|
En nihayet, Kıbrıs sorununa kalıcı ve barışçı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler bir haftaya kadar başlıyor.
Kurtlar sofrasında bakalım bizimkiler ne yapacak?.. Hristofyas'ın yanında karşısındakine kök söktüren, deneyimli bir Yorgo Yakovu ve daha kimler yok ki!..
Bizde ise son zamanlarda birbiri ardına verilen demeçler, yapılan açıklamalarda sanki de her şeye razıymışız gibi bir hava var.
"Kıbrıs sorunu Annan Planıyla erken çözülür... Farklı bir çerçeveyi de müzakereye hazırız. Sonsuza dek görüşemezsiniz. Bizim önerimiz 2008 sonu, ancak Rum tarafınca önerilecek farklı bir çerçeveyi de müzakereye hazırız."
'Farklı bir çerçeve' derken, Rum tarafının önümüze '8 Temmuz Anlaşması'nı koyacağı tahmin edilmiyor mu?.. Hristofyas, kaçıncı kez bunu telaffuz ediyor...
Annan Planı'na Kıbrıs Türk halkı 'evet' Rum halkı da 'hayır' dedikten ve plan ortadan kalktıktan sonra, bu plandan sık sık söz etmeye ne gerek var?.. Demek ki, Rum tarafının kabul etmediği bir planı, Rum'un lehine düzenlemeler yapıldığı takdirde kabule hazırız. Estirilen havadan bu anlam çıkmıyor mu?..
Kıbrıs sorununda çıtayı öyle bir indirdik ki, nerdeyse yere değmiş durumda.
"Rum tarafına her istediğini vermeye hazırız. Yeter ki yılbaşına kadar çözüm olsun" anlayışı, adeta bir politika haline getirildi.
Halbuki bu kez hakem tarafsız değildir ve Annan Planı'na 'hayır' diyen taraftan yanadır, onu tatmin edebilecek arayışlara girmek durumundadır. Eğer tatmin edici adımlar atarsanız, karşı tarafın istekleri sıralanacak ve siz de vermek zorunda kalacaksınız.
"Rumlar plana hayır demişlerdi, ancak şu şu maddelerde yeniden düzenlemeye gidilebilirse, kabul etme eğilimleri var. Gönüllerini hoş tutunuz ve bu işi bitiriniz" diyeceklerdir.
Baskılar her zaman 'hayır' diyen tarafa değil, fakat 'evet' diyen tarafa yapılmaktadır. Diplomaside ve al-ver pazarlıklarında bu işler böyledir.
Hele de KKTC heyetinin karşısında kurnaz, deneyimli kurt politikacılar varsa...
Bir de şu gerçeği kabullenmek gerek. Rum tarafının Annan Planı'nı reddettiğini dünya alem bildiği halde, bizde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve öteki bazı politikacıların hala daha bundan medet ummaları ve planı canlandırmaya çalışmalarını anlamak mümkün değildir.
Unutulmasın ki, kabul edilen Annan Planı'nda bazı bölgelerin Rumlara iadesi, Türk askerinin peyderpey çekilmesi, Rumların belirli bir süreç içerisinde yerlerine dönmesi ve mal mülk olaylarıyla ilgili hususlar vardır. Bu konular 'hayır' diyen taraf lehine sulandırılacak değil midir?..
Öyle söylemlerde bulunuluyor ki, bunlar 'her konuda tavize açığız' anlamındadır.
Dahası, her şeyi görüşebiliriz diyorlar. Bu ne demektir biliyor musunuz?..
Yani Rum tarafı oyalama taktiği icabı yine çeşitli ve de kabulü olanaksız öneriler de ortaya koyarsa, bizim taraf da bu akıntıya kapılıp gidecek midir?..
Müzakere sürecinde görüşülebilecek şeyler var, görüşülemeyecek şeyler var. Bizim bildiğimiz kadarıyla tarafların müzakereye başlamadan 'kırmızı çizgileri' ya da 'olmazsa olmazları' bellidir. Öyle hususlar vardır ki, onlar üzerinde müzakere dahi söz konusu değildir. Örneğin garantiler konusunda ne bir tarafın, ne öteki tarafın pazarlık yapma hak ve yetkisi mevcut değildir. Bu ancak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin işidir.
Diplomaside ve pazarlık süreci arifesinde çıtayı bu kadar alçaltmaya gerek var mı, bilemiyoruz. İsterseniz bir bilene soralım ve fikir alalım.
Bakıyoruz, uzun süre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın müsteşarlığını yapan, şimdilerde Halk Partisi Genel Başkanı Raşit Pertev de, Talat'ı uyarma ihtiyacı duyuyor ve "her koşulda masaya otururuz demek hatadır. Annan Planı'nın zemin alınmasını talep etmek, stratejik bir hatadır. 'Hayır' oylarından dolayı Rum tarafının eli çok güçlüdür ve Annan Planı'nda Türk tarafının lehine olan bütün öğeler plandan boşaltılabilir" diyor.
Yani yukarıda sıraladığımız kaygıları Raşit Pertev ve daha niceleri de paylaşıyor. Siz çıtayı bu denli aşağılara çekerseniz, onlar da size isteklerini çatır çatır kabul ettirmeye çalışırlar. Kabul etmezseniz de bu kez dünya kamuyu önünde retçi konuma siz düşersiniz.
Durum bundan ibarettir.
|