Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Sigara artık yasak
Mecbure Esen kurtarılamadı
Annesini dövdü, tutuklandı
Banka soygunu soruşturması sürüyor
Cinayette son 4 gün
Şimdi de Avrupa sallanıyor
Büyük Av açılmadan, kaçak av başladı
Greeny sarmaşıkları Girne'de tanıtıldı
"Cezaeviyle ilgili iki önemli hususta anlaşma sağlandı"
Futbolda transfer dönemi sona erdi

YORUMLANANLAR
Arasta'ya 6 milyon [1]
Piknik alanı değil çöplük [2]
Özmen Yılancılar baba oldu [2]
Türkiye'de saldırı, 15 asker şehit [1]
Güney zengin Kuzey pahalı [2]
Rum muhalefet kanadından gençlerin tutuklanmasına sert tepki [2]
BİR YASTIKTA 50 YIL [1]
Çağlar ve Özgürgün, AKPM'nin Kıbrıs kararını değerlendirdi: [2]
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor [2]
Lefkoşa'ya cami yapacakmış [19]
Tadı bozuk, yenecek pilav değil [1]
Cezaevini yaktılar [2]
Rumlar AKPM kararına tepki gösterdi [1]
Rapor tek taraflı [3]
Kermiya'da bayram izdihamı [4]



Korkunun ecele faydası

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Eylül 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ağzından tükürükler saçarak Londra Victoria otobüs terminalinin yakınındaki McDonald's şubesine giriyor. Uzun saçlı, kirli sakallı, orta yaşlı bir adam... Sırtında pardesü, ayağında bot... Ağzında hezeyan.

Boş midem için sıradan ama iş gören bir siparişte bulunmak için birkaç kişiyle birlikte sırada bekliyorum. Şaşkın ve tedirgin bakışlara karşılık baş döndüren bir "korku" timsali mahluk. Boş mideye karşılık tükürüklü panik. Hoş bir denklem değil.

"Dışarıda bir adam elinde tabancasıyla önüne geleni vuruyor! Polisi arayın! Hemen!" diyor. Müşteriler ve çalışanlar sessiz... Kimse bir şey demiyor, yapmıyor. "Polisi arayın! Bana inanmıyor musunuz yoksa?"...

Tık yok... İnanmıyoruz, izliyoruz... Tuhaf bir kurgusal karakteri izler gibi. Ama öyle. Söyledikleri de, kendisi de gerçek olamayacak kadar korku dolu, korkak. Dışarıda önüne geleni tabancasıyla vuran bir adam yok.

İddiasının arkasında birkaç dakika durabiliyor. Ne kadar deli olsa da ısrarı yetersiz, güçsüz. Tezgahın arkasına saklanmaya çalışıyor, fakat bir çalışanın kendisini kolundan tutup çekmesi üzerine biraz bağırıp çağırıyor... Ardından söve saya caddenin yolunu tutuyor.

Yemeğimi bitirip, otobüsüme doğru yürümeye başladığımda aynı istikamette yoluna devam ettiğini görüyorum. Kalabalık arasında sayıklıyor. Herkes koşuştururken, o sendeliyor. Biraz üzgün gibi. "Benim şuurum yerinde... Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde," diyor. Kaldırımlar dinliyor. Belli ki paranoyanın son durağında yaşıyor.

Şehirlerde aniden patlayan bombalar, yok yere yok olan hayatlar (baskın politik görüşün "terör" başlığı altında topladığı karmaşık hisler ve çıkarlar yumağı), bu tür gündelik sahneleri ve kayışı koparmış karakterleri bir nebze anlaşılır kılıyor aslında.

Havaalanındayken acele ediyorsanız veya telaşlıysanız, çantalarınızdan birini bir köşede unutmanız artık yasak... Bu yasağı gözeten kural ise basit bir unutkanlığın bile tahammül edilmemesi gerekliliği... "Gözetimsiz bırakılan çantalar yok edilecektir." Kuralın altmetni: "Soğukkanlılık yasak, korkmak zorundasınız." Akılcı şüpheciliğe zaman yok, teröre karşı aşırı paranoya kanun hükmünde.

Neredeyse tam altı yıl önce, 11 Eylül olaylarıyla birlikte küresel boyutta resmiyet kazanan ve nispeten sessizce süren bir savaş var. İsmi "teröre karşı savaş." Bir ruh haline, bir şuur yetmezliğine karşı savaş. Ama teröristler? Etraflarındaki dünyaları patlatan canavarlar? Onlara karşı ne pahasına olursa olsun savaşmayı mübah saymak lazım değil mi? Kesinlikle lazım. Fakat teröristin kimliğini tespit etmenin zorluğunu iyice kavramak ön şartıyla...

Unutulan bir çantanın veya kafayı yemiş bir serserinin uyandırdığı karmaşık hislerden öte, terörün ve teröristin, teröre karşı savaşan güçlü devletlerle tarihsel flörtü gözden kaçmamalı. Kim suçlu, kim masum, karar vermek artık çok zor.

Bu tuhaf savaşın ilan edilmesine vesile olan 11 Eylül olaylarını kimlerin gerçekleştirdiği hala daha bilinmiyor.Bush yönetiminin "kanıtları" da, Amerikan hükümetini suçlayan "komplo" iddiaları da henüz yetersiz. Ağzından tükürükler saçan adamın hastalığının belirtileri ve o belirtilerin bize anlattıkları da tam bu noktada önem kazanıyor bence.

Hepimiz kime inanacağımızı bilememekten ibaret bir siyasete mahkumuz artık. Uçaklar gökdelenleri delerken, bedenler işlek caddelerde infilak ederken, kimin bize niye saldırdığı sorusuna cevap, kanıtlara önem vermeyen ve ellerinin altındaki güce iman eden egemenlerin iki dudağı arasında. Onlar söylediklerine gönülden inanırken, biz sadece olup biteni izleyebiliyoruz.

Düşmanı ilan ediyorlar, hedefi gösteriyorlar, korkularımızı tanımlıyorlar. Onlar, "Bana inanmıyor musunuz? Şuurum yerinde" diye haykırırken, tükürükler saçarak şiddete sığınırken, biz büyük ihtimalle olanı biteni pek önemsemiyoruz ve başımız öne eğik, cadde kaldırımlarını aşındırıyoruz. Ta ki birileri yanıbaşımızda patlayana kadar... Korkunç olan da bu ihtimalin ta kendisi zaten. Hayatı istila eden bu siyasi delilik karşısındaki ölüm sessizliğimiz. Korkunun ecele faydası, bu sessizliğin sebeplerini kendi kendimize yüksek sesle anlatabildiğimiz zaman anlaşılır olacaktır.

   1341 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3326 1.3419
1 STERLİN 2.3424 2.3598
1 EURO 1.8113 1.8240



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ...

Ali Baturay

CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR

Hasan Hastürer

"Beş YTL'lik dana eti kuyruk yağı ...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Ya; Talat, KKTC'den söz etseydi?...

Ahmet Tolgay

Ülkemizdeki yabancıların sorunları...

Bilbay Eminoğlu

Görünen köy kılavuz istemez

Omaç BAŞAT

Sabır taşı çatlamaz...

Hüseyin EKMEKÇİ

Cezaevi mi?

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİ...

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

ABD hegemonyası zayıflıyor

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital