|
Sanırım son zamanlarda su konusunda en fazla yazı yazanlardanım. Özellikle Türkiye'den KKTC'ye borularla su getirilmesi konusuna sıkça değinmekteyim. Çünkü bu kurak adayı, ancak Türkiye'nin boşu boşuna denize akan sularının kurtaracağına inananlardanım.
Rum meslektaşların yanında bir zamanlar bunu Amerikan Büyükelçisi'ne de söylemiş ve konuya ilişkin görüş alış verişinde bulunmuştuk.
"İsterseniz adını 'Barış suyu' koyalım" demiş ve bunun bir vesile ile çözüme de olumlu katkıları olabileceğini ifade etmiştim.
Aradan yıllar geçti, ancak bu proje gerçekleştirilemedi. Bilemiyoruz, kasıtlı mı, değil mi?.. Dış güçlerin etkisi oldu mu, olmadı mı?..
Mesela Kuzey Irak'tan askerin geri çekilmesi gibi...
Her neyse; kuraklığın geçmiş yıllara göre büyük boyutlarda olduğunu kimse inkar edemez!.. Daha yaz gelmeden göletler kurumaya bile başladı. Meslektaşımız Alihan Pehlivan'ın dün bu konuyu kapsayan "Göller şimdiden kurudu" haberi ilginçti ve gerçeğin ifadesiydi.
Kuraklık, hemen herkesi şu veya bu şekilde etkiliyor.
Son 99 yılın en kurak kışı yaşanırken, yem sıkıntısının, hayvanların süt verimini düşürdüğünü ve hayvan ölümlerinin de başladığını belirtiyor Mustafa Naimoğluları...
Tarım Bakanlığı, kuraklık nedeniyle Türkiye'den destek almaya çalışırken, Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğluları, kuraklık olacağının 2-3 ay öncesinden bilinmesine rağmen, zamanında gerekli önlemlerin alınmadığını ve geç kalındığını ifade ediyor.
Kuraklıkla birlikte yeraltı sularının ve buna bağlı olarak hayvanların içme suyunun da azaldığını kaydeden Naimoğluları, yeşil ot yetiştirmeye yönelik su bulunamadığını ve üretim maliyetinin yüksek olduğunu kaydetti.
Türkiye'den nasıl bir yem geleceği konusunda bakanlığın da tam olarak bilgi veremediğini, bu nedenle çare üretilmesi gerektiğini belirten Naimoğluları, "Yeşil ot üretimi için Haspolat Arıtma Tesisi'ndan çıkan sular kullanılabilir" dedi. Haspolat arıtma tesisinden günde 30 bin, yılda 100 milyon metre küp su çıkmakta olduğuna işaret eden Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı, Türkiye'den alınacak kaynakla bu suyun dezenfekte edilerek kullanılmasının hayvancıyı rahatlatabileceğini söyledi. Suyun borularla Orta Mesarya'ya götürülebileceğini ve bunun fazla kaynak da gerektirmediğini ifade eden Naimoğluları, Tarım Bakanlığı'nın öncelikli olarak bu konuya eğilmesini istedi.
Evet, durum oldukça ilginçtir. Bu Haspolat arıtma tesisinden yararlanma olayını ilk olarak geçen hafta Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Genel Sekreteri Oğuz Ceyda'dan işitmiştim. Bir telefon sohbetimizde, konuyu dile getirirken, bu kuraklık mevsiminde başka çıkış yolu göremediğini belirtmiş, ve bundan yararlanılamamasının üzücü, aynı zamanda acizlik olduğunu kaydetmişti.
Rum'un da pisliğini ihtiva eden bu tesisin, bize yararının veya zararının ne olduğu artık gündeme getirilmeli ve tartışılmalıdır. Ne getirdiği, ne götürdüğü hesaplanmalıdır. Karşı taraf, kuraklık nedeniyle AB'nden dünya kadar yardım almakta, ancak Kıbrıs Türk çiftçisi ile hayvancısına zırnık verilmemektedir. Bu çifte standart, çifte ölçü daha nereye kadar devam edecektir?..
Sanırız, Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları da bu konuda AB nezdinde yakınmalarını dile getirirken, AB'nin gerekli katkıda bulunmasını istemişti. Taleplerin yerine getirilmediğini biliyoruz. Getirilip getirilmeyeceğini ise bilemiyoruz. Yani ortada böyle bir kaynak dururken, Türk hayvancı ve çiftçisi mağdur edilsin, Rum hayvancı ve çiftçisi de AB'den olanaklar sağlasın.
Madem ki Türkiye'den su getirilmesine ilişkin proje gerçekleştirilemiyor, daha çok çekeceğimiz var demektir. Ama öncelikle Haspolat Arıtma Tesisi'nden yararlanma yoluna gidilmelidir. Deniz suyunun arıtılması konusu artık KKTC'nin gündemine iyice oturur ve bu yönde olumlu sonuçlar elde edilirken, hayvancı ve çiftçinin, boşu boşuna duran Haspolat suyundan yararlanmasının yolları aranmalıdır diyoruz.
KKTC için her türlü alt yapıyı sağlayan, her zaman imdada koşan Türkiye'nin, su konusunda niye mesafeli davrandığını da anlamak mümkün değildir. Halbuki gelişen teknoloji karşısında bu sorunun, geçmiş yıllara kıyasla daha da kolaylaştığı bilinmektedir. Hal böyle iken konunun hasıraltı edilmesinin nedenleri merak edilmektedir.
İnsan ister istemez şu soruyu sormak zorunda kalıyor: Adanın kuzeyinde bizim yerimizde Rum, Türkiye'nin yerinde de Yunanistan olsaydı, adaya su getirilmesi çoktan gerçekleştirilmiş olmaz mıydı?..
Türk insanının bu konularda hiç de aciz olmadığına inanıyorsak da, acaba diyoruz, ambargolar ve izolasyonların kaldırılması için kıllarını dahi kıpırdatmayanlar, su konusunda da Türkiye üzerinde nüfuzlarını mı kullanıyorlar?..
Aynen Kuzey Irak'ta olduğu gibi!..
|