Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Nev başkenti "Alev Alev" yaktı
Gazimağusa'da bu akşam Bonnie Tyler var
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Futbolcular istediğini aldı
Hasan Olgu ve Fırat Yalova'da

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

İnsanın cehennemi: Cennetlik domuz

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Nisan 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Christopher Hitchens'ın "God Is Not Great" (Tanrı Ulu Değildir) adlı kitabından ilginizi çekeceğini düşündüğüm önemli bir konuyu aktarmak ve açmak istiyorum. Hitchens kitabının üçüncü bölümünde soruyor: "Neden cennet domuz etinden nefret ediyor?"

Birçok dinin insanın yiyebilecekleri üzerine söylediği birçok şey vardır, fakat din ve diyet arasındaki ilişki genellikle yasaklar üzerine kuruludur. Katolikler cuma günleri balık yememeye artık özen göstermeseler de, Hindistan'da ineğin kutsallığını sorgulamak hâlâ mümkün değil. 1990'lı yıllarda "deli dana" hastalığı taşıyan, dolayısıyla hastalığı yaymamaları için öldürülecek olan ineklere bile sahip çıkmaya çalışmıştı Hindistan hükümeti. Fakat azimle varlığını sürdüren en eski "haram lokma" inek değil, domuz.

İlk olarak Yahudilerle birlikte ortaya çıkan "domuz nefreti, hatta korkusu", Yahudilerin ve Müslümanların (bir diğeri de "sünnet" olan) ortak yönlerinden birisini teşkil ediyor. Kuran'da Yahudilerin domuza dönüştürülerek kınanmaları ve bu kutsal tavıra rağmen Müslümanların bir Yahudi geleneği olan domuz tabusunu kabullenmeleri, Müslümanlara nedense hiç çelişkili görünmüyor. Çünkü din genel olarak çelişkileri sevmez, onları görmezden gelir, ve hatta "doğası gereği" çelişkileri göremez.

İslam dünyasında "domuz fobisi" o kadar yaygın ki İngiliz edebiyatçı George Orwell'in "Animal Farm" (Hayvanlar Çiftliği) adlı fabl tarzındaki "politik hiciv" romanı, sunduğu domuz karakterler kötü ve zorba olmalarına karşın, birçok Arap okulunda yasaklanmış durumda. Kötüledikleri bir hayvanın bir romanda bir kötülük sembolü olarak kullanılmasına bile tahammül edemeyen, kendi çelişkisinin cahili olan, tutarlılık yoksunu bir yaklaşımdan söz ediyoruz.

Çetin çiftlik koşullarında domuzların pek de sevilecek tarafları olmadığı sıkça gözlemlenir. Terbiye edilmesi zor olan bu hayvanlar zaman zaman kendi dışkılarını ve yavrularını yiyecek kadar iğrençleşebilirler. Fakat bir başka önemli gözlem de, pislik içerisinde tıkış tıkış yaşamak zorunda bırakılmadıkları takdirde, domuzların kendilerini temiz tuttuklarına, aileler yetiştirdiklerine ve birbirleriyle iletişim kurduklarına işaret etmektedir. Kaldı ki domuzun zekası, önemli bir kriter olan "beyin ağırlığının beden ağırlığına oranına" bakıldığında, yunusun zekasıyla neredeyse eş düzeydedir.

Tüm bu bilimsel gözlemlere rağmen, domuz özellikle İslam için bir kötülük simgesi olmaktan kurtulamamıştır. Ne var ki, her şeye muktedir olduğu söylenen bir Tanrı'nın bu derece tasvip etmediği ve reddettiği bir hayvanı niye yarattığı sorusunu "çocuksu bir mantık yürüterek" sormak elbette mubahtır.

Neyse ki dini önyargılar yanıltıcı olabilirler, çünkü domuzun ve insanın biyolojik akrabalıkları artık kanıtlanmış durumda. İnsan DNA'sının büyük bir kısmı, domuz DNA'sında da bulunmakta. Son genetik çalışmalar, domuzlardan insanlara deri, kalp kapakçığı ve böbrek nakli bile yapılabileceğini ileri sürüyor ve bu yönde hem hastaların talebi hem de bilimcilerin umudu artıyor. Şimdiden "domuz-adam" gibi çizgi roman tadında korkunç bilimkurgu senaryoları yazmaya gerek var mı, henüz bilinmiyor. Bilinen; derisinden kılına, etinden iç organlarına, bu hayvanın her şeyinin faydalı olduğu...

Fakat iki önemli gerçek daha var: Kesilirken, öldürülürken domuzun attığı o ürkütücü çığlık başka hangi canlının çığlığına benziyor, biliyor musunuz? İnsanın çığlığına... Peki bazı yamyam kabilelere göre insan etinin tadı başka hangi canlının etinin tadına benziyor, biliyor musunuz? Domuz etinin tadına... (Özellikle, itfaiyecilerin domuz eti yiyemedikleri söylenir; yangında yananın insan eti olduğu düşünülürse bu hiç de şaşırtıcı değil)... O halde, insan ve domuz arasındaki bu yakın bağ, Yahudileri ve Müslümanları niye bu kadar rahatsız etti ve etmekte?

Hitchens'ın cevabı hem ikna edici hem enteresan: Birçok eski kaynağa göre, ilk Yahudilerin domuza karşı tutumları "korkuyla karışık saygı" biçimindeydi. Domuzun tadı, çığlığı, zekası, rahatsız edici bir şekilde insana insanı andırmaktaydı. Bu yüzden, bazı eski kutsal metinlerin de ima ettiği gibi, insanların kurban edildiği ve yamyamlığın uygulandığı ilkel dinsel ayinlerde, yani insan ve domuz arasındaki ayrımın "çığlık" ve "tat" benzerliğinden ötürü bulanıklaştığı ortamlarda, domuz korkusu ve domuz sevgisinin iç içe geçtiği anlar yaşanmaktaydı.

Dolayısıyla, daha sonra yaygınlaşan yasağın/günahın öncesinde, serbest bırakılmış bir arzunun (öldürme ve yeme, tüketme ve yok etme yoluyla ölümlülüğü aşma arzusunun), birbirine karışan çığlıklar ve tatlar aracılığıyla açığa çıkardığı büyük ve (o döneme göre) anlaşılmaz bir korku vardı. Kutsal ve uhrevi olanla flört etmeye başlayan o eski insanın korku dolu tepkisini bugünün ışığında belki de şöyle ifade edebiliriz: "O küçük hayvan bize bakışlarıyla, çığlıklarıyla, tadıyla bir şey mi anlatmaya çalışıyor? Nasıl oluyor da bize benziyor?! Biz bu zavallı yaratıktan farklı değil miyiz?!"...

Göklere seslenerek yücelmeye çalışan insan, yerlerde sürünen bir hayvanda yansımasını görünce aniden dibe vuruyor ve varoluşunun temelini oluşturan bu devasa çelişkiyle (insan-hayvan, uhrevi-dünyevi, ölümsüz-ölümlü ikilemleriyle) boğuşmamak için "yasaklıyordu".

Yasakların varlığı, yasakçıların bastırdıkları arzularından, cezbedilmekten korkmalarından kaynaklanıyor. Yasak, yasakçının yoldan çıkmaması, gerçekle muhatap olmaması için yasak. Ahlaki, insani ya da sıhhi bir gereklilik olduğu için yasak değil; düşünme kapasitesi gelişmemiş, bu dünyaya hapsolmuş bir ölümlü olduğu gerçeğiyle yüzleşemeyen bir canlının zafiyetinden kaçabilmesi için yasak.

Domuz insana, insanın cenneti göklerde bulamayacağını, cenneti dünyada yaratmak zorunda kalacağını -ilkel bir düzeyde olsa da- anlatmıştı. Bir Tanrı adına kurban edilen o hayatlar "kutsal" olamazlardı, çünkü "domuz gibi zavallı bir hayvanla bile benzeşebilen bir yaşam türü nasıl kutsal olabilirdi, nasıl göksel olanı anlayabilirdi ki; insanı domuzdan bile farklılaştıramayan bir Tanrı nasıl kutsal, nasıl her şeye muktedir olabilirdi ki?"... Bu sorular yankılanmıştı eski yamyam insanın kafasında... Ve aynı insan, aynı kafa, akabinde bir cevap vermişti: "Sus, soru sorma, sorgulama, Tanrı uludur, domuz yasaktır!"

Bu tarihsel-sembolik gelişim çerçevesinde düşünecek olursak, yasakçı birisinin bugün tabuyu yıkıp domuzu yemeye başlaması, ilkel dinsel deneyimlerinden uzaklaşmaya çalışan insanoğlunun çok da özel bir "tür", bir "seçilmiş varlık" olmadığını kabullenme olgunluğunu göstermeye başlamasının kritik bir evresidir. Domuzu kutsamadan/lanetlemeden/kafirce yiyebilen "eski, yasakçı" insan, kendi kırılganlığı ve geçiciliğiyle barışmış "yeni, özgürlükçü" insana dönüşecektir.

   887 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam
28 Haziran 2008, Cumartesi   Carlin vs. Ölüm
21 Haziran 2008, Cumartesi   Auctoritas, non veritas...
14 Haziran 2008, Cumartesi   Egemenlik ve dalalet/küfür
07 Haziran 2008, Cumartesi   Demokrasinin yokluğunda "anti-parlamenter" düşünce
31 Mayıs 2008, Cumartesi   Türkiye'den gaibe mektuplar
25 Mayıs 2008, Pazar   Cinsel ilişki yoktur, fantezi vardır... Pornografi ve çilekli kek...
17 Mayıs 2008, Cumartesi   Lacan ve motosikletli kız... Entelektüel yazı ve gündelik yaşam...
10 Mayıs 2008, Cumartesi   Büyük Öteki: Köylü ve Cindy seviştikten sonra olanlar
03 Mayıs 2008, Cumartesi   2012: Denizaltı için şarkı



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

NÜFUS, ÇEVRE VE BİR HOŞGELDİN

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Denizden para değil cesaret kazandım...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

"Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı ...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

KALİTELİ İNSAN AYRICALIĞI

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital