Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Erotizmde buluşan sanat ve politika

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Mart 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Güzel bir portre çizmek, derin bir melodi bestelemek için nasıl bir sebebiniz olmalı? Tuhaf bir hikaye, ahenkli bir şiir yazmak için sizi ne motive etmeli? Sanatın arkasındaki itici güç nedir? Çok büyük bir soru bu, ama bir yanıta yakınlaşmayı hak eden bir soru.

Genel Yayın Yönetmenim Süleyman Ergüçlü'yü son ziyaretimde, kendisi bana yazı yazmanın hediye vermeye benzediğini söylemişti. Dahası, Süleyman Bey'e göre, hediye verme eylemi, özünde yalnızca birisine iyilik güzellik yapmayı, birisini sevindirmeyi barındırmıyor.

Hediye veren kişinin her daim büyüsüne kapıldığı tatminkâr ve tahrik edici bir unsur vardır: Birisine iyilik yapmanın, birisini sevindirmenin yol açtığı yücelme, önem kazanma duygusu. Hediye verdiğiniz kişi ne kadar sevinirse, siz hediye veren kişi olarak kendi gözünüzde o kadar yükselirsiniz, ve hediye almış kadar sevinirsiniz adeta.

Dolayısıyla, hediye veren kişi, hediye verme eylemiyle kendisine de çok büyük bir hediye verir: Kişisel tatmin, ya da daha kaba tabiriyle, keyifli bir zihinsel mastürbasyon. Süleyman Bey'e katılıyorum. Yazarlar da potansiyel okurlarına aynı "hediye verme/alma" mantığıyla yaklaşırlar. Bir yazar, okuyucusunu memnun etmenin yanında (hatta belki de okuyucu memnuniyetinin ötesinde) aynı zamanda kendi özel düşüncelerini kamusal görüş kisvesi altında dışa vurmanın zevkiyle doyuma ulaşır.

Yazarın ister istemez zihninde canlandırıp içine girdiği atmosfer, "bir topluluk önünde kekelemeden konuşma ve herkes tarafından sessizce dinlenme" manzarasıdır. Yazarın, yapboz oynar gibi deneme-yanılma yöntemiyle düzgün cümleleri en etkin biçimde kurgulamak için vakti, okuyucusunun tepkileriyle yüz yüze muhatap olmama şansı vardır.

Hiçbir zaman diyaloğa girmek zorunda kalmayacağı bir topluluğun sessizliğini görüşlerinin onaylanması olarak görüp kendisini en iyi şekilde ifade ettiği yanılgısına kapılması bir yazar için -her zaman olmasa da, kısa tatlı anlarda- neredeyse kaçınılmazdır. Esas soru şudur: Bir yazarın kabullenildiği, beğenildiği ön yargısıyla tahrik/tatmin olması yanlış ve kötü bir şey midir?

Bu soru, yazarlara özel değildir. Bu soru, aslında, sanatçının sorusudur. İyi veya kötü bir şeyler yaratmaya çalışmanın bedeli ağırdır. Sanata bulaşan her insan bu bedeli peşinen öder. Nedir bu bedel? Sanatçı bireyin kendi kendisiyle bir iç diyaloğa girmesi ve bu diyaloğun yalnızca kendisi için anlamlı olmadığını düşünmesi, bu diyaloğun konusunun kendisi dışındaki insanlara da bir şeyler anlatabileceğini varsaymasıdır, bedel.

Bu varsayımın doğruluğundan emin olamadan yaşamak zorunda olan sanatçı, peşinen ödediği bu bedelin, faydalı ve herkes için kazançlı bir yatırıma dönüşüp dönüşmeyeceğini seyircisinin, takipçisinin takdiriyle, veya suskunluğuyla, veya öfkesiyle, veya bunların hepsiyle durmaksızın öğrenir. Bu yüzden hisleri sanatla uğraşmayan insanlardan daha fazla dalgalıdır: Hisleri, mutluluk ve mutsuzluk arasında gelip giden hırçın ve hızlı bir medcezir gibidir.

Bir denge tutturması, "ne mutlu ne mutsuz, ama oturaklı, huzurlu ve sakin" bir hayata kavuşması imkansızdır. Zaten ödediği bedelin en büyük özelliği de bu imkansızlığı kendisinin seçmiş olmasıdır. "Ya bir gün yarattıklarımdan ötürü mükemmel bir tatmine, iç huzura ulaşırsam?" Bu yanıtı kesinleşemeyen ve sabitlenemeyen sorunun sürekli -olumlu veya olumsuz- yanıtlanabilme ihtimali, sanatçının var olma sebebi ve üretme/yaratma koşuludur.

Bu yüzden, yazar, ressam, heykeltraş, müzisyen, ya da aktör, her türlü sanatçının, "kişisel tatmini" öncelik olarak kabul etmesi kötü veya yanlış bir şey değildir. Çünkü sanatçının kişisel tatmine ulaşması, ancak ve ancak yarattıklarından başkalarının da tatmin/tahrik olmasıyla mümkündür. Sanatçının sanatçı olabilmesi, muhakkak bir topluluk önünde yeteneğini sergilemesini gerektirir. Kısacası, sanatçının ben-merkezciliği ve mastürbasyonu, tanımı itibarıyla ve otomatik olarak, çoğulcu bir birliktelik çağrısına, yani uçarı bir festivale, sefahata dönüşecektir.

Sanatçıyı daha iyi anlamak için "mastürbasyon" ve "sefahat" (orgy) benzetmelerine başvurmam tesadüf değildir. Bir aktivite olarak sanatın gayet net cinsel çağrışımları vardır. Sanatçının iç diyaloğunu bir eserle dışa vurması, özelini kamuya açması, bireyin en bariz mahremiyetini, yani çıplak bedenini başkasıyla paylaşmasına benzer. Sanat ve seks, üstü kapalı olanı afişe etmekten, gizli olanı aydınlatmaktan ibarettir. Dolayısıyla, "utanmazlık" sanatın en büyük erdemidir. Sanatçı eserinden, insan bedeninden utanmamalıdır. Erotizm, sanatın en temel besin kaynağıdır.

Böylece, yazının başlangıç noktası olan "Sanatın itici gücü nedir?" sorusunun hakkını verdik sayılır. ODTÜ Felsefe Profesörü Ahmet İnam, aşka dair verdiği bir konferansta, öğrencilerin sorunlu ilişkiler hakkında sordukları değişik sorulara birkaç kez ısrarla aynı yanıtı vermişti: "Sevişin, geçer". "Bir insan niye yazı yazar, resim çizer, müzik besteler, karakter canlandırır?" sorusuna da, müstehcen bir dürüstlük anlayışı adına (ki gerçek dürüstlük her zaman müstehcendir), benzer bir yanıt vermek gerekir: "Sevişin, anlarsınız".

"Edepsizlik" ve "çıplaklık", sanatın sınırlı insan yaşamını kutsamak için kullandığı zihinsel tutumlardır. Politikanın sanattan ödünç alması gereken en önemli kavramlar da bunlardır. Politika, sanat ve seks gibi, son derece "edepsiz" olmalıdır; bu, kötü olanın kendisini iyi gösterme çabasının, yani ikiyüzlülüğün son bulması demektir. Çünkü politik edepsizlik niyette açık saçık olmayı içermekte, dolayısıyla sinsi bir şekilde hedef örtbas etmenin önüne geçmektedir. Politika, sanat ve seks gibi, tamamıyla "çıplak" olmalıdır; her insanın en özel mülkiyeti olan çıplak bedeniyle o en kişisel ilişkisi, her insanın kendi bedeninden yalnızca kendisinin sorumlu olduğu bilincine kavuşturulmalıdır. Bu şekilde politika, mülk ve hak sahibi olanların, hiçbir kıyafetin örtemeyeceği bedensel hazların yadsınamazlığından ilham alarak, tam sorumluluk sahibi olmalarını da içermelidir.

Günahıyla sevabıyla sadece bireye ait olan çıplak bedenin kiminle nasıl paylaşılacağı kararı, vatandaşların özgürleştirici bir toplumsal iletişim kurma kararlarına örnek teşkil etmelidir. Cinsel zevklerde açığa çıkan karşı konulmaz bireysel samimiyet, politikanın en estetik, en sanatsal üretim hâlet-i ruhiyesidir. Toplumun, sevişir gibi politikleşen ve sevişir gibi üreten, hayatta en hakiki mürşitin erotizm olduğuna kanaat getirebilen, içtenliği ahlaksızlığından belli, sanatçılara ve vatandaşlara ihtiyacı vardır.

   1216 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır
02 Ağustos 2008, Cumartesi   Kara Şövalye ve siyasetin trajedisi
26 Temmuz 2008, Cumartesi   Sendikal lakayıtlık: Ya kapitalizm gidecek, ya da biz...
19 Temmuz 2008, Cumartesi   Olağanüstü hallerimiz
12 Temmuz 2008, Cumartesi   Kılavuzu Kissinger olanın...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam
28 Haziran 2008, Cumartesi   Carlin vs. Ölüm



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital