|
Kıbrıs Rum yönetimi yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, yemin ederek başkanlık koltuğuna oturduktan sonra bugün ilk yurt dışı ziyaretini Atina'ya gerçekleştiriyor.
Yunanistan başkentinde başta Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ile Başbakan Kostas Karamanlis ve öteki yetkililerle görüşecek olan Hristofyas, hem 'Anavatan' Yunanistan'a şükranlarını bildirecek, hem de bundan böyle Kıbrıs konusunda izlenmesi gereken 'ortak strateji'yi ele alacak.
Rum kesiminde yayınlanan 'Fileleftheros' gazetesi, 'Atina-Lefkoşa taktik belirliyor' başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununda bundan sonraki hareketler bulmacasının, nisan sonlarına doğru çözüm müzakerelerinin başlamasının muhtemel olduğunu değerlendiren arabulucular tarafından şekillendirilmekte olduğunu yazdı.
Gazete, planlamalara göre; müzakerelerin yaklaşık altı ay süreceğini kaydetti.
Hristofyas'a paralel olarak KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmelerde bulunmak üzere önümüzdeki Perşembe günü Ankara'ya gidecek. Bir başka deyişle 'Anavatan' Türkiye'ye...
Yani Hristofyas Atina'ya, Talat da Ankara'ya...
Hristofyas veya Talat, niye Washington'a, Londra'ya, Brüksel'e, Moskova'ya veya Bağdat'a, Tahran'a değil de,
İlla ki Atina ve Ankara'ya gitmeyi yeğliyor?..
Dedik ya; birinin Anavatanı Yunanistan, ötekinin de Türkiye!..
Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın deyişiyle buradaki durum, Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi sağlıyor ve koruyor. Bu dengenin oluşması ve korunması, aslında her iki ülkenin de işine geliyor. Nasıl olsa onlar fil, Kıbrıslı Türk ve Rumlar da 'çayır' rolünde.
Kıbrıs üzerinde ne Türkiye'nin, ne de Yunanistan'ın söz hakkını kimse inkar edemez. Çünkü dediğimiz gibi, Rum, fikir alacağında veya başı sıkıştığında Yunanistan'a, Türk de Türkiye'ye koşar.
Gerçekler bu merkezde iken, niye Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum tarafının katılacağı bir 'Dörtlü Konferans' ile bir sorun halledilemiyor?..
Aynen 1960'da olduğu gibi...
Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan samimi ise, bu işe ne BM'yi, ne de AB'yi karıştırır ve çözümü 'Dörtlü Konferans' ile halledebilir. Nasıl olsa, hem Türkiye, hem de Yunanistan 'garantör ülkeler' değiller mi?..
Varsın ne İngiliz karışsın, ne ABD, ne de BM ve AB ile Rusya...
Ama ne gezer!..
Rum tarafı ile Yunanistan, bırakın BM'yi, Kıbrıs sorununu bu hallere düşüren AB'yi de işin içine karıştırma sevdasında. AB'nin de etkin rol alması gerektiğini söylüyorlar.
Halbuki ünlü İngiliz gazetelerinden 'Independent' daha geçen günkü sayısında, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün en büyük nedeninin, soruna çözüm bulunmadan taraflardan birinin AB'ye üye yapılmasından kaynaklandığını ve o günden bu yana sorunun daha da karmaşık bir hal aldığını yazmıştı.
Şimdi tüm bu gerçekler ortada dururken, AKEL Lideri ve Rum yönetimi yeni başkanı Dimitris Hristofyas, çizilmekte olan yeni strateji ışığında müzakerelere taraf iki kesimden birini ve onun Cumhurbaşkanı Talat'ı es geçerek, 'benim muhatabım Talat değil, Türkiye'dir' dercesine, "Türkiye hazır ise biz de hazırız" mesajını veriyor.
Daha ilk günden şaşırtmaca yaparak, sağ gösterip sol vuruyor.
Türkiye hazır ise kendisi de hazırmış!..
Türkiye'nin muhatabının Hristofyas değil de, Atina olduğu bilinmiyor mu?..
Böyle olmasına rağmen daha ilk günden belirli merkezlerde ve dünya kamuoyunda 'izlenimler' yaratmaya çalışıyor ve planlarını Türkiye üzerine kuruyor.
Bu da tabii ki, Hristofyas'ın tek başına aldığı bir karar değildir. Daha önce de Papadopulos aynı taktiği uygulamış, ancak 24 Nisan 2004 referandumundan sonra 'süngüsü' düşmüştü.
Başından beri diyoruz ki, Hristofyas, Papadopulos gibi düşündüğünü söyleyen ve parmak arkasına saklanmayan bir kişi değildir. Müthiş bir manevra kabiliyetine sahiptir ve sol gösterip sağ vurmaktadır.
Atina ziyaretinden sonra Rum tarafının izleyeceği politika daha bir belirgin hal alacaktır. Ancak şimdiden hedeflerinin ne olacağı aydınlığa kavuşmuş gibidir.
Kıbrıs sorununda kırk yılı aşkın bir süre öncelikle ilgili iki taraf vardır. Bunlardan biri Türk tarafı, diğeri de Rum tarafıdır. Yani Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler... Sorunun ilgili iki taraf arasında halli gerekirken, bunu yokuşa sürmek ve uluslararası destek arayışlarıyla hem Türkiye'yi, hem de Türk tarafını köşeye sıkıştırma çabalarından sonuç alınmak isteniyorsa, biline ki bunlar boşuna uğraşlardır ve zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır!..
Hristofyas, Türkiye'ye 'hazır isen biz de hazırız' derken, bir anlamda 'var mısın, yok musun?' sorusu akla gelmektedir. Türkiye'nin yanıtı da herhalde "Yokum, senin muhatabın ben değil, Talat'tır" şeklinde olacaktır!..
|