|
Kıbrıs sorununa kalıcı, barışçı ve dengeli bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin, kırk yılı aşkın bir süre devam etmesine rağmen bir çözüm bulunamadı. Önümüzdeki günlerde Talat ve Hristofyas arasında yeniden başlıyor.
Görüşme masası dediğiniz, bir nevi 'Kurtlar Sofrası.' Eğer kuzu rolüne soyunur ve her şeyi 'alttan alırsanız' gözünüzün yaşına bakmazlar ve sizi hap gibi yutarlar. Çünkü bulunduğunuz masa bir müzakere masasıdır ve pazarlık gerektirir. Pazarlık da tek taraflı değil, çift taraflıdır. Yani al-ver usulü.
Dünkü yazımda Nail Atalay'ın "Birleşmiş Milletler'de On Buçuk Yıl" adlı kitabından örnekler vermiş, müzakereci heyetin bu kitaptan çok şeyler öğrenebileceğini yazmıştım.
Bugün de sevgili Başaran Düzgün dostumuzun "Bir tarihin tanığından Pilatus'un gölgesinde" isimli kitabından söz edelim.
Bugüne kadar kamuoyuna açıklanmayan belgeler, görüşme tutanakları ve perde gerisi olayların yer aldığı kitapta, eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile çatışmaları, fikir ayrılıklarından tutunuz da Denktaş üzerindeki baskılar anlatılıyor. "Bizim talimatımıza göre davranacaksınız" buyruğu karşısında Denktaş'ın, "anladım ki bunlar Kıbrıs'ı sattılar" ifadeleri ve zamanın Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Bürgenstock zirvesine ilişkin açıklamaları, bir tarihin yansımaları...
Zamanın Temsilciler Meclisi Başkanı, şimdiki Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ile Talat arasındaki nabız yoklamaları, zamanın Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Papadopulos'la dokuz kez gizlice buluşması, ABD, AB, İngiliz ve BM diplomatlarının perde gerisi girişimleri vurgulanırken, ibret verici gelişmeler anlatılıyor.
Girne Grafik Baskı ve Yayıncılık Ltd tarafından basılan, kapak tasarımını Uğur Kaptanoğlu'nun yaptığı kitabın önsözünde şöyle deniliyor:
"Roma İmparatorluğu'nun ulaşılamayan sınır noktası, Pilatus, Roma ordularının başında İsviçre'ye kadar gitti. Kanlı savaşlar sonrası düşen Lüzern şehrinin yanı başında yükselen Alplerde can verdi. Mezarını oraya kazdılar. İnsanlar o kadar acı çekmişlerdi ki, 'aman uyandırmayalım' diye yıllarca kimse çıkmamış o tepeye, Pilatus tepesine.
Bu kitap, Pilatus zirvesine cepheden bakan Bürgenstock tepelerinde gerçekleştirilen bir zirveyi konu alır. Tarihi Kıbrıs zirvesini. Roma İmparatorluğu sınırlarına ulaşmaya çalışan Avrupa Birliği'nin, yakasından bir türlü düşmeyen Kıbrıs sorunuyla uğraşan BM'in, aktörler Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türkü ve Kıbrıs Rumlarının, perde gerisinde hiç eksik olmayan ABD ve Birleşik Kırallığın oluşturduğu zirveyi.
Pilatus'un gölgesinde on gün geçirdik. Belgeler, pazarlıklar, gerginlikler, krizler ve diplomasi savaşları. Öncesi ve sonrasıyla 2001 yılından 2004 yılı 24 Nisan'ına kadar meydana gelen olayların tanığı olarak tarihe notlar bırakmak istedim, Kıbrıs sorunu hâlâ gölgede. Hâlâ tarafları meşgul etmeye devam ediyor. İnsanlar hâlâ acı çekiyor. Aydınlık günlere ulaşmak umuduyla..."
Evet; kitapta Annan'ın sunduğu plan ve Kopenhag zirvesinden söz edilirken, Denktaş'ın "Kopenhag'a gitseydim ölecektim" sözleri de yer alıyor, Davos'ta yaşanan De Soto krizine değiniliyor. Ayrıca zamanın Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'dan Denktaş'a ikinci kez ültimatom geldiği, Erdoğan'la Denktaş arasındaki havanın gerginliğini artırdığı ve sonra da ekip değişirken, Denktaş'ın yerine Talat'ın görüşmeciliğinin başlaması ve referanduma karar verilmesi, yumruklaşma, bağrışma ve toprak kavgası anlatılıyor.
Dün de işaret ettiğimiz gibi, görüşme masasına oturacak olanların, tüm bunları okuması, hazmetmesi ve hatmetmesi gerek. Bunlardan yeterli dersi çıkarmaları, fikir almaları gerek. 'Kurtlar sofrası'na otururken, her şeyin en ince detayına kadar bilinmesi, geçmişte yapılan zor pazarlıklardan bilgi edinmesi zorunludur. Yaşanan müzakere ve pençe-penç pazarlık süreçleri boşuna geçmemiştir kitaplara...
Bu nedenle Başaran Düzgün'ün "Pilatus'un Gölgesinde" adlı kitabından önemli başlıklara yer vermeye çalıştık. Daha detaylı olarak tümünü aktarmak olanaksız ama diyoruz ki, okunması gerek!..
Not: Dünkü yazıda Talat'la Hristofyas arasında başlayacak görüşmeden söz ederken, bir yerde yanlışlıkla Hristofyas yerine Papadopulos ismi yazılmıştı. Düzeltir, özür dileriz. (AC)
|