|
Sanki bir suç işlemişçesine saklamaya çalışırız yalnızlığımızı. Başkalarına doğru attığımız her adım; bitmeyen bir sınavın korkusunu yaşatır. Bu ilişkileri yaşarken, bizden beklenen rolleri oynaması için, yerimize birilerini tutmuş gibiyizdir. Görünüşü tıpkı "ben" olan, beklenen uygun davranışı yerine getiren, yerine göre gülen, seven, öfkelenen bir sahte "ben". Bu sahteliğin altında ise, duyulmak için bekleyen bir sessiz çığlık: "kendimi yalnız hissediyorum"
Bu duygu, kendimizi bulmak ya da üretebilmek adına yaptığımız içsel yolculuktan farklı bir yalnızlığı içerir. Sonunda bize çok şey katacak yolculuklara tek başımıza çıkabiliriz ama yalnız değilizdir. Bu tür yolculuklar bize kendimizi keşfetme ve dünya sahnesindeki yerimizi anlama ayrıcalığını kazandırır. Bireyin kendi gerçekliğine ulaştığı yolculukların hepsi zaferle sonuçlanır ve tek başına çıkılsa da yalnızlık yoktur.
Yalnızlık duygusunun yarattığı içe dönüklüğün kırılma noktası; yalnız insanın "ben" ve "ötekiler" arasındaki bağı kurması ile gerçekleşir. Uyumlu, doyurucu, fark edildiği, görüldüğü, sosyal ilişkiler ve ispat yapması gerekmeden kabul edildiği yaşamlar. Bunların yokluğu, içe dönük yaşama hızlı bir kaçışla noktalanabilir. Çünkü bunlar, su ve ekmek gibi zorunlu olan ihtiyaçlarımızı dillendirirler: "Birilerinin aklında ve yüreğindeyim. Yaşama seyirci değilim. İçindeyim, değerliyim." Bunlar olmadığında ortaya çıkacak olan yalnızlık; bedensel ve ruhsal güçsüzlüğü de beraberinde getirir. Araştırmalara göre, yalnızlık hisseden insanlar depresyona düşme ve intihar girişimlerinin yanında; kalp, damar hastalıklarına daha sıklıkla yakalanma riski taşırlar.
Yalnızlık hisseden bazı insanlar başkaları söz konusu olduğunda doğru davranışın ne olacağı konusunda kararsızdırlar. Bundan dolayı, "ötekilerin" tepkilerini yorumlayarak sosyal yaşamlarını kurmaya çalışırlar. Bu çabalar, geçici iyileşmelerin yanında dışlanmışlık duygularını kuvvetlendirmekten öteye geçmez. Zaman içinde, yalnız hisseden insan için kalabalıklar yorucu hale gelir.
Bizi yaşama bağlayan herhangi bir neden, kendimizi iyi ve değerli hissettiren her türlü içsel ya da çevresel faktör; aynı zamanda yalnızlık hissini ortaya çıkartma gücünü de taşır. Yalnızlığın içe dönüklüğüne çekildikten sonra, kişinin kendilik değerleri ile ilgili görüşleri hızla bozulmaya başlar. Eşini, çocuğunu ve yaşamındaki değer verdiği kazanımları hak etmediğine, elindekilere layık olmadığına dair inançlar geliştirir. Bu değersizlik duygusu, her an her şeyi kaybedebileceği korkusunu tetikler. Bu, yaşamla kurulan dengeyi bozan önemli bir engeldir.
Yalnızlık duygusunun ortaya çıkmasını engellemede ilk akla gelenler yakın ve doyurucu ilişkilerin varlığıdır. Bu ilişkilerin kurulması için öncelikle kişinin başkalarına ihtiyaç duyduğu gerçeği ile yüzleşmesi gerekir. Bu; gücü elinde tutmaya alışmış insanlar için çok da kolay değildir. Bunun yanında kontrolümüz dışında yaşam koşullarımız her an değişebilir. Bu değişimin ilk yaratacağı duygu, korkudur. Yalnız kalma korkusu, kişiyi duyarlığı olmayan, haz vermekten uzak ve sıradan ilişkilere yöneltebilir. Doğru adım, kişinin kendine uygun yeni bir yapı geliştirmesidir. Bunun için de öncelikle kendilik değerinin farkında olması gerekir. Başkalarının onlara verdiği değere göre kendini yargılayan insanlar için bu oldukça zordur. Yaşamlarındaki ilişkilere bağımlılık ölçüsünde sarılan ve varlık nedenlerini başkalarında arayan insanlar, özerk ve dengeli bağlar kuramazlar. Her an incineceği korkusu, hayal kırıklığı endişesi ilişkilerini zora sokar ve yakınlarının onlardan uzaklaşması ile sonuçlanabilir. Reddedilmeyeceklerine, geri itilmeyeceklerine inanç geliştirdiklerinde yalnızlıkları biter ve ilişkilerini doğalarına uygun yaşama şansları olur.
Yalnızlık duygusunun nedeni ne olursa olsun; yalnızlık hisseden insan, kendinden hoşnut değildir; ya yakınlarına ya kendine olumsuz, düşmanca duygular geliştirmiştir. Bu durumda yalnızlık hisseden insana yaklaşırken, önyargılarınızı dışarıda bırakmanız gerekir. Onun duygularının dışavurumunu dikkatle ancak yargılamadan ve hoşgörü ile takip edin. İnsanın tarihi kadar eski olan bu korkusunun yerinin sağlam olduğunu ve "Sosyal hayata karış. Akrabalarını ziyaret et. Bir sevgili bul. Bak göreceksin geçecek" gibi hazır cevaplarla giderilemeyeceğini unutmayın. Akıl vermek yerine sevecenliğinizi ve onu her koşulda anlayışla karşılayacağınızı hissettirin. Ona şefkatinizi açarken; yaralı benliğini çok da incitmeden, onu dünya ile yüzleşmeye hazırlayın. Bu yüzleşme deneyiminin sonucunda, kendini daha olumlu algılasın. Onun dünyaya olduğu kadar; dünyanın da ona ihtiyacı vardır. Bu buluş; insanın yaşamla olan dansına yeni bir denge, ahenkli bir denge katacaktır.
|