|
'Lokmacı' konusunda herkes topu birbirine atıyor. Talat, Hristofyas'a; Hristofyas da Talat'a... Ya da Eleni Mavru, Cemal Başkana, Bulutoğluları da Eleni Mavru'ya. 'Siyasi karar' alınması durumunda Lokmacı Kapısı 5 gün içinde açılabilirmiş!..
Aslında yılan hikayesine dönüşmüş bir konuda kriterler ve ilkeler bilinmiyor mu?.. Koysunlar ortaya kriterleri ve ilkeleri, ona göre karar versinler. Niye veremiyorlar?.. Öncelikle Kıbrıs Türk tarafının bu konuda çok daha şeffaf olduğunu unutmamak gerek. Ama Rum yönetimi orayı propaganda amaçları doğrultusunda kullanmak niyetinde ise, kapı konusunda zaman kaybetmeye değer mi?..
Kapıyı mapıyı bir tarafa bırakalım da, önümüzdeki pilava bakalım.
Hafta sonu önemli gelişmeler yaşandı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde. KKTC için kesenin ağzını açan Türkiye 2008 yılında 790 milyon YTL'lik yardım yapılacağını açıkladı.
İhalesi ve ödemesi KKTC mevzuatına göre yapılacak 233 milyon 050 bin 487 YTL tutarındaki Lefkoşa kaynaklı projeler arasında başta, 'Elektrik Altyapılarının Tamamlanmasına Katkı Projesi' bulunuyor. Ankara kaynaklı 10 milyon YTL'lik yatırımın dışında bu proje için ayrıca Lefkoşa kaynaklı 58 milyon YTL de yardım yapılacak.
Bu yardımlar karşısında 'sağ olasın Anavatan' demekten kendimizi alamıyoruz.
Acaba Türkiye, bu yatırımları niye yapıyor?.. Kara gözümüz, kara kaşımız için mi?..
Bir yerde evet, bir yerde de başta Rumlara ve Yunanlılara, sonra da AB ve de tüm dünyaya "Kıbrıs'ta ben de varım" mesajını veriyor.
İstedikten sonra musluğu kısar ve hizaya da getirir. Ancak iktidarda AKP de olsa, Kıbrıs'ın Kuzeyinin Türkiye için ne anlama geldiği takdir edilmektedir. Dolayısıyla burasını her vesileyle var etmeye çalışıyor, bu yönde tüm olanaklarını kullanıyor.
Sonuçta, Rum tarafı ile eşit koşullarda mücadele edecek bir halk yaratmak için!..
Sadece askeri yönden değil, ekonomik yönden de Kıbrıs'ta varlığını hissettiriyor.
Madem ki, KKTC halkı dünyadan izole edilmiştir, madem ki, Avrupa Birliği verdiği sözleri yerine getirmemiş ve Kıbrıs'taki duruma seyirci kalmıştır, bu boşluğu doldurmak da Türkiye'ye düşmektedir.
Dimitris Hristofyas, dolayısıyla Rum tarafı, daha şimdiden varılabilecek bir uzlaşmada, Türk tarafının veto hakkına sahip olmaması gerektiğini savunmaktadır. Yani kendisi AB içinde küçük bir ülke olarak veto hakkına sahipken, bir anlaşmada bu hak Türklerden esirgenmek istenmektedir. Bu da dayatmacı politikanın adaya neler getirebileceğinin habercisidir. Kıbrıs Türkleri, üç yıl kadar yaşayabilen ortak cumhuriyette çok acı deneyimler geçirmiş ve veto hakkına rağmen, Rumların Türk bölgelerine yatırımları askıya aldıklarını unutmamıştır.
Bu adada kurulabilecek kalıcı barış ve çözüm için bir veto hakkının çok görülmesi, art niyetin tezahürü değil midir?..
Mal mülk hikayesi konusunda da çok şeyler söylenmekte ve yazılmaktadır. Evet, kimsenin malı inkar edilemez. Ancak Annan Planı'ndan sonra özellikle Kuzey'de çok şeyler olmuş, çok şeyler değişmiştir. Bunları Rumlar da bizzat kendi gözleriyle görmüşlerdir. Bu mülkler üzerine yapılan inşaatların bedelini ödemeye Amerikan bütçesi dahi yetmemektedir. Başta Girne olmak üzere; yapılan yatırımların bedeli o denli fazladır ki, bunu ödeyebilecek bir Rum bütçesinin varlığı hayal bile edilemez.
Dağın, taşın, dere ve tepeler konutlarla dolarken, o bedelin değerlendirmesini hangi makam yapabilir?.. Örneğin Rumdan kalma basit bir binadan ibaret olan Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin bugünkü durumu göz önünde bulundurulduğunda, bunun pahası biçilebilir mi?..
Tüm bu gelişmeler izole edilmiş bir halkın, kendi bölgesinde yarattığı eserlerdir. Bu eserlerin bedelini de ödeyebilmek hiç kolay değildir!..
|