|
Hisarköy'lü (Kabilli) Mustafa Ünvan'la birlikteydik dün. Oldukça mülayim birisi... Barikatta Rum polisinin kendisine davranışını hazmedememiş ki, oturup, bir şeyler karalamış...
"Burada eşit haklara sahip iki toplumlu bir idare isteriz. Tüm yapılanlara rağmen dargın değilim" diyen Mustafa Ünvan, şunları not ediyor:
"1974 yılında birlikte çalıştığım Panağra'lı (Geçitköy) Fidi adında bir kalfam vardı. Beni o kadar severdi ki, denize yüksekten dalarım diye kızar ve amcama şikayet ederdi. Aradan 34 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen iyi Rumların isimlerini de unutmadım. Yani eşit haklara sahip olarak bu adada barış içinde yaşayabiliriz. Kıbrıs içerisinde dolaşım özgürlüğü hakkından nasıl mahrum edilebiliriz?.."
Geçişlerde kimlik ve pasaport kullanılmasının barışa katkı olmadığını savunan Mustafa Ünvan, hele 'Kıbrıs Cumhuriyeti' kimlik ve pasaportu taşıyan bir kişinin, Rum'la ayrıcalığı olmasını anlamanın zor olduğunu belirtiyor ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmenin, insanı kahrettiğini kaydediyor.
İki taraf arasında barış olacaksa, bu tür sorunların ortadan kalkması gerektiğini dile getiren soydaşımız, şunları da ekliyor:
"Halka güven vermek gerek. Barış için iyi bir temel atalım. Barışa zarar değil, fakat katkı koyalım. Siyasilerimiz birbirini suçlarken, 'Sen Lokmacı'dan askerini çek, bayrağını indir, ben de çekeyim ve kapıyı açalım' diyorlar. Bunlar karagözlüktür, çocuk işidir. İlk önce toplantı yapılması, konuların müzakere edilmesi gerek. Daha sonra da Kıbrıs Türkü'nün garantörlüğü için belli miktarda adada Türk askerinin varlığı söz konusudur. Bu, sadece bizim için değil, Kıbrıs Rumları için de aynı şekilde geçerlidir."
Barikatlarda Rum polisince horlanmanın, aşağılanmanın kabul edilemiyeceğini ifade eden Hisarköy'lü soydaşımız, iki taraf arasında müzakerelerin yeniden başlaması çalışmaları yapılırken, bu gibi muamelelerin, güven duygusunu ortadan kaldırdığına işaret ediyor ve Rum tarafının bu konudaki tavırlarının hoş olmadığını kaydediyor.
X X X
Ne diyelim yani, geçiş kapılarındaki muameleleri burada anlatmaya kalkışsak, sayfalar sığmaz. Herkesin uğradığı haksızlıkları dile getirmek yerine, meselenin özü üzerinde durmak gerek. Avrupa Birliği (AB) üyesi olmuş bir ülkenin yetkilileri, hala daha bir hazımsızlık politikası uygulamaktan geri kalmıyorlar. Onların nazarında burası tümden kendilerine ait, ama AB'nin çarpık politikasında vurgulandığı gibi 'denetlenemeyen bölge'.
Bütün mesele de bu. Ülkede en az kendileri kadar, Kıbrıslı Türklerin de hakkı olduğunu bir türlü kabullenemiyor, hazmedemiyorlar. Her zaman söyler ve yazarım. Kıbrıs sorunu, esasında bir hazımsızlık politikasından kaynaklanmaktadır. Varlığımızı hazmedemeyen ve tüm adaya egemen olmak isteyen, adanın her yanında Yunan bayrağı dalgalandırma amacında olanlar, Kıbrıslı Türklere, Rumlar gibi eşit davranabilir mi?.. Eşit muamelede bulunabilir mi?..
Halbuki ada gerçeklerini kabullenmek, hazmetmek gerek. Bu gerçekler de Kıbrıslı Türklerin, ilgili iki taraftan biri olduğudur. Soruna ilgili taraflardan biri Rum ise, diğeri de Türk değil midir?.. Niye Maronitler, Ermeniler ve Latinler değildir de Türkler ve Rumlardır?.. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin oluşumunda da bu iki tarafın imzaları yok muydu?..
Kıbrıs meselesinin halledilebilmesi için öncelikle Kıbrıslı Türklerin konumunun ne olduğunu karşı taraf idrak etmeli ve dünyaca tanınmışlık ve AB üyeliği avantajlarını içeren kartları bir yana koyarak eşitlik ilkesi çerçevesinde iyi niyetle görüşmelere başlamalıdır. Bunun başka çıkar yolu yoktur. Ha.. O avantajları kullanarak, zamana oynama politikasına devam diyorlarsa o başka mesele!..
|