|
KKTC'de bir seneyi aşkındır ekonomik duraklama vardı ve hala daha devam etmektedir. Şimdi bunun üzerine bir de küresel boyut eklenmiştir. Yaşanmakta olan ekonomik sorunları aşmak için sihirli reçeteler veya politikalar yoktur. En azından bugüne kadar görülmedi. Herkesin bilmesi ve anlaması gerekir ki ekonomimizde bir düzeltme yaşanacaktır. Bu krizden dolayı da herkes bir bedel ödeyecektir. Önemli olan bu düzeltmenin fazla bedeller ödetmeden, mağduriyetinin asgari olacak şekilde geçiştirilmesidir.
İşte bu bağlamda Hükümetin, bu işe kafa yoranların ve diğer ilgili kesimlerin sorunun tespitini iyi yapması ve ona göre politikalar üreterek önerilerde bulunması gerekmektedir. Geliştirilecek politikaların ekonomik akılla yapılması ve politik cazibe veya çekicilikten uzak olması bu aşamada çok önemlidir.
Gelinen bu aşamada uygulanacak olan politikaların daralan bir ekonomik sürece girildiği için genişletici politikalar olması gerekir. Bu da doğal olarak ek mali kaynak gerektirir. Bu paranın kendi kaynaklarımızdan mı yoksa dışarıdan mı sağlanacağı pek de önemli değil. ( Bu noktada benim görüşüm dışa bağımlılığı artıracak hiçbir kaynağa başvurulmamasıdır ancak bu şekilde önemli yapısal sorunlarımıza çözümler getirilebilir görüşündeyim. Bu konuyla ilgili 17 Ekim ve 24 Ekim yazılarıma bakabilirsiniz). Önemli olan kaynağın doğru yerlere, katma değeri yüksek olacak ve sorunumuz olan talep daralmasını aşma yönünde kullanılmasıdır. Bu noktaya çok dikkat edilmesi gerekir.
Bunun yanında geliştirilecek ve uygulanacak politikaların tüm topluma yarayacak şekilde çıkartılması çok önemlidir. Belli gruplara yönelik uygulamalar hem politik çekiciliği olacağı, hem de toplamda tüm ekonomiye fayda sağlama ihtimali kesin olmadığı için tehlikelidir.
Sorunun ne olduğunu herkes biliyor. Toplam talepte daralma söz konusu. Gerek iç gerekse dış talepte daralma var. Dolayısıyla geliştirilecek olan politikaların toplam talebi artırmaya yönelik olması kaçınılmazdır. Bir başka söylemle, eğer bir kaynak yaratılacak ve ekonomiye enjekte edilecekse bunun talebe yönelik yapılması gerekmektedir. Tüketicinin alım gücünü ve harcama eğilimini artırmaya yönelik olmalıdır. Arz edenlere yönelik olmamalıdır. Bu aşamada arzın sorunlarını aşmaya çalışmak yanlış olur. Arzın bu zamanda kendi talebini yaratmasını bekleyemeyiz.
Arzda (üretimde) oluşan veya oluşması beklenen sorunu ancak bu noktada talebi dürterek, uyararak halledebiliriz. Talebin durgunluğu ve daralmanın devam etmesi durumunda arzda sorunlar derinleşirleşecektir. Örnek; Şu anda inşaat sektöründe yaşanan sorun dış talebin belli bir süre önce duraklaması, yavaşlaması sonucu bu haldedir. Yani talepten kaynaklanan bir sorunun sonucudur. Talebi dürtmeden, uyarmadan arza yönelik geliştirilecek politikalar sonuçta var olan stokların daha fazla artma tehlikesini taşımaktadır. Bunun yanında arz edenlere (üreticilere) daha ağır mali yükümlülükler getirmek demektir. Riski artırmak demektir.
Eğer sorun stok ise ve bunları eritmek gerekiyorsa o zaman stoku eritecek olan taleptir. Talebi nasıl artırabiliriz ona bakmalıyız. Eğer sektörün üretmeye devam etmesi lazımsa o zaman yeni ev almak isteyenlere (yerli-yabancı), talep edene, direk tüketiciye destek verilsin. Yoğunlaşma talep üzerinde olsun. Arza yapılacak destek talep yaratmayabilir.
Ayni şekilde, vergi ve sosyal güvenlik indirimi gündemde ise benzer anlayış güdülmelidir. Belli sektörlere ve kesimlere indirim veya muafiyet getirmek yerine, bunun bütün çalışanlara yapılması gerekir. Bu sayede "helicopter drop of money" olarak da ekonomi dilinde kullanılan "havadan para atma" gibi bir etki, (para her şeyi bypass ederek direk vatandaşın cebine gireceğinden), yaratılabilir. Tüketicilerin gelirini artırmadan ve cebine akan parayı çoğaltmadan talep uyarılamaz, tetiklenemez. Belli sektörlere muafiyet vererek toplam talebin artmasını beklemek büyük yanlış olur.
Talebi tetiklemeye yönelik örnekler çoğaltılabilir. Yalnız bu uygulamaların başarılı olup olmayacağı ancak doğru veriler kullanarak çalışmalar yapıldıktan sonra belirlenebilir. Bu tür politikaları uygulanmadan önce çalışması yapılası şarttır.
Yukarıda sıraladıklarım hiç kuşkusuz ek kaynak gerektirir ve kamu maliyesinin açıklarının artması anlamına gelebilir. Yalnız toplam talebin artırılması ekonomideki çarkların dönmesine ve devlet gelirlerinin artmasına katkı sağlayacaktır. Bu da mali açıklar üzerindeki baskıyı azaltabilecektir. Bunun yanında unutmamamız gereken, kısa süreli açıkların ekonomiye maliyeti herhalde uzun süreli yaşanacak durgunluk ve onun yaratacağı olumsuzluklardan daha az maliyetli olur.
Verdiğim örnekler hep tüketici bazlı, toplam talebi uyarmaya yönelik kısa vadeli önerilerdir. Bunların yanında tabii ki devlet yatırımların artırılması ve daha birçok sıralayabileceğimiz araçlarla genişletici politikalar desteklenebilir. Bu konuda fikirler üretmeye devam edeceğiz.
|