|
Bir süreden beri toplumda kaos yaratmaya yönelik bir takım hareketlerin varlığının hissedilmesi hiç de hayra alamet değildir. Polisle sendikal kuruluşların karşı karşıya getirilmesi, bunun arkasından 'çalışma saatleri' nedeniyle bir kargaşanın oluşması, zincirin halkalarının çoğalmakta olduğuna işarettir.
Yani marketler, bakkallara, bakkallar marketlere, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'nın marketlere, dahası marketlerin marketlere karşı duruş sergilemesi, acaba bir oyunun parçaları mıdır, yoksa; bilinçli ya da bilinçsiz bir senaryo mudur?..
Amaç; iş adamını, yatırımcıyı olumsuzluklar girdabına sürükleyip de devlete güvenini sarsmak, 'eksik olsun' deme noktasına getirmek midir?..
Türkiye, türban derdinde, biz de 'çalışma saatleri' sancısında... Sanki ne Türkiye'de, ne de burada yapacak başka iş kalmamış gibi...
Tüm bunlar, bir yerde 'acaba Kıbrıs konusunda gıyabımızda bir şeyler mi pişirilip, tezgâhlanıyor?' sorusunu da beraberinde getirmektedir. Tıpkı 1960'da olduğu gibi.
Farkındaysanız, Ankara da uzun bir süreden beri sessiz, her ne kadar da Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, buraya gerçekleştirdiği ziyarette bir şeyler söylemişse de, Hristofyas'ın seçiminden bu yana doğru dürüst resmi politika ortaya konulmuş değil!..
Rum tarafı reddettiği halde, bir Annan Planı diye tutturduk gidiyoruz. Rum'un 'kırmızıçizgileri' bellidir. Biz ise, daha önceleri ve dün de vurguladığımız gibi, 'bunlar masada müzakere dahi edilemez' diye sesimizi çıkarmaz ve Annan Planı'nı sayıklamaya devam edersek, öyle bir oyuna getirirler ki, golü yediğimizde mamurlarız, ama o zaman da geç kalınmış olur.
Örneğin, "öncelikle Güzelyurt'u, Maraş'ı vereceksiniz, 50-60 bin Rum da Kuzey'e gidecek, mal mülk meselesini de nasıl hallederseniz hallediniz" dediklerinde, Kıbrıs Türk halkının içine düşürüleceği kaosu, çatışma ortamını varın siz düşünün.
Dahası 'bu kadar asker çekilecek' denildiğinde tavır ne olacak?..
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, bu süreçte adayı ziyareti de ayrı bir anlam ifade etmektedir.
Yoksa; Talat-Hristofyas görüşmeleri 'dostlar alış-verişte görsün' kabilinden mi olacak?..
Özellikle bu dönemde nice boşluklar hissedilmekte, zihinleri kurcalayan nice soru işaretleri yer almaktadır.
İçteki dağınıklık ve karmaşa ortamı, çoğu kez ve çoğu ülkelerde 'dayatma çözümlere' zemin ve araç olarak kullanılmaktadır.
Acaba Kosova'daki çözümden sonra, satrançtaki taşlar Kıbrıs'a mı yönelmiştir?.. Yoksa, Türkiye'ye yeni roller mi verilmiştir?..
Elbette bunların da kokuları yakında çıkar. Önemli olan, günün sonunda bunca haksızlıklara rağmen, üstüne üstlük bir de bedel ödeyen taraf olarak çıkmamaktır.
Nice badirelerden ve ateş çemberinden geçmiş olan Kıbrıs Türk halkının özellikle bu dönemde iç çekişmelerden uzak ve son derece uyanık olmasında büyük yarar vardır. Kaygılardan uzak bir yaşam sürmek istiyorsak, bunun gereklerini yerine getirmek ve saflarımızı sıklaştırmak zorundayız.
Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyulan bir dönemde, içteki dağınıklık ve çeşitli sektörlerdeki kurumların, hatta şahısların karşı karşıya getirilmesi, devlete olan güvenin sarsılması hiç de hoş değildir.
Kıbrıs Türk halkı, üzerine geçirilmek istenen gömleğin de gelişigüzel dikilmiş, hatta 'deli gömleği' olmadığı gerçeğini de bilmek zorundadır.
Bir takım çevrelerin, üzerlerine 'ölü toprağı' serpilmişçesine suskun kalmaları da kabul edilebilir değildir. Çok daha kötü ve karanlık günler geçiren, umutların tükenmekte olduğu sırada dahi geri adım atmayan ve direnen Kıbrıs Türk halkının, empoze çözüm önerilerine karnı toktur.
Ama öncelikle dik durmak esastır!..
Bilinmeyen senaryo veya senaryoların figüranları olmak istemiyorsak, böyle davranmak zorundayız!..
|