Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Al Capone" Paralimni'de yakalandı
Kira kavgası
Gençlere 3 gün tutukluluk
19 Nisan'da seçim var
Ürküten artış
Erken seçime varız !
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi
Tarih isyan ediyor

YORUMLANANLAR
Erken seçime varız ! [2]
Tüp gaz krizi [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [3]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [1]
19 Nisan'da seçim var [5]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [14]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [8]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]
19 milyon kez geçiş [3]
Hristofyas: Taviz yok [1]
Kıbrıs yemekleri tanıtıldı [1]
Refüjler çöp yığını [3]
Kıyıya vuran köpekbalığı heyecan yarattı [3]



Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Kasım 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Machiavelli, bu dünyanın ve insanlığın meselelerinden yalnızca insanların sorumlu olduğunu acımasızca hatırlatmıştı. 

 

Modern dünyanın politik dağarcığının en çetrefil ve etkin kavramlarından biri ‘egemenlik’tir. Çok ilginç bir tarihi vardır bu kavramın. Günümüzde egemenlik kavramına, gerek haklı gerekse yanlış sebeplerden dolayı, olumsuz bir yan-anlam atfedilmesi, kavramın yüz yıllar önce sahip olduğu ‘ilerici’, hatta ‘devrimci’ niteliğe gölge düşürmez.

13. yüzyıldan itibaren Avrupa’da gelişmeye başlayan bir kavramdır ‘egemenlik’. Oldukça basitleştirerek söyleyecek olursak, ileride burjuvaziyi oluşturacak olan tüccar sınıfının, yaşamakta olduğu ekonomik altın çağı en iyi biçimde değerlendirmek istemesinin bir yan ürünüdür. Feodal ve dinsel otoritelerin katı hiyerarşileri karşısında (örneğin, Kutsal Roma İmparatorluğu, Papalık) ticari faaliyetlerinin verimliliğini korumak adına daha esnek ve daha bağımsız yapılara ihtiyaç duyan tüccarlar, dönemin krallıklarıyla önemli ittifaklar kurmuşlar ve ‘bağımsız, egemen devlet’ fikrinin tohumlarını serpmişlerdir. Bu gelişmenin modern çağdaki düşünsel ufkumuzda kalıcı bir iz bırakan önemli bir etkisi ise politik iktidarın ve meşrutiye-tin göklerden dünyaya inmesi, dünyevileşmesi, yani tanrıdan insana devredilmesidir.

Geç Dönem Orta Çağ’da imparatorluk ve papalık gibi ‘Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi’ konumunda olduğunu iddia eden kurumların kendilerini dünya üzerindeki her çeşit politik birimin tepesinde görmeleri karşısında, bazı krallıkların bağımsızlıklarını pekiştirmeleri ve kendilerinden öte egemen tanımamaları ‘tepedeki politik teologları’ geçersiz ve gereksiz kılmıştır. Bu süreci takiben Rönesans dönemi, nispeten ‘tanrısız’ bir politik düzlemde, meşruiyetlerini dünya dışından kazanmamaları oranında eşitlenen topluluklar arasındaki ilişkilerin ve çatışmaların temelini oluşturacak mefhumu, yani egemenliği tartışmaya elverişli bir (belki de ilk) dönem olmuştur. Bu tartışmayı yankısını hiç yitirmeyecek bir metin yazarak (The Prince; Hükümdar/Prens) başlatansa dünyaca ünlü İtalyan siyasetçi ve düşünür Niccolò Machiavelli’dir (1469-1527).

Yukarıda kısaca özetlediğim tarihsel bağlam, yani ilahi otoritenin tepede olduğu hiyerarşik bir politik yapının egemenlik kavramı tarafından ‘dost ya da düşman olarak eşit’ olan toplulukların anarşik ilişkisine dönüştürülmesi süreci, Machiavelli’nin (Makyaveli ya da Makaveli olarak okunur) siyasal felsefede bir dönüm noktası oluşturan görüşlerinin arka planını oluşturur. Machiavelli, ‘hoşgörü ve dürüstlük’ gibi Hristiyan erdemlerin artık politikada yerinin olmadığını ve egemen hükümdarın hükmedebilmesi için elindeki iktidarı sinsice ve acımasızca kullanması gerektiğini belirterek, Tanrı’dan ve onun şaibeli merhametinden uzak bir politik çağın başlangıcını ilan etmiştir. Yeni politik coğrafyada, dinin sunduğu güvenli ve kesin bilgi otoritesini yitirmekte olduğundan, Machiavelli yeni hükümdarlara ‘aslanın vahşiliğini tilkinin kurnazlığıyla’ birleştirip kanunsuz bir ormana dönüşen dünyada hayatta kalmak için egemenliği savunmak zorunda olduklarını bildirir.

Machiavelli politikayı ölümden sonraki cennet için savaşan şapşallardan arındırmanın yolunu açmakta, siyasal ve toplumsal olan herşeyin ‘bu dünya’ üzerinde cereyan edeceğini sert bir şekilde anlatmaktadır. Egemenlik gökten zembille inmeyecek, kırılgan insan ilişkilerinden inşa edilecektir. Politikada iyi olmayı hedefleyen bir insan, Machiavelli’ye göre, bunca kötülük arasında yıkıma uğramaya mahkumdur. Egemenlik dünyasında politikacı, Machiavelli’nin ifadesiyle, ‘iyi olmamayı’ öğrenmek durumundadır. Machiavelli, Tanrı’nın çizdiği söylenilen ‘uysal, itaatkar insan’ modelini/putunu paramparça edip, hainler arasında hilekar olmamızı öğütleyen yenilikçi bir kafirdir. Bütün bu sinik, karamsar ve ‘ahlaksız’ görüşlerine rağmen (hatta, bu görüşleri sayesinde) biz modernlere çok şey kazandırmış, politik kurgularımızın merkezine çok faydalı dinamitler yerleştirmiş dalalet düşkünü bir mucittir. Modernitenin en özgün politik düşünürlerinden Hannah Arendt, Machiavelli’nin hala zihinlerimizde patlayan icadını başarıyla tespit etmiş ve şu şekilde ifade etmiştir: ‘Machiavelli, ahlaki standartlardan ve Kilise’nin öğretilerinden bağımsız olan eylem yasalarına ve prensiplerine sahip, tamamen dünyevi bir alanın yükselişini ilk gören kişiydi.’ Dönemin egemenlerinden Lorenzo de’ Medici’ye ithaf ettiği politik güzelleme ‘Hükümdar’, modern politikada sürekli pisliklerle uğraşmak zorunda kalacağımızı ve bu pislikler karşısında saf bir iyiliğe sığınamayacağımızı trajik bir şekilde doğrulayan öngörülerle dolu bir metindir. Fakat Machiavelli’nin esas icadı bu ‘gerçekçi ahlaksızlık’ öğretisi değildir. Egemenlik kavramının tarihsel kökeninde tanrıtanımaz bir yönelim olduğu gerçeğiyle zalimce yüzleşmiş, bu dünyanın ve insanlığın meselelerinden yalnızca insanların sorumlu olduğunu acımasızca hatırlatmış, ve büyüden kurtulmuş, inancı sarsılmış, dinden uzaklaşmış bir perspektifin politikanın özünü açıklayabileceğini göstermiştir.

Yaşamının sonuna doğru, o çok sevdiği, Papa’ya meydan okumayı göze alabilmiş Floransalı vatanseverlerin izinden gitmeyi özleyerek ve ‘ölümden sonra cennette yaşam’ hakkından yoksun kalmayı göze alarak büyük bir laf etmişti Machiavelli. İcadının en billur belirişi olan bu laf gerçekten büyük cesaret istiyordu, çünkü Machiavelli ateist değildi, olamazdı; ateist olabilmesini sağlayacak tarihsel koşullarda yaşamıyordu; bir kafir olsa da, dinsel inançların baskısı ve ilahi vaatlerin gölgesi altında, umutsuzluğun ve bilinmezliğin karanlığında yaşıyor, Tanrısızlığı korku ve huşu içerisinde düşlemeye çalışıyordu. Bir siyasi

komploya dahil olmakla suçlanıp işkence gördüğü günlerin acısına rağmen (belki de bu ‘politik’ acı yüzünden) edebildiği bu lafla, egemenliğin dünyevi ve kafir sesine kulak vermeyi becerebilen modernlere sesleniyor Machiavelli: ‘Doğduğum şehri, ülkemi ruhumdan daha çok seviyorum.’ Floransa’nın görevinden uzaklaştırılmış bu mucit politikacısı, kırılganlığına şahitlik ettiği bedenini aşıp, kendi ruhuna bile tutsak olmayı reddetmiş, ‘cenneti’ reddetmiş, ve ‘sarsılmış’ inançlara dayanan egemen politikanın bu dünyadaki ölümsüzlüğünü icat etmiştir.

   421 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5242 1.5350
1 STERLİN 2.2113 2.2277
1 EURO 2.0812 2.0958



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Kimse kepenk indirmesin

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

AB'nin yardımları, yitirilen canları g...

Hasan Hastürer

Hade hayırlısı olsun...

Bilbay Eminoğlu

Görülmemiş rezalet on altıncı gününde

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

KÜLLERDEN YENİDEN DOĞMAK...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TUVALET MESELESİ

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital