|
Hayırlısıyla uzun bir aradan sonra Kıbrıs'ta müzakere süreci yeniden başlamış bulunuyor.
Tüm dikkatler 21 Mart'a yönelirken, "N'olacak?" sorusu da elbette beklediği yanıtı henüz bulmuş değildir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında üç buçuk saat süren görüşmeden sonra, önümüzdeki hafta çalışma grupları ve komiteler oluşturulması konusunda anlaşmaya varıldığı ve iki liderin 3 ay sonra yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırdıkları açıklandı.
Liderler, Lokmacı Kapısı'nın da teknik olarak mümkün olan en kısa sürede açılması için uzlaşmaya vardılar. Aynı şekilde Yeşilırmak ve diğer geçiş noktalarının da en kısa zamanda açılması konusu gündeme alınacak. Zirve toplantısının ardından açıklama yapan iki lider, mümkün olan en kısa zamanda çözüm olması için çalışacaklarını vurguladılar.
Elbette ki, daha ilk toplantıda gözle görülür, elle tutulur bir sonuç beklemek, safdillik olurdu. Çünkü ilk görüşme ve atılan adım, daha çok ilgili tarafların birbirlerini yoklamalarına yöneliktir. Soruna bakış açısı önemlidir. Yeni bir vizyon sahibi olunup olunmadığı, siyasi erk bulunup bulunmadığı önemlidir.
Atılan adım iyi bir başlangıçtır ve desteklenmelidir. Zorluklara rağmen bu diyaloğun aksamadan sürmesi gerektiği inancındayız.
Müzakerelerde, illa ki '8 Temmuz Anlaşması' veya 'Annan Planı'na hapsolmak diye bir şey de söz konusu değildir. Daha önemlisi iyi niyettir ve uzun soluklu sürecin sonunda, her iki tarafın da tatmin olabileceği bir uzlaşıya varabilmektir.
Kıbrıs'ta iki taraf arasında görüş ayrılıkları olabilir. Bu da gayet doğaldır. Ancak ortada istek, arzu ve siyasi irade olduktan sonra başarıya ulaşmamak için bir neden yoktur. Ada'daki çözümsüzlükten mağdur olan tarafın, Kıbrıs Türk tarafı olduğu gerçeğinden hareketle, Hristofyas'ın bir yerde kendisini Talat'ın yerine, Talat'ın da Hristofyas'ın yerine koyarak, çözüm arayışlarını sürdürmeleri gerekmektedir.
Ancak kabul etmek gerekir ki, Hristofyas'ın da, Talat'ın da işi kolay değildir!..
Açık konuşmak gerekirse, şu anda iki tarafta da 24 Nisan 2004 öncesi çözüm umutlarında esen rüzgar da yoktur. Halkların beklentileri daha alt düzeydedir. Özellikle de Kıbrıs Türk halkı, görevini yerine getirmesine rağmen, mükafatını alamamanın sıkıntısı ve burukluğu içindedir. Bir 'bezmişlik' hakimdir. Siyasi eşitlik dikkate alınarak, yeni bir devlet anlayışında Rum tarafının paylaşım niyetinde olup olmadığını öğrenmek istemektedir.
Hristofyas, geçen günkü bir demecinde 'işleyebilir' bir anlaşmadan yana olduklarını söylemiş ve 1960 Anlaşmalarının işleyebilir olmadığından ötürü sorunlar yaşandığını öne sürmüştü.
Kesinlikle doğru değildir. Hristofyas bu noktada doğruyu söylememekte ve tarihten ders almamış gibi bir davranış sergilemekte, yanlış imaj yaratmaya çalışmaktadır.
Doğrusunu biz söyleyelim.
Kıbrıs Rum toplumu adına anlaşmaya imza atan zamanın Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, daha anlaşmanın altındaki imzasının mürekkebi kurumadan adaya dönüşünde, Kıbrıs Rum halkına hitap ederken, hedeflerinin ENOSİS olduğunu söylemiş, 1960 Anlaşması'nın, bu hedefe giden yolda bir 'sıçrama tahtası' olduğunu beyan etmişti.
Aradan iki yıl geçtikten sonra da, Türk tarafına verilen hakların fazla olduğu iddia edilerek, bu hakları törpüleyen ve Anayasa'da değişiklik öngören 13 maddelik metni Türk tarafı ile Ankara ve diğer ilgili devletler olan Yunanistan ve İngiltere'ye sunmuştu.
Ondan sonrası malum... "Madem kabul etmediniz, biz de silah zoruyla kabul ettiririz" mantığıyla hareket edilmiş ve ortak devlet, ne yazık ki ortadan kaldırılmıştı...
Hristofyas, bunları açıklamaktan niye kaçınıyor, niye tarihi gerçekleri saptırmaya ve yanlış mesajlar vermeye çalışıyor?..
Her neyse; amacımız Hristofyas'ı suçlamak veya kötülemek değildir. Tüm bunlar artık gerilerde kalmış ve yeni bir süreç başlamıştır. O günlerden bu yana köprülerin altından çok sular geçmiştir. Ada'nın içinde bulunduğu koşullar değişmiş, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler gelişmiş, Kıbrıs Türk ve Rum insanı yeni deneyimler kazanmıştır. Nihayet dünya görüşü değişmiştir. Bunları değerlendirmek ve meseleye daha geniş açıdan bakarak, mesafe almak gerekmektedir.
Gidilecek yol, elbette 'Amerikan asfaltı' değildir. Ne de 'dikensiz gül bahçesi!' Dikenlidir ve çeşitli engeller ve manialardan geçilecektir. Ancak 'gülü seven dikenine katlanır' misali, tarafların tüm çabalarını bir uzlaşıya odaklamaları zarureti vardır.
Bundan hiç kimsenin kuşku duymaması gerek. Nitekim iki lider de, mümkün olan en kısa zamanda çözüm olması için çalışacaklarını dile getirmişlerdir. Bu, Talat ve Hristofyas'ın kamuoyu önünde vermiş oldukları sözdür.
Bu arada uluslararası toplumun da Talat ve Hristofyas'tan beklentileri vardır. "Bu kez bu işi bitirin" anlamında mesajlar vermektedirler.
'Bitirin' demesi kolay da, nasıl?..
Öncelikle Kıbrıs Türk ve Rum halkının tatmin olması gerek. Sonra da Türkiye ve Yunanistan'ın. Onların ardından da uluslararası toplumun...
Uluslararası toplum dediğiniz, sonuçta kimin kazandığı, kimin mağdur edildiğine bakmaz. Onlar için 'çözüm olsun da, nasıl olursa olsun' mantığı geçerlidir. Ancak böyle bir anlayış, ne Türk tarafı için geçerlidir, ne de Rum tarafı için!..
Örneğin, siyasi eşitliğe dayanmayan ve haklarımızı 1960 Anlaşmalarından da geriye götüren bir uzlaşma, Kıbrıs Türk tarafı için geçerli olabilir mi?.. Daha bunun gibi nice maddeler vardır. Aynı şekilde Rumların da haklı istekleri vardır ve bu isteklerden geri adım atmaları kolay değildir.
Önemli olan, iyi niyet, inanç ve kararlılıkla, çoğu kez 'son şans' diye nitelenen bu yolda yürüyerek ortak bir noktada buluşmaktır. İlerleyen süreçte acı ve yakıcı da olsa, bazı adımlar atmak zorundasınız. Bu durumlar, hazımsızlıklara neden olabilir. Ama önemli olan hazmedebilmektir. Gerek Talat, gerekse Hristofyas için de geçerli olan hazım olayı, Kıbrıs sorununun esasını teşkil etmektedir.
Bir kez daha liderlere kolay gelsin diyoruz...
|