|
Arkadaşımız Özcan Özcanhan dün konuya değinmiş ve iyi de etmişti.
Şöyle demişti:
"Haydi AB, sen de garanti et, garantör ol, sen de demir at bu topraklara. Arkandan da Amerika yerleşsin. İngiliz zaten yerleşmiş durumda. Paylaşın anasını satayım bu adayı, yeni sahipleri siz olunuz, tapusunu da üzerinize geçiriniz. Serbestsiniz. Çünkü Kıbrıslı Türkler ve Rumlar akılsız ve ileriyi görmekten yoksun olduklarını kanıtlamışlardır."
Haksız mı Özcanhan bunları yazmakta, daha doğrusu isyan etmekte?..
Çünkü Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, garantilere gerek olmadığını öne sürüyor. Artık garantör güçlere ihtiyacı olmadığını, en büyük garantörün Avrupa Birliği (AB) olduğunu iddia ediyor.
Farkındaysanız, yeni taktiklerle karşı karşıya bulunuyoruz. Ve bu taktikler de, Atina-Lefkoşa ortak stratejisinin ürünleridir. Rum yönetimi başkanlığına seçildikten sonra ilk ziyaretini Atina'ya gerçekleştiren Dimitris Hristofyas, baklayı ağzından çıkarmış ve Kıbrıslı Türklerin, Ankara ile göbek bağını kesmesi gerektiğini söylemişti. Dahası Talat'tan, Türkiye ile işbirliği yapan değil, fakat bir 'Kıbrıslı' gibi düşünmesi gerektiğini salık vermişti.
Yani Atina'dan akıl aldı, şimdi de Talat'a satmaya çalışıyor. Bir diğer deyişle 'keçi koyuna güldü.'
Peki; Hristofyas her başı sıkıştığında niye Atina'nın kapısını çalıyor?..
Niye Bakoyanni, en büyük garantörün AB olması gerektiği fikrine saplanıyor?.. Çünkü kendisi, yani Yunanistan AB şemsiyesi altındadır. Rum tarafı da aynı şekilde!..
Peki; Türkiye, Avrupa Birliği (AB) şemsiyesi altında mıdır, AB'ye üye midir?.. Aynı şekilde Kıbrıs Türk tarafı AB üyesi midir?..
Niye ortada bir denge söz konusu değildir veya Kıbrıs'ta oluşan dengeyi Rum ve Yunan lehine, Türkiye ve Kıbrıs Türkü aleyhine bozmak istemektedirler?.. Bunu anlayamayacak kadar akılsız mıdır Türkiye ve Kıbrıslı Türkler?..
Eğer 'AB güvencesi' konusunu gündeme getirecekseniz, öncelikle Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının da üyeliğini beklemeniz, gerçekleştirilmesini görmeniz gerek. İlgili dört taraftan ikisi üye, diğer ikisi de üye değilse, en büyük garantörün AB olması gerektiği şeklinde savunma yapmanız boşuna değil midir ve art niyet taşımadığı ne malum?..
Kaldı ki bugün AB'nin Kıbrıs Türk halkı nezdindeki saygınlığını, yerini hiç düşündünüz mü?..
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki insanlık dışı, çağdışı, demokrasi ayıbı bir izolasyonu dahi kaldırmaktan -hem de söz verdiği halde- aciz bir AB'ye, kim garantörlük hakkı verebilir, buna hangi Kıbrıslı Türk müsaade edebilir?.. Gözümüzün içine baka baka 'Rumların yönettiği devlete yama olunuz' diyebilecek kadar kendinden geçenleri ve izolasyondan kurtulmamız için parmaklarını dahi kıpırdatmayanlara değil garantörlük, günahımızı bile vermemekte kararlıyız.
Kaldı ki, herhangi bir çatışma halinde AB'nin ne yapacağını da çok merak ediyoruz. Kıbrıs Türk halkı 1963-74 olayı yaşamış ve Avrupa'dan çeşitli ülkelerin askerlerinin 'BM Barış Gücü' adı altında üstlendiği görev ve sorumlulukların neler olduğuna tanık olmuştur. Barış Gücü'nün gözleri önünde alınan nice kişilerin bugün hala daha kuyulardan, çukurlardan kemikleri çıkarılmaktadır.
Bir Bosna vahşeti yaşanmıştır. Yarım milyon insan dünyanın gözleri önünde katledilirken, Avrupa veya Avrupa Birliği ne yapmıştır?.. Seyirci olmaktan başka!..
Onun için bize AB garantörlüğünden söz etmesinler. Karnımız bu gibi laflara toktur. Eğer iyi niyetli ve samimi iseler, öncelikle ambargoları kaldırsınlar, dünyadan izole edilmişliğimize son versinler.
Ne demiştir Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat?..
"Kıbrıslı Türkler, Avrupa'daki son izole halktır."
Ne demiştir Başbakan Ferdi Sabit Soyer?
"KKTC'ye haksız bir şekilde Kuzey Kore uygulaması yapılıyor."
Ne terörist yetiştiren bir ülkedir KKTC, ne de nükleer silaha sahip!..
Tüm bunlara karşın izolasyonda ısrar etmek niye?.. Bize bunu anlatsınlar da, garantörlük hevesini bir kenara bıraksınlar!..
|