Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Rambo Magnum" zanlıları teminatla serbest
Maaşlar yargıda!
İngiltere donuyor
Bufavento'ya hayat öpücüğü
Yasayı nasıl deldiler?
Hastanelerde gaz bilmecesi
TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ne Şakir Fakılı atandı
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak

YORUMLANANLAR
Tüp gaz krizi [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [3]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [1]
19 Nisan'da seçim var [5]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
Erken seçime varız ! [2]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [8]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]
19 milyon kez geçiş [3]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [14]
Hristofyas: Taviz yok [1]
Kıbrıs yemekleri tanıtıldı [1]
Refüjler çöp yığını [3]
Kıyıya vuran köpekbalığı heyecan yarattı [3]



Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Kasım 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ona göre, düşünme eylemi, itaatkarlık bekleyen bir otoritenin emrine cevaben bir düşüneyim diyebilmektir.

 

Yahudi Soykırımı’nın mimarı olarak bilinen ve Yahudileri toplatıp kamplara göndermekle mükellef olan Nazi Yarbay Adolf Eichmann, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanması-nın ardından Arjantin’e kaç-mıştı. 1960 yılında İsrail Gizli Servisi tarafından yakalanıp yargılanmak üzere Kudüs’e getirildi. Dava büyük ilgi çekmişti, fakat davayı ‘The New Yorker’ dergisi için muhabir olarak izleyen Yahudi kökenli Alman düşünür Hannah Arendt’in 1963 yılında yayımlanmış ve davaya ilişkin görüşlerini içeren ‘Kudüs’teki Eich-mann: Kötülüğün Banalliği Üzerine Bir Çalışma’ adlı eseri daha da büyük yankı uyandırmıştı. Arendt bu eserinde bü-yük bir çoğunluğun sorgulamadan kabul ettiği bir gerçeği sarsmıştı, çünkü davayı izler-ken Arendt’in kendisi de sar-sılmıştı. Arendt Eichmann’ı izlerken ve dinlerken, bu kadar korkunç suçlar işlemiş bir ada-mın nasıl da bu kadar sıradan olabildiğini, görünebildiğini ilk etapta anlayamamıştı. Arendt Eichmann’da fanatik, ırkçı bir nefretten çok, yasalara uygun hareket eden bir vatandaşın gururunu gözlemlemişti. Nazi iktidarı her türlü katliam planı-nı önce yasalaştırıp sonra uy-guladığından, Eichmann’ın ya-salara uyan ve yasaları uygula-yan bir vatandaş-bürokrat ol-duğu nesnel olarak doğru bir tespitti. Korkutucu olan da buydu. Eichmann’ın dava bo-yunca sığındığı klişeler, kor-kunç suçların arkasında hayal edilmesi zor, tamamen insanlık dışı, vahşet tutkunu bir kötülük aramayı imkansız hale getiriyordu. Arendt’e göre, Eichmann davasının gözler önüne serdiği, kötülüğün, hayli olağan bir durum oldu-ğuydu. Bu haliyle kötülük, herkesin ger-çekleştirme potansiyelinin olduğu bir şey-di. Arendt, kötülüğün banalliğinin teme-linde ‘düşünememe’nin yattığını düşünü-yordu. Meşhur yazar Franz Kafka’nın eserlerindeki düşünüş tarzına gönderme yaparak, düşünme eyleminin baskıcı ve bürokratik bir topluma karşı bireyin öz-gürlük mücadelesinde kullanabileceği yaşamsal bir silah olduğunu söylemişti. Düşünme, profesyonel düşünürlere, felsefecilere, sosyal bilimcilere özgü bir eylem olmamalı, mesleki bir yetkinliğe terk edil-memeliydi. Düşünmenin standartlara, il-kelere, kurallara ihtiyacı yoktu. Düşünme, her koşulda, geleneklerden, toplumsal fi-kir birliğinden bağımsız olarak, savunma-sız, güvencesiz ve sınırsız düşünmeydi. Buna ek olarak, Arendt düşünme eyleminin vicdanın oluşmasına katkısının büyük olduğunu da vurgulamıştı. Arendt’e göre düşünme, kişinin kendisiyle kurduğu diyalogtur. Düşüncenin bu özelliği meş-hur Antik Yunan filozofu Socrates’in ‘Bütün dünyayla anlaşmazlık içinde olmak, kendimle anlaşmazlık içinde ol-maktan daha iyidir’ sözüne dayanıyor. Bu sözün anlattığı, düşünen insanın, çevre-nin/toplumun koşullandırmasına tabi ol-mayıp, bir de kendi içine dönerek muha-keme yapması, karar vermesi olanağıdır. ‘Vicdanın sesi’ olarak bildiğimiz aslında düşüncenin sesidir, içimizde yankılanan kendi sesimizdir. Düşünme eylemi, saygı duyulan ve itaatkârlık bekleyen bir otori-tenin emrine cevaben ‘bir düşüneyim’ di-yebilmektir; iyi ve kötünün ayırdına insa-nın kendi başına varabilmesi potansiyeli-dir; otonomidir. Düşünmek, bilmeyi ge-rektirmez; hatta birincil olarak bilmemeyi, emin olamamayı, kesinlikten sıyrılmayı gerektirir. Arendt modern dünyada düşünmenin ve bilmenin birbirlerinden tamamen ay-rıldıklarını, ‘kesin bilginin’ egemenliğini ilan ettiğini söyler ve bu durumun, yani ‘düşüncesiz bilginin’, bizleri kendi bilgi-mizin aciz kölelerine, en öldürücü aygıtların ve en acımasız mekanizmaların teknisyenlerine, diplomalı gaddarlara dönüştürdüğünü söyler. Dolayısıyla Eichmann aslında ‘düşüncesizlikten’ muzdariptir. Bu yüzden Arendt insana dair kötülüğe karşı koymanın çok yalın ama olduk-ça güçlü bir yolu olduğunu düşünür ve herkese seslenir; ‘Bilinen gerçekleri tekrarlamaktan vazgeçin, durun, ve ne yaptığınızı bir düşünün,’ der. Gelenekler, yasalar, toplumsal alışkanlıklar, kültürler o kadar otomatiğe bağlıdırlar ki düşünme potansiyelini felç ederler. Arendt, po-litikanın faşizm deneyimiyle öğrendiği en acı dersi şu sözlerle hatırlatır: ‘Neredeyse bir gece içinde ve hiç direniş göstermeden, geleneksel ‘Öldürmeyeceksin’ buyruğu yeni bir buyruğa, ‘Führer için öldüreceksin’ emrine dönüşmüş-tü.’ Bu emre itaat etmek, düşünmeden hareket etmekten başka bir şey değildi. Arendt, düşünme eylemini ifade etmenin en iyi yollarının mecaz ve analojiden geçtiğini belirtir ve bu sebepten Socrates’in düşünmeyi rüzgara benzetmeyi tercih etmesini anlamlı bulur. Konu-muza uygun mecazi anlamı bakımından ve Socrates’in benzetmesine sadık kalmak adına, Türkçedeki bir deyimi de hatırlayabiliriz. ‘İs-tenmeyen bir durum veya gelişmeye karşı her türlü önlemi almak’ anlamındaki ‘rüzgar gelecek delikleri tıkamak’ deyimi, düşünce rüzgarına karşı gelen Eichmann gibilerinin davranışla-rını açıklar niteliktedir. Onlar için düşünme istenmeyen bir durumdur, düşüncenin karşısında bir otoriteye tapınarak ve bir bilgi tekeline kavuşarak her türlü önlem alınmalıdır. Arendt gibi ‘düşünür’lerin rüzgar gelecek delikleri açmaya çalıştıkları aşikardır.

Batmanlı Joker’in 7,692 kilogramlık kasaba kurnazlığı

Bu meseleye de değinmeden edemeyeceğim. Meğersem halis muhlis Joker, Gothamlı değil Batmanlıymış, üstelik düşünme kapasitesinden yoksun Hüseyin Kalkan isimli bir belediye baş-kanıymış. Dünya çapında gişe rekorları kıran ‘Batman’ filminin yönetmeni Christopher Nolan’a, Batman şehrinin adını izinsiz kullan-dıkları gerekçesiyle, filmin çekildiği ABD’de tazminat davası açmaya hazırlanıyormuş. Bu adam, ‘Batman’ filminin adının Batman şeh-rine ait olduğunu savunmuş; ‘ABD’li film ya-pımcıları ilimizin adını bizden habersiz şehir-lerine yansıtmışlar,’ demiş. İngilizcedeki ‘Bat-man’ kelimesiyle kent isminin anlamlarının farklı olmasına yönelik de, kent ismi olan Bat-man’ın ağırlık anlamına geldiğini (tam olarak 7,692 kilogramlık bir ağırlık birimi), farklı an-lamların kendilerini ilgilendirmediğini söyle-miş. Şaka yapmıyorum. Bu, gerçek. Ne diyeceğimi de bilemiyorum. Şairin dediği gibi, bilmezdim kelimelerin bu kadar kifayetsiz olduğunu...

   390 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Ocak 2009, Cumartesi   Raif Denktaş’ın anısına bir sav: Kuzey Kıbrıs’ın ‘militarist kapitalizm’ ilkesi
27 Aralık 2008, Cumartesi   Evrensel aklın habercisi: Muntazar El Zeydi potinlerini niçin savurdu?
23 Aralık 2008, Salı   Alexandros Grigoropoulos’un yokluğunun dünyaya armağanı: Anarşi
13 Aralık 2008, Cumartesi   Kara kedinin lütfu: Lanetlilerin politik birlikteliği için çağrı
06 Aralık 2008, Cumartesi   60. yılında Evrensel İnsan Hakları: Niçin? Hangi insan için?
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Yurdun her yanında seçim heyecanı

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Akay Cemal

KKTC'de sağlık olayı ve Veteriner Fakü...

Hasan Hastürer

Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Ahmet Tolgay

CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...

Bilbay Eminoğlu

Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital