|
Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Peşinen Tıp camiasına kutlu olsun...
14 Mart aynı zamanda Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün ve de onun kurucusu olduğu 'Halkın Sesi' gazetesinin doğum günü. Tıp Bayramı olarak kabul edilen 14 Mart 1906 yılında dünyaya gelen Dr. Küçük, 14 Mart 1942 yılında da Halkın Sesi'ni yayın hayatına koymuştu.
Atatürkçü Yaşam Derneği, Dr. Küçük'ün doğum günü dolayısıyla bugün üç okulda 'İlk Mücadelemizde Dr. Fazıl Küçük' konulu paneller düzenliyor. Dernekten yapılan açıklamaya göre, Lefkoşa'da Atleks Sanverler Ortaokulu, Kozanköy Mehmet Boransel İlkokulu ve Gazimağusa'da Dr. Fazıl Küçük Endüstri ve Meslek Lisesi'nde düzenlenecek panellerde, Dr. Fazıl Küçük hakkında çocuklara ve gençlere bilgi verilecek.
'Kıbrıs' gazetesi köşe yazarı Akay Cemal, Dr. Fazıl Küçük Endüstri ve Meslek Lisesi'nde, 'Halkın Sesi' köşe yazarı Osman Güvenir Atleks Sanverler Ortaokulu'nda ve yine 'Kıbrıs' gazetesi yazarlarından Prof. Dr. Ata Atun da Mehmet Boransel İlkokulu'nda panellere konuşmacı olarak katılacak.
Böyle bir günde Dr. Küçük'ü konuşmaya kalkışacak olursak, sayfalar sığmaz, saatler dar gelir. Çünkü Dr.Küçük'ün ve kurucusu olduğu Halkın Sesi'nin, Kıbrıs Türk halkına hizmetleri kelimelerle izah edilemez.
Katıksız bir Atatürkçü olan Dr. Küçük ve arkadaşlarının, daha 1930'lu yılların sonlarında adayı saracak tehlikeyi görmeleri ve Atatürkçü ilkeler doğrultusunda toplumu bilinçlendirme ve aydınlatmaları, bu günlere ulaşılmasını sağlayan en önemli etkenlerdir.
İçte bunu yaparken, Kıbrıs Türk halkının devamlı surette birlik ve beraberliğe çağrılması, şikayetlerin İngiliz sömürge idaresine duyurulması ve haksızlıkların dile getirilmesi, iki toplum arasındaki dengeyi kısmen sağlamış,
törpülenen haklar teker teker geri alınmaya başlanmıştı. Nisan 1956 yılında Vakıflar'ın Kıbrıs Türk halkına devredilmesi, en önemli 'mevzinin' ele geçirilmesi şeklinde nitelenmişti.
Bu, Kıbrıs Türk halkının, adada tutunabilme mücadelesi ve var oluş kavgasında bir kilometre taşı idi. Ondan sonra eğitimde, aile yasalarında ve diğer alanlarda gasp edilen hakların yeniden kazanımı gerçekleştirilmişti.
Ancak Dr. Küçük, arkadaşlarıyla birlikte bir yandan mücadeleyi sürdürür ve Kıbrıs Türk halkının en az Rumlar kadar bu adada yaşama ve siyasi eşitlik hakkı olduğunu vurgularken, diğer yandan da Türkiye ile bağlar oluşturmaya özen göstermişti.
Rumların hedefinin Enosis olduğunu çok iyi biliyordu. Zaten Rumlar da bunu inkar etmiyorlardı. İşte bu nedenden dolayı Girit faciasını sık sık tekrarlıyor, Girit'in nasıl elden gittiğine dair seri yazılara yer veriyordu. Bu duruma düşülmemesi için Ankara'dakileri ikna etmek gerekirdi. Haftalarca Ankara'da otel köşelerinde randevu beklerken, sırf İngiltere gücenmesin diye kendisini kabul etmekten ürken zihniyeti aşabilmek kolay değildi. O zamanın hükümetinde "bizim Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur" diyenler bile vardı. Tüm bunlara karşın Doktor, bu engelleri de aşmayı başarmıştı.
Yanına medyayı almakta gecikmezken, başta 'Hürriyet' gazetesi Ankara Bürosu başta olmak üzere; çalışma ofisi haline gelmişti. Medyanın gücü, randevu vermekten çekinen, kaçınan kapıları açmaya yetmişti. Dr. Küçük ve beraberindekiler artık Kıbrıslı Türklerin dertlerini, sorunlarını Türk hükümetine olduğu kadar, Türkiye'ye de anlatabilme olanağı bulmuştu. Rum yeraltı örgütü EOKA'nın, 1950'li yılların ortalarından sonuna kadar geçen süreçte önce İngilizlere, sonra da Türklere yönelik silahlı saldırıları sürerken, Dr. Küçük, Rauf Denktaş, Osman Örek ve diğer çalışma arkadaşları, Türkiye'den aldıkları güç ve cesaretle 'Kıbrıs mitingleri'ni başlattılar. Türkiye'deki üniversite gençliği de mitinglere tam destek beyan etmişti.
ENOSİS'e alternatif olarak artık her ilde 'Ya Taksim Ya Ölüm' mitingleri dalga dalga yayılıyor ve Edirne'den Ardahan'a kadar yer gök çınlıyordu.
Biliyorsunuz, ardından 1960 Anlaşmaları geldi. Dr. Küçük, Kıbrıs davasını Türkiye'ye mal edebilmenin huzuru içindeydi ve 82 yıl aradan sonra Türk askerinin Kıbrıs'a yeniden ayak basmasından tarifi imkansız bir mutluluğu tatmıştı.
Dr. Küçük'ün bazı olaylar dışında göz yaşlarını tutamayıp sevinçten ağladığına birkaç kez tanık oldum. Bunlardan biri, Zürih ve Londra Anlaşmaları'na dayanarak Kurmay Albay Turgut Sunalp komutasındaki ilk Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı'nın adaya ayak basmasıydı. 20 Temmuz Barış Harekatı ile 15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilanı da, sevinç gözyaşlarının akmasına neden olan tarihi olaylardı.
Dr. Küçük'ün hayatı hep mücadele ile geçti. Ama halktan hiç kopmadı. Çiftçinin, hayvancının, esnafın, zanaatkarın, köylünün, kentlinin, iş adamının sorunlarıyla haşir neşir oldu. Resmi sıfatları taşırken dahi, gazetede 'müstear isimle' yazılarına, eleştirilerine devam etti. Yürekli ve korkusuz bir kişiliğe sahipti. Yazılarını tıpkı steno gibi eski Türkçe yazar, biz de daktiloyu alıp gelir, o okur, biz de yazardık...
Ertesi günü gazetedeki yazısında herhangi bir yanlış çıktı mı, fırçayı atmaktan çekinmez, ancak birkaç saat sonra da insanın gönlünü almasını bilirdi. Yeniliğe de açıktı ve okuyucunun anlayamadığı veya anlamakta zorlandığı kelimelerin yerine yenilerini önerdiğimizde, şöyle bir ölçer tartar, aklına yatarsa kabul eder, yatmazsa 'bırak kalsın' derdi.
Haftada bir cuma günleri hastalarına ücretsiz bakan ilk ve tek doktordu.
Evet; bu günkü yazımızı da Liderimiz Dr. Küçük'e ayırdık. Onun mücadelesini senede bir gün değil, fakat her zaman anlatmak, yeni nesillere aktarmak gerek. Nereden nereye geldiğimiz o zaman çok daha iyi ve sağlıklı değerlendirilebilir. Bu konudaki görev de elbette başta Eğitim ve Kültür Bakanlığı olmak üzere, hükümete düşmektedir.
Ruhu şad olsun. Bir kez daha manevi huzurunda saygıyla eğiliriz.
|