Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Al Capone" Paralimni'de yakalandı
Kira kavgası
Gençlere 3 gün tutukluluk
19 Nisan'da seçim var
Ürküten artış
Erken seçime varız !
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi
Tarih isyan ediyor

YORUMLANANLAR
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
Erken seçime varız ! [2]
Tüp gaz krizi [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [3]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [1]
19 Nisan'da seçim var [5]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [14]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [8]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]
19 milyon kez geçiş [3]
Hristofyas: Taviz yok [1]
Kıbrıs yemekleri tanıtıldı [1]
Refüjler çöp yığını [3]
Kıyıya vuran köpekbalığı heyecan yarattı [3]



Sendikal lakayıtlık: Ya kapitalizm gidecek, ya da biz...

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Memleketim işçi sınıfı (ya da, kendini küçük burjuva sanan işçi sınıfı) ve küçük burjuvası (ya da, kendini işçi sınıfı sanan küçük burjuvası) sosyo-ekonomik hakları için çoğunlukla sendikalar aracılığıyla örgütlenmeyi tercih edegelmiştir. Son örneklere, yaz 2008'in grevlerine bakınız; sendikaların oynadığı başat rolü görürsünüz. Bu "sendika ve grev sevdamız", genelde yankı bulan olumlu taraflarıyla, yani "hak arama", "daha adil çalışma koşulları yaratma", ve "daha fazla özgürlük elde etme" gibi yuvarlak laflarla ifade ediliyor. Ne var ki, anti-kapitalist düşüncenin tetiklediği politik çağrışımlara kulak verecek olursak, bu gibi yuvarlak laflarla ifade edilen sendikal taleplerin ardında bir lakayıtlık, bir aldırmazlık bulunduğunu anlarız. Kapitalizme karşı bir aldırmazlık...

Sendika tarafından aranan hak, daima kapitalist düzen içerisinde aranmaktadır. "Daha yüksek maaş", kapitalizme yapılan sessiz bir yardım çağrısıdır. Kapitalizm sonrasını düşünen, ve kapitalizmi aşmayı, geride bırakmayı hedefleyen bir anti-kapitalist duruşa sendikal yapılarda yer yoktur. Sendikanın grev yoluyla talep ettiği veya korumaya çalıştığı "yüksek maaş", her halükârda "tüketici birey" yaratmaya, dolayısıyla sermaye dolaşımının çarklarını döndürmeye yaramaktadır. Sendikal yaklaşım sayesinde, üretim aşamasındaki kronik eşitsizlik örtbas edilmekte, tüketim aşamasındaki geçici rahatlık özlenmektedir.

"Daha adil çalışma koşulları" talebi ise sendikanın amacının, çalışma eyleminin günümüzdeki tarihsel niteliğini, yani çalışmanın "sömürüye" dayanan bir küresel sermaye düzeninin otoriter hükmü olduğunu sorgulamak olmadığını gösterir. Sendikanın amacı, çalışmanın kaçınılmazlığını, dolayısıyla günümüz kapitalist çalışma hayatının doğallığını, ister istemez, desteklemektir. "Çalışma süresinin azalması", "tüketim gücünün artması" gibi önemli ve elbette yararlı umutlar gerçeklik kazandıkça, yalnızca kişisel bütçeler kurtulmayacak, bireysel ekonomik/psikolojik krizler aşılmayacaktır. Aynı zamanda, adeta bir anti-depresan işlevi gören bu "gerçekleşmesi muhtemel umutlar", bütün bir ekonomik sistemin kimleri nasıl kirli yollarla beslediğine dair bir politik endişeyi "uyuşturacak" ve kapitalist ilişkilerin uzun vadede güler yüzle ve tatminkâr maaşlarla kimleri nasıl uyuttuğunu unutturacaktır.

Para geldikçe ve alışveriş bağımlılığı körüklendikçe, kısacası serbest piyasanın işleyişi olabildiğince kusursuz bir hal aldıkça, sendikalar kapitalizmi bir sorun olarak göremeyecektir. Çalışan kişinin bireysel refahına odaklanmakla, sendikal tutum Marksist öğretiyi tamamen tasfiye etmekte ve radikal toplumsal değişimin bütün bir işçi sınıfının kitlesel ve bilinçli eylemiyle gerçekleşeceği fikrini ihmal ve inkâr etmektedir - ihmal ve inkâr etmenin daha usturuplu ve tamamen anti-kapitalist yolları olmasına rağmen ve bu yolları hiç denemeden...

Evet, grevler "kitlesel bir bilinç" gösterisi gibi görünmektedirler, fakat burada anahtar kelime "gösteri"dir. Bu "kitlesel bilinç" görüntüsü, bireysel ekonomik çıkar dürtüsünü ambalajlamakta, toplumsal politik dönüşüm umudunu köreltmektedir. Bir televizyon şovunun yapmacıklığı, sahte alkışları, planlanmış mimikleri gibi, sokaklara dökülen kalabalıklar, ezberledikleri sloganlarla ceplerini doldurmayı düşlemekte, küreselleşen bir kapitalist yaşam tarzını kökten sorgulamaya yanaşmamaktadırlar. Grev gösterisinin sahteliği, gözden uzak kalan kapitalizmin keskin gerçekliğinin tartışılamamasından kaynaklanmaktadır.

7 Temmuz genel grevinin "Ya yasanız gidecek, ya siz" uyarısı maalesef yeterli derecede analitik derinliğe ve dünya bilgisine sahip değildir. KKTC ekonomisinin (iğreti bir biçimde olsa da) eklemlenmekte olduğu küresel sermaye şebekesi (bir başka deyişle, neoliberal yapılanma süreci), şu veya bu yasanın, A ya da B hükümetinin eleştirisini, genel ve evrensel bir kapitalizm eleştirisiyle örtüştürmeyi zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, küçük adamızda kendi küçük dünyamızın küçük hesaplarıyla boğuşurken, etrafımızı saran büyük karanlığın içinde boğuluruz. Şairin uyardığı gibi, tünelin ucundaki ışığın (mesela, yüksek maaşın) son sürat yaklaşmakta olan bir yük treni (örneğin, kapitalizmin armağanı; biyolojik-ekolojik felaket) olduğunu fark edemeyiz, apışıp kalırız.

Elbette hükümet basiretsizdir, CTP sol geçmişinin üzerine kamyonla toprak boşaltmaktadır, ve rezil bir ikiyüzlülük etrafımızı kuşatmıştır. Zaten hükümet (hükmetme) fikrinin temelinde bir "sağ gösterip sol vurma" refleksi her zaman vuku bulmaktadır. Dolayısıyla, bugün yaşadığımız, geçmişe göre çok farklı ve özel bir durum değildir. Farklı ve özel olan bir durum varsa, o da "kapitalizm" diyebilmenin, ekonomik sömürünün tüm gezegene yayılan biçimini parmakla gösterebilmenin git gide imkansızlaşmasıdır.

Sendikal lakayıtlık da bu noktada açığa çıkmaktadır. "Ya yasanız gidecek, ya da siz" sloganının basitliğini ve yerelliğini aşmak, slogana bir satır daha ekleyip daha karmaşık ama daha küresel bir sürece dikkat çekmek gerekmektedir. "Ya kapitalizm gidecek, ya da biz" diyerek rasyonel bir kıyamet haberciliği görevi üstlenilmeli; daralan kişisel bütçelerin yanı sıra, kayışı kopuk bir dünya anımsatılmalıdır. Eğer Kuzey Kıbrıs'ta (şayet varsa) bir sol pozisyonun en azından dile getirmesi gereken budur. İzolasyonları aşmak, dünyaya açılmak ancak ve ancak kapitalizmi adlandırmakla, anlamakla mümkündür.

   1091 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5242 1.5350
1 STERLİN 2.2113 2.2277
1 EURO 2.0812 2.0958



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Kimse kepenk indirmesin

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

AB'nin yardımları, yitirilen canları g...

Hasan Hastürer

Hade hayırlısı olsun...

Bilbay Eminoğlu

Görülmemiş rezalet on altıncı gününde

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

KÜLLERDEN YENİDEN DOĞMAK...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TUVALET MESELESİ

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital