|
Kıbrıs konusunda hızlı gelişmelerin yaşanmakta olduğu bir dönemde Ankara'nın sessizliği, çoğu çevrelerde merak edilmekte ve çeşitli şekillerde değerlendirmelere neden olmaktadır.
Özellikle AKP'nin kapatılmasına ilişkin dava, ardından Ergenekon olayı ile ilgili tutuklamalar, bu arada Nevruz etkinliklerinde meydana gelen çatışma ve diğer gelişmeler, Ankara'nın Kıbrıs konusunda gerekli ağırlığı koyamadığı şeklinde yorumları da gündeme getirmektedir.
Halbuki 'Fileleftheros' gazetesine göre, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lyn Pascoe'nun başkanlık edeceği BM Değerlendirme Misyonu'nun ay sonu adaya gelmesi bekleniyor. İki lideri tekrar bir araya getirecek olan Pascoe'nun ziyaretinin, Lokmacı Kapısı'nın açılışına denk geleceği, hatta açılışa AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in de katılacağı belirtiliyor.
Dahası, ABD'den Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza ile ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Daniel Freed'in de önümüzdeki günlerde adaya gelecekleri bildiriliyor. Daniel Freed, 'zor görevler uzmanı' olarak bilinirken, orkestra şefliği görevine bürünen İngilizlerin de, koordinasyonu Adadaki büyükelçileri Peter Millet'e devrettikleri kaydediliyor.
Talat ve Hristofyas'ın temsilcileri Erdil Nami ile Yorgo Yakovu'nun bugün bir araya gelmeleri beklenirken, Rum gazetelerinin yorumlarında şöyle deniliyor:
"Türkiye'deki siyasi sahne, Kıbrıs sorunundaki projeler için elverişli görünmüyor ve patlak veren kriz, prosedürde bundan sonra atılacak adımları etkileyecektir. Buna paralel olarak dikkatler, Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın beklenmekte olan 'yasadışı' ziyaretine çevrilmiş durumda. Büyükanıt'ın mevcudiyeti olupbittilere müdahale anlamına gelecek. Adaya gelişi, ordu olmadan Kıbrıs sorununda herhangi bir adım atılamayacağı mesajını veriyor.
Büyükanıt'ın bu ziyareti, Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin 'meşruiyeti' konusunda Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar öncesinde Türkiye'nin yeniden siyasi bir krize girmekte olduğu bir zamana denk geliyor. Siyasi şahsiyetlerin tutuklanması da rakip tarafların niyetlerini gösteriyor. Erdoğan hükümetinin mahkeme aracılığıyla muhtemel düşürülmesi elbette Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri etkin şekilde etkileyecek."
Evet; Rum gazetelerinin yorumları bu merkezde.
Tüm bunlara karşın görüşmelerin BM zemininden çıkmakta olduğu veya çıktığı şeklindeki kaygılara da hak vermemek elde değil. Özellikle Halk Partisi Başkanı Raşit Pertev, bu durumu gayet net biçimde açıklamış bulunuyor.
Rum tarafı, öteden beri yeniden başlayacak müzakerelerde Annan Planı değil, fakat '8 Temmuz Süreci'nin başlangıç noktası olması gerektiği, Talat da masada Annan Planı'nın bulunması gerektiği üzerinde ısrar etmekteydi. Çünkü Annan Planı, mevcut 'Kıbrıs Cumhuriyeti' yerine, iki tarafın da 'evet' demesi halinde, yeni bir devleti öngörmekteydi. Yani, kurulacak yeni bir devletin iki kurucu ortağından biri Türkler, biri de Rumlar olacaktı. Ancak Rum tarafı yüzde 76 gibi bir oyla, böyle bir oluşuma 'hayır' diyerek, mevcut 'devlet'in devamını sağladılar ve sadece kendilerini temsil eden 'Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'nden ödün vermeyeceklerini dünyaya ilan ettiler.
Sonuçta, Türklerin 'evet'inin Annan Planı'nda öngörülen yeni bir devlet oluşturulmasına yetmediği görülmüştür. Rumlar yine kârlı çıkmış ve Türkler de hava almıştı.
İşte bu ve benzeri nedenlerden dolayı gerek Türkiye, gerekse Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı temelinde bir çözüm konusunda ısrar etmekte. Ama artık çok geç gibi. Çünkü, 21 Mart görüşmesinden sonra yayımlanan ortak bildiride bundan söz edilmiyor. Hatta Annan Planı'ndan eser bile yok. Raşit Pertev'in dediği gibi, Kıbrıs'la ilgili BM parametreleri de uçup gitti.
Rumlarla en azından uzun süre müzakere masasında dirsek çürüten Cumhurbaşkanlığı eski Müsteşarı Raşit Pertev'in kaygıları ve görüşlerinde gerçeklik payı olmadığı iddia edilemez.
"Türk tarafı, görüşmelere Rum tarafının istediği çerçevede oturdu. 21 Mart mutabakatı, 'Rum tarafına gelmiş geçmiş BM parametrelerini yok edebilmelerini sağlayacak. Bu durum 8 Temmuz Anlaşması'ndan farklı değil" şeklinde görüş beyan eden Pertev, herhalde bu işleri birçoğundan daha iyi bilmektedir.
Bu durumda akla çeşitli soru işaretleri gelmektedir.
Rum yönetimi eski başkanı Tasos Papadopulos, '8 Temmuz Anlaşması' diyor, başka şey demiyordu. Yeni başkan Hristofyas da Papadopulos'un ısrarla savunduğu '8 Temmuz Anlaşması' veya 'Gambari Süreci'nde ayak diretti.
Burada amaç, Türkiye ve Talat'a rağmen Annan Planı'ndan kurtulmak ve Kıbrıs Türk tarafını kendi istekleri ve çıkarları doğrultusunda bir yerlere çekebilmekti. Galiba da 21 Mart'ta bu oldu. Nitekim görüşmecilik deneyimi bulunan Raşit Pertev, "21 Mart mutabakatı, 8 Temmuz Anlaşması'ndan farklı değil" diyor.
Acaba Kıbrıs Türk tarafı oyuna mı getirilmiş veya getirilmektedir?..
Beri yandan Türkiye'deki sessizlik sürerken, İngiltere, ABD ve AB'nin Kıbrıs'a balıklama dalmaları da muhtemel bir oldu bittinin işaretleri sayılabilir mi?..
Göstergeler, hoş bir durum arz etmemekte ise de, Sayın Talat'ın neler olup bittiğinin farkında olduğu inancındayız. Bir yerde yeni bir devletin kurucu ortağı olmak yerine, mevcut 'Cumhuriyet'e yama politikasının arkasından sürüklenip gitme politikasına bu halkın kurban edilmesi beklenmemelidir. Özellikle bu süreçte çok dikkatli olmak, gelişmeleri her yönden ve sağlıklı biçimde, iyice değerlendirmek gerek!..
Yoksa; bunca mücadeleye, ezgi ve cefaya yazık olur!..
|