Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Girne gecelerine adını yazdırıyor
Hamis Kasımpaşa'da
Boşa giden paralar
Sarp Başkent'le "Nikahı kıydı"
Türkmenköy transfere hız verdi

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

ÖZGÜR RUHLARIN TUTKULU DANSI

Psikolog Ayla Kahraman

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   10 Ağustos 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bülbülyuvasının şakıyan kuşları birdenbire susunca, ilişkinin ışığının söndüğü düşünülür. Işık söndüğünde ya da söndüğü zannedildiğinde ilişkiyi bitirmeme gerekçeleri hazırdır: "Aşk bitti. Zaten bitecekti. Sürdüğü görülmüş mü ki! Ama bak, elimizde kocaman bir sevgi var. Hadi ona sarılalım." Öyle ya, günümüzün sevdaları oldukça sabıkalı bu konuda. Bir taraftan, ebedi aşkın ve tutkunun masallarda kaldığına inanırız; öte taraftan dondurma reklâmında bile bunları satmaya çalışırız. Bu da yetmezmiş gibi, kadın ve erkeğin gerçek hayatta oynadığı dansın büyüsünden nasibimizi almak isteriz.

Çok uzun ve keyifli bir dans olmasını umut ederek başlarız dansa. Bu umudu gerçekleştirmek için, canla başla çabalamaya da hazırızdır aslında. İşte ilişkinin rotasını tayin eden de budur: "Çaba gösterirsem, kaybetmem."

Bu çabalama sürecinin içeriği, ilişkinin geleceğini de belirler. Kendi istek, arzu ve beklentilerini tanımlamada yetersiz olan kişi, kendini ancak eşinin tepkileri ile tanımlayacak; bu durumda kendi istediği ve hissettiği davranışı geliştiremeyecektir. Duygusal tepkilere olanak veren bu durumda kişi, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını düşünmeye başlayacaktır. Ne yaparsa yapsın, sihri tekrar yakalayamayacağı inancına kapılacaktır. Coşku ve tutku yoksunluğunu sevgisizliğe yoracaktır. Oysaki cevabı sevgisizlikte aramak; doğru bir çaba değildir. Buradaki doğru adım, ilişkinizde üstlendiğiniz rolleri gözden geçirmenizdir. İlişkinizde "o istediği için" yaptığınız davranışlarınız var mı? Lütfen bir gözden geçirin. Sevdiğiniz kişiye, eşinize kendinizi, istek ve arzularınızı baskı altında tutmadan yansıtabildiniz mi? Yoksa onun beklediği gibi davranırken bir yerlerde kendinizi unutmuş olabilir misiniz? Onun alınmaması, yanlış anlamaması için arzu ve isteklerinizi bastırdınız mı? "Benim hakkımda ne düşünür? Böyle davranırsam, yanlış anlar mı? Nasıl tepki verir?" tarzında düşünceleriniz oldu mu?

Bu düşüncelerin yarattığı gerilim çiftlerin birbirlerine endişe ve korku ile yaklaşmalarına neden olur. Kendi benliklerinin isteklerine kulak tıkayıp, sıradan davranış modelleri geliştirmeyi emniyetli bulurlar. Kaygı ve endişe giderek arttığından, son perdede birbirlerini suçlamaya ve karşılıklı can yakmaya başlarlar.

Bunun yerine, çiftlerin kaygı ve gerilimin üstüne gitmeleri ilişkiye olumlu katkı olarak döner. Çözülen çatışmalar çiftlerin ilişkisine şekil verir, duyguları taze tutar. İlişkisinin gerilimi ile yüzleşen kişinin kendine sorduğu sorulara bir bakalım:

"Neden gerildim? Ondan veremeyeceği kadar çok şey mi istedim? Onun beklediklerini verebilecek kapasitede olmadığımı düşündüğüm için mi öfkeliyim? Ve neden öfkemi ona yöneltmek için büyük bir arzu duyuyorum?"

"Onu sevdiğim zamanlar çok gerilerde kalmış gibi. Onu özlemiyorum. Sinirlenmem için varlığı yetiyor. Bu duygum gerçek mi? Yoksa sadece mutsuzluğumun tepkisi mi?"

"Beni terk edecek, biliyorum. Bağırıp çağıran bir sevgiliyi kim ister ki?"

"Hep onun istediklerini yapmaya çalıştım. Ne oldu?"

Bunlar değerli sorulardır ve üstüne gitmek gerekir. Kaygı ve gerginliğe rağmen ve ilişkideki duraklamaları göze alarak. İlişkideki gerilim; bireylerin gelişmesinde, kendilerini ve isteklerini tanımalarını sağlayan geliştirici dönemeçler olarak algılanmalıdır. Bir çift olmak, başka biriyle bütünleşmek; kendi benliğimizi kaybetmek demek değildir. Aksine, uzun süreli ilişkilerin en güçlü dostu, gelişmiş benlik algısıdır. Güçlü benlik algısına sahip kişiler, kendilerine değer verdiklerinden, duygularının dışavurumunda başarılıdırlar. İlişkinin, önüne çıkan engellerden güç alarak gelişmesine olanak verirler. Onlar da gerilim ve endişeler yaşarlar; ama her zaman kendilerini ve isteklerini ifade etmeyi bilirler. Başkalarından farklı taraflarını, duygu, düşünce, arzularını dile getirme ve kendi seçimleri olan davranışa dönüştürme becerisine sahiptirler.

Çiftlerin, bireysel olarak elde ettikleri benlik gelişimi, onların bağımsız kişilikler olarak birbirleri ile bütünleşmelerini sağlar. Bu bütünleşmenin içindeki aşk, sevgi, tutku, içtenlik gibi güzellikler, danslarının adımlarını oluşturur.

Kendilerini açığa vurmaktan korkmayan kendilerini keşfetmeyi ve ifade etmeyi başaran kişilerin dansı, özgür ruhların dansıdır. Esen Kalın sevgili dostlar.

   1160 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
18 Temmuz 2008, Cuma   Bir ilişkiyi korumak ve sürdürmek
11 Temmuz 2008, Cuma   ÖZEL BİR İLİŞKİYE İHTİYAÇ DUYMAK
06 Temmuz 2008, Pazar   Psikososyal istismar
27 Haziran 2008, Cuma   Zamanı yaşamak ya da harcamak
21 Haziran 2008, Cumartesi   Endişe
13 Haziran 2008, Cuma   Çocuğun yetişmesinde babanın rolü
06 Haziran 2008, Cuma   Evetin ağırlığı ve hayırın hafifliği
30 Mayıs 2008, Cuma   AİLE İÇİ ŞİDDET
23 Mayıs 2008, Cuma   İsminizi değiştirmek ister miydiniz?
16 Mayıs 2008, Cuma   ÇOCUK VE KÜFÜR



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1901 1.1984
1 STERLİN 2.3847 2.4025
1 EURO 1.8945 1.9078



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KİM YARDIMCI OLACAK?

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Londra Türklerini kim dinler...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Hristofyas, kedi fareyle oynarcasına oynuy...

Ahmet Tolgay

DÜNYANIN MERKEZİ VE GİZLİ AŞKLAR...

Bilbay Eminoğlu

Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marif...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Cilt kanseri ve risk faktörleri

Dr. Umut Altunç

Plaj Çantanızda Bulunması Gereken 10 Şey

Aysu Basri

MASKESİZ BİR ÖZGÜRLÜK, İSTANBUL

Sevilay SADIKOĞLU

Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Kordon Kanı Bankacılığı: Gerçekten biyoloj...

Dr. İsmail KEMAL

Su, geleceğin en önemli sorunu

Emin AKKOR

Ahtapotun kollarından kurtuluş yok

Oğuz Metiner

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

Döşünden Yaralı Dağlar

Beste SAKALLI

ALMANYA, ŞİİR VE YOLCULUKLAR

Psikolog Ayla Kahraman

Bir ilişkiyi korumak ve sürdürmek

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Sağlık için Güvenli gıdalar... ne zaman?

Osman Ertuğ

20 Temmuz 1983: Bugün aynı "tabloyu...

Bener HAKERİ

NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?

Ata ATUN

BU SENEKİ MESAJLAR ÇOK FARKLI

Mehmet RATİP

Olağanüstü hallerimiz

Dr. Orhan Aydeniz

Taş Ocakları Hakkında Görüşler

Harid Fedai

Osmanlılardan Vatan Sevgisi

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital