Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İngiltere donuyor
"Rambo Magnum" zanlıları teminatla serbest
Maaşlar yargıda!
Bufavento'ya hayat öpücüğü
Yasayı nasıl deldiler?
Hastanelerde gaz bilmecesi
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak
TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ne Şakir Fakılı atandı

YORUMLANANLAR
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [1]
19 Nisan'da seçim var [5]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
Erken seçime varız ! [2]
Tüp gaz krizi [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]
19 milyon kez geçiş [3]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [14]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [8]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kıyıya vuran köpekbalığı heyecan yarattı [3]
İsrail kara harekatına başladı [6]
Tökezlediler: 1-1 [1]
Hristofyas: Taviz yok [1]



Tokmak

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   9 Temmuz 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçen gün, iki arkadaşın sohbetine tanıklık ettim. Birisi berikine soruyor, “Tokmak ne alemde?” diye. Efendim, malumunuz, ve üzerinize afiyet, “tokmaklamak” eylemi, erkeğin tenasül uzvunu kullanarak kadınla eşeysel münasebette bulunmasına değinir. Vatandaşın gazetesinde, halkın gözü önünde icra edeceğim yazarlık mesleğinin henüz ilk adımında böyle musibet bir lakırdı da neyin nesi? Belki de yersiz bir giriş yaptım. Fakat... “Şeffaflık” dediğimiz, ağızdan kolay çıkan bir kelime. Kelimeden öte kısmına bu köşede mütevazı bir edepsizlikle (o da nasıl olacaksa?) somutluk kazandırmak niyetindeyim.

 

İki arkadaş birbirlerinin şahsi cinsel performanslarını sorguluyorlar. “Tokmak ne alemde?” Biri “tık yok” diyor, beriki “yazık” dercesine sırıtıyor. İkisi de şaka yapıyor tabii. Zeki oldukları şakayla ciddiyi kolayca ayırt edebilmelerinden belli. Ama beni azıcık ürperten, şakadan ciddiye yaptıkları ani geçiş oldu. “Askerlik ne zaman?” diye sordu biri, “master yapıyorum” dedi beriki. Ve son cümle: “Niye master yapıyorsun? Torpilin yoksa boşuna...”

 

Yalan mı? Hayır ve evet... Hayır, yalan değil. Çünkü, halkın bildiğini, vatandaştan saklamak bize düşmez. O iş, Hasan Hastürer’in, nokta atışı yaparcasına, toplumsal dağarcığımıza kattığı pek kıymetli bir benzetmeyle benzettiği “politikanın fahişeleri”ne düşer. Anavatan Türkiye’de “halk plaja hücum etti, vatandaş denize giremedi” cümlesinin anlamlı bir haber olabilmesi gibi, bizde de dedikoducu halkın bildiğini içten pazarlıklı vatandaştan saklayamazsın. Çünkü o dedikoducu halkı, o içten pazarlıklı vatandaştan başkası oluşturmaz. Birincisi toplam, beriki birim... Birisi çoğul, öteki tekil... Malzeme tek tip, kalite belli.

 

Türkiye’deki “halk” fakir ve vahşi Öteki Türkiye’yi temsil ederken, “vatandaş” zengin ve kibar Beyaz Türk’tür (Türk basınında Serdar Turgut’un ustalıkla tartıştığı terimler bunlar). Bizdeki halk da vatandaş da, Metin Münir’in geçenlerde farklı bir amaçla vurguladığı gibi, “Kıbrıslı Türktür, Kıbrıslı Türk kalacaktır”. Ki o Kıbrıslı Türk kerhaneyi kârhane bilmeyi, kadınını veya erkeğini aşkla tokmaklar gibi görünürken içinde barındığı toplumu tokatlamayı, plaja hücum edip ayakbastı parası verirken denizine de paşa paşa girmeyi, masteri fuzuli, askeri işgalci görmeyi, torpili kaçınılmaz, “okuma”yı anlamsız bulmayı, kendini kurtarmak için oy verirken memleket kurtardığını sanmayı, ne kalemi ne silahı, yalnızca elindeki tokmağı acımasızca sallayıp davulun başkasının boynunda olduğunu iddia etmeyi becerebilendir.

 

Yalan mı? Evet, yalanın daniskası. Çünkü, memleketimize, kültürümüze sahip çıkma nutukları atmayı çok sevdiğimiz şu günlerde, çuvaldızı kendimize batıramaz mıyız? Korumaya çalıştığımız olumlu kimlikler ve devletlerin (ister Kıbrıs Cumhuriyeti olsun, ister KKTC) bizlere sağladığı güvenceleri sorgulayıp, olumsuz yönlerimizin bizlere neyi eleştirme hakkını verdiğini düşünmeye başlayamaz mıyız? Politikanın fahişelerine bakıp bakıp, toplumsal huzur için siyasi uğraşın umutsuz vaka olduğunu geleceğimizin nihai yanıtı olarak kabul etmek yerine, politikanın aşıkları olup, hep bir soru işareti, hep bir çelişki olarak kalacağımızı fark edemez miyiz? Çetrefil hayata güvensizlikle bakmanın hayatın ta kendisi olduğunu göremez miyiz? Davulun hep başkalarının boynunda olduğundan şikayet etmekten vazgeçip, tokmağı kendimizi bilerek elimize almanın vakti gelecek mi? Ya da ezmek ve ezilmek arasındaki farkı anlayarak, elindeki tokmağı silah zanneden erkek adamların askere alınmalarının değil de, genç kızlarımız ve oğlanlarımızın kadın olmayı öğrenerek hayata atılmalarının, hayat yaratmalarının vakti... Tokmağın, tokmaklamanın en büyük siyasi sorumluluktan ibaret olduğunu öğrenmenin vakti...

 

Beyhude kendini paralıyorsun, Mehmetçik... Torpilin yoksa master boşuna... Haftaya görüşmek üzere.

 

   1896 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik


Yorum Sayısı:   2
  osman ercal         - istanbul 14 Temmuz 2007, Cumartesi 01:31 
sevgili mehmet yazın icin seni tebrik ediyorum ve basarılar diliyorum.Olumlu ve olumsuz elestirilerimi sonraki yazılarına bırakıyorum...
  Ne fark eder         - londra 10 Temmuz 2007, Salı 00:08 
ilginc bir yazi, biraz karmasik birazda dusundurucu olmus ama guzel olmus. Her ne kadar ''halkin'' gazetasi olan Kibris gazetesi okuycularinin pek algilayacagi bir uslup kulanlmamissa da yine de ''vatandas'' icin anlasilir olmus. Mehmet bey kibris gazetesine yeni bir renk katacagniza inaniyorum.
saygilar.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Yurdun her yanında seçim heyecanı

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Akay Cemal

KKTC'de sağlık olayı ve Veteriner Fakü...

Hasan Hastürer

Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Ahmet Tolgay

CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...

Bilbay Eminoğlu

Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital