yayınlanan habere göre Rum tarafı çalışma grupları ile ilgili basına bir rapor sundu. Bu raporun ekonomi çalışma grubu ile ilgili kısmının yorumlamasını yapan gazetenin tam olarak doğruları yansıtmadığını gözlemledim. Gazetecinin yaklaşımında diğer yanlışlar yanında özellikle Türk tarafının tek piyasaya inanmadığı ve istemediğini belirtmesi, bir yerlerde birilerinin basına yanlış bilgi verdiğini veya basının bunu yanlış yorumladığını göstermektedir. Bu bağlamda basının bu sürece destek verme yerine yanlış bilgilendirmede bulunması üzücüdür.
|