|
İnsan denen hayvan evrim yolundan sapabiliyor bazen, ve sapıtabiliyor kendi asfaltladığı ve aşındırdığı tali yollarda. Mehmet Ratip
Bu öğretilerin neyi hedefledikleri isimlerinden belli aslında. Biyo-politika ve sosyo-biyoloji, politik olayları ve toplumsal olguları insanın biyo-kimyasal doğasına ve genetik köklerine bakarak açıklamaya çalışan bilimden bozma, tehlikeli ideoloji-lerdir. Niye tehlikeli olduklarını ‘Baba Ben Niye Faşist Oldum? Biyo-politikanın Temelleri ve Sınırları Üzeri-ne’ adlı kitap az çok ama güzelce ima ediyor. Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitap, Alman siyaset bilimci Walter Euchner tarafından yazılmış ve onunla birlikte çalışan öğrencilerinden Kaan H. Ökten tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Kitabın başlığındaki soru ise orijinal eserde olmayan, çevirmenin uygun gördüğü bir ekleme. Ökten, demokrasi, faşizm, kapita-lizm, hiyerarşi gibi sosyo-politik yapıların insanların ırsî özelliklerinden kaynaklandığını iddia edebilen biyo-politik öğretilerin belki de daha ileriye giderek faşizan ‘soy kütüğü’ incelemelerine başvurabileceğini belirtiyor. Bu gülünç sosyo-biyolojik yaklaşımlara göre, bir insanın faşist olabilmesi, onun babasından devraldığı kalıtımsal bir kaderin sonucu olabilmektedir. Böyle bir düşüncenin yol açabileceği daha korkunç bir argüman da vardır: Soykırım gibi politik katliamlar, insan denen hayvanın evrim sürecinin kaçınılmaz hatta gerekli uğraklarıdır. Euchner’in kitabı oldukça düşündürücü. Türkiye’de ‘Tanrı Yanılgısı’ adlı kitabıyla meşhur olan Richard Dawkins’in de bu tip bir sosyo-biyolojik dünya görüşüne sahip olduğunu bilmemiz gerektiğini hatırlatıyor Euchner. (Meğersem Dawkins yanlış sebeplerden dolayı ateistmiş - katı evrim tasavvurunun körüklediği yobaz, ırkçı, ‘bilimci’ totaliterliği görmezden gelen bir ateist.) Dawkins’e göre insanlar ‘sağ kalma makineleridir; gen olarak bilinen bencil moleküllerin bekasını sağlamak üzere, körü körüne programlanmış robotik araçlardır’. Dawkins’in kendini bir ‘gen yanılgısı’na kaptırdığı ve insan genlerine adeta bir tanrı rolü atfettiği aşikar. Peki Dawkins kendi kitabının Türkiye’de yasaklanması talebini ve kendi Internet sitesinin Türkiye’de yasaklandığı gerçeğini de biyo-politik bir bakış açısının insafsızlığına terk edebilir mi? Olaya Dawkins’in perspektifinden bakacak olursak, demek ki ‘Türk soyunun bencil evrimi, genlerini koruma ve yayma dürtüsü, Dawkins’in görüşlerinin yasaklanmasını haklı kılıyor olabilir’ gibi saçma bir fikre kapılmak bile mümkün. Halbuki, biyo-politik perspektife göre, evrim ilkesinin, sosyo-genetik gelişim sürecinin, Dawkins’in taraftarlarını güçlü kılıp kollaması, kitabını ve sitesini yasaklamaya kalkışan muhalifleri ise ‘doğal yollardan ayıklaması’ gerekmiyor mu? Demek ki gerekmiyor. Demek ki insan denen hayvan evrim yolundan sapabiliyor bazen, ve sapıtabiliyor kendi asfaltladığı ve aşındırdığı tali yollarda sapıtabiliyor. Demek ki Dawkins’in genlere pek güvenmemesi gerekiyor. Ne de olsa, ‘www.richarddawkins.net’ adresine tıkladığınız anda ‘Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir’ uyarısıyla karşılaşı-yorsunuz, ki o siteye erişim bencil genlerin kararıyla engellenmiyor. Genetik açıklamalara gerek kalmaksızın açıklanabilecek politik insan eylemleri ve kurumları tarafından engelleniyor. Ve böylece o site hiçbir soy, gen, ırk ayrımı yapmaksızın insanların özgür iletişim hakkını koruyan, ‘biyolojik temelden yoksun’ yasal haklar tarafından da korunmaya muhtaç oluyor. Dawkins refah devleti fikrine de karşı çıkıyor, çünkü bu yönetim tarzının muhtaç insanlara yardım eden, ‘diğerkam’ politikası, evrimle uyumlu bir güzergahta seyretmeyebilir. Örneğin, ‘sosyal açıdan zayıf olan bir ebeveyn’ refah devleti yardım ettiği için ‘gereğinden fazla çocuk dünyaya getirecek’ ve ‘bu çocuklar gerektiği gibi beslenip büyütülemeyecektir’. Sormak gerek; bu düşüncenin ardında nüfus planlamasını savunan incelikli, insancıl bir görüş mü var, yoksa ‘güçlü olanın sağ kalması’ gerektiğini savunan kökten Darwinci, acımasız bir dünya görüşü mü? Bu soruya kolayca yanıt vermek zor vesselam. Her türlü kültürel, toplumsal ve politik mesele için fizyolojik, nörolojik, biyolojik bir taban bulma gayesi, bi-limsellik kisvesi altında o kadar tutarsız duruşları meşrulaştırabilir ki intihar bombacılarının yarattıkları vahşeti bile ‘Ne de olsa kendi ırkını koruyor, helal olsun’ diyerek ‘doğal’ karşılayabilir, hoş görebilirsiniz. Hoş görebilir misiniz, hakikaten? Hayvan değil-seniz, hoş görmezsiniz. Çünkü insan bir hayvan olsa da, çok ama çok farklı, özel, kontrol edilemeyecek, ve bir gelişim çizgisi üzerinde sabitlenemeyecek kadar ucu açık, biraz da kaçık bir hayvandır. En insanlık dışı, en iğrenç vahşeti de, en evrensel, en insancıl huzur umudunu da aynı bedende, beyinde potansiyel olarak taşıyabilen tek dünyevi varlıktır. Bu yüzden hem çok aşağılık, hem de çok kıymetlidir. Şempanzelerle insanlar arasındaki genetik ve davranışsal benzerlikler biyo-politikanın kullandığı en önemli referanslardan biri. Şempanzelerdeki erkek baskınlığı ve şiddet dolu iktidar mücadelesi gibi özelliklerden yola çıkarak insanların da benzer meselelerle cebelleşmek zorunda kalacakları iddia ediliyor. Modern dünyada git gide daha aktif rol almaya başlayan ve bu amaçla çeşitli politik inisiyatif-ler başlatan kadınlar olduğu gerçeğini ve saldırgan ideolojilere, savaşlara karşı imzalanan etkili insan hakları bildirgelerinin varlığını bu yüzeysel bilgi kırıntıları karşısında yadsımamız bekleniyor. Genetik biyolojinin hiçbir kesinliği olmayan ‘Ama bencil oluşmuşsak ne yapabiliriz ki’ mazeretini değişmez bir prensip olarak kullanıp bencil kalmaya niyetlenen politik cenahlar hala mevcutken, bizi maymun eden ve iktidarsızlaştıran bu ‘muktedir gen’ öğretilerine karşı ayaklanmak insanlık gereğidir. Son zamanlarda ‘genetik soyluluklarıyla’ gereğinden fazla ilgilenmeye başlayan Kıbrıslı Türk kavmine duyurulur.
NOT: Mehmet Ratip’in yazılarına mehmet-ratip.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.
|