|
Acaba diyorum, şu sıralar ülkenin en stresli insanı kimdir diye anket yapsalar, sonuç ne çıkar?.. Bir defa Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olamaz. Çünkü daha henüz görüşmeler başlamış değil.
Peki; Başbakan Ferdi Sabit Soyer için ne demeli?.. O konuda 'rahattır' demek haksızlık olur...
Hükümetin başı ne zaman rahat oldu ki!..
Hele sendikalar eylem yaparken... Dokuz örgütten işyerlerinin çalışma saatlerine ret yanıtı verilirken...
Esnaf sinek avlarken... Hayvancı ot bulamaz, çiftçi kara kara düşünürken...
Tüm bunlar bir yana, dövizin yükselmesi de tuz biber ekerken...
Kurak geçen mevsimden sonra, sıcaklar şimdiden etkisini göstermeye başladı. Uzmanlar, "kış kurak geçti, yaz ise çok sıcak geçecek" diyorlar.
Sorunlara bir de aşırı sıcaklar eklendi mi, İnsanlar bunalım geçirecek.
Uzmanlara göre özellikle haziran ayının ikinci haftasından itibaren Arabistan üzerinden gelecek sıcak ve kuru hava kütlesi, ülkeyi etkisi altına alacak.
Dün sabah bir marketin önünde güneşlenen bir arkadaşa, 'sabah güneşi iyi gelir' dediğime bin pişman oldum. Şöyle bir gözlerini doğrultup, "yaz değil, kış isteriz. Yaz mevsimini artık istemiyoruz. Bu kuraklık canımıza tak etti" şeklinde sinirli sinirli yanıt vermesin mi?..
Dedik ki, herkes stresten bir hal oluverdi.
İddia ediyorum ki, bu günlerde ülkenin en stresli kişisi veya kişileri Kıbrıs Türk Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğluları ile Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Alican Kabakçı'dır. Çünkü işler yolunda gitmiyor...
Sabah Çiftçiler Birliği lokaline uğrayım dedim. O ne hal?.. Giren çıkanın haddi hesabı yok. Herkes başı yerde sokulu, bir yerlerden medet bekleyişinde...
Karadeniz'de gemileri batmış gibi derin düşünceler içinde. Köyden, kentten gelerek, 'yeni bir şey var mı?' sorularına yanıt bulmaya çalışıyorlar.
Başkan Alican Kabakçı, sigara üstüne sigara ularken, bir yandan da bilgisayardan önümüzdeki günlerin olası hava raporlarını okuyup değerlendirirken, üf püf ediyor... "Bu ayın 20'sine kadar gene yağmur yok" diye mırıldanarak, sigaradan bir nefes daha çekiyor.
Sorunlar yumağından o denli strese girmiş ki, tablada yanık sigara dururken, dalgınlıkla paketten bir tane daha yakmaya çalışıyor.
Kendisine Haspolat Arıtma Tesisi'ndeki suyu anımsatınca da, derinden bir ah çekiyor. Öyle bir ah ki, karşıki dağlar yıkılır gibi oluyor...
Belli ki, yüzündeki sakal şöyle böyle bir haftalık...
"Haspolat Arıtma Tesisi'nden yaralanma işi çoktan halledilmeliydi" diyor...
Elinde olmadan zaman zaman ses tonunu yükseltiyor, birilerini kırdığını anlayınca da yeniden yumuşak tona geçiş yapıyor.
Ve devamlı bir arayış içerisinde!..
Hayvancının hayvanına yem bulamadığı, çiftçinin tarlaya tohumu atıp da üretemediği bir ortamda umuda yolculuk bekleyişi ve çaba biter mi?..
Onun için değil midir ki, son zamanlarda su konusunda sıkça yazıyoruz. Onun için değil midir ki, "bizim yerimizde Rum tarafı, Türkiye'nin yerinde de Yunanistan olsaydı, bu su adaya çoktan gelirdi" diyerek, istemeden de olsa serzenişlerde bulunuyoruz.
Kuzey Irak harekatıyla dünyaya parmak ısırtan, bölücüleri terbiye eden Türkiye, bu teknolojik çağda buraya borularla su nakletmeyi mi başaramazdı?..
Kuraklıktan karşı taraf da nasibini almaktadır. Ama onlara derhal Avrupa Birliği arka çıkmakta, Euro'ları saymakta, Kıbrıslı Türkler de tek çareyi Türkiye'de bulmaktadırlar. Hani AB'nin verdiği sözler, vaatler, nerde kaldı?..
Kurak geçen bir mevsimden sonra yeraltı su kaynaklarında ciddi şekilde azalmalar olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak, ona göre önlemlerin KKTC çapında alınması gerektiğine inanıyoruz. Bir seferberlik mi gerekir, yoksa başka alternatifler mi aranır, onu bilemiyoruz. Ancak gelinen noktada bir şeyler yapmanın zorunlu hale geldiği de inkar edilemez.
Rumların dahi mesafeler uzak olmasına rağmen Girit'ten veya başka yerlerden su nakletme projesi üzerinde yeniden çalışma yaptıkları günümüzde, Türkiye ile birlikte konuya titizlikle ve ivedi olarak eğilme ve raflarda tozlanmış dosyaları çıkararak, günün koşullarına göre uyarlama yapmak durumu ile karşı karşıyayız.
Bu işin uzmanları bile giderek ısınmakta olan dünyamızda bundan böyle savaş nedenlerinin 'su' olacağına işaret etmekte ve şimdiden uyarılarını yapmaktadırlar.
Daha ne diyelim!..
|