|
Kıbrıs sorununa barışçı ve kalıcı çözüm bulmayı amaçlayan yeni müzakere süreci başlarken, kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçeği burada dile getirmenin bir mahsuru olmadığına inanıyoruz.
Kıbrıs Rum tarafında bu kritik dönemde tam bir birlik ve beraberlik ruhunun olduğu görülmektedir. Bir bütünlük söz konusudur. Hristofyas'ın göreve gelmesinden sonra, bazı çevrelerin çıkardığı 'çatlak' sesler de artık duyulmaz olmuştur. Bu da, Rum tarafının, iktidarıyla muhalefetiyle tek vücut olarak ses vermekte olduğu ve Hristofyas'ın masadaki elini güçlendirdiğine bir işarettir.
Peki; bizde durum böyle midir?..
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat zordadır ve işbirliğine, desteğe ihtiyacı vardır. Müzakere aşamasında çok fazla katkıya ihtiyaç duyulacağını söyleyen Talat, toplumun bütün dinamik kesimleriyle işbirliği içinde olmak gerektiğini kaydetmektedir.
Cumhurbaşkanı, 8 Temmuz Anlaşması'nın tam bir kısır döngü olduğuna dikkati çekerek, özellikle adım atma niyeti olmayan Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos'un, envai oyalama taktikleri ve incir çekirdeğini doldurmayan bahanelerle süreci sürekli tıkadığını söylemiştir.
Peki; '8 Temmuz Anlaşması' kısır bir döngü ise, 21 Mart mutabakatı nedir?..
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu konuda Kıbrıs Türk halkına vaziyetin ne olduğunu açıklaması gerekmez mi?..
Toplumun tüm dinamik kesimleriyle işbirliği arzusu güzel bir şey de, ortada bir yanlışlık varsa, bir 'kısır döngü' içerisine girilecekse, daha işin başlangıcında ne yapılması gerektiğinin bilinmesinde yarar vardır.
Dimitris Hristofyas açıkça Talat'ın "Birleşik Kıbrıs'ı sıfırdan kuralım" tezine katılmadığını kaydederken acaba neyi kastediyor, ne demek istiyor?..
Demek istediği şu: Annan Planı'nın öngördüğü koşullarda yeni bir devlet oluşumuna yokuz. 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devleti yıkılamaz ve bunun yerine 'Birleşik Kıbrıs' diye yeni bir devlet kurulamaz. İsterseniz, siz de bu devlete katılır, ortak olursunuz."
Bunun adı 'iltihak' mı olur, 'yama' mı olur, o ayrı mesele!..
Bu nedenle değil midir ki, Halk İçin Siyaset (HİS) Partisi Genel Başkanı Ahmet Yönlüer, "21 Mart mutabakatı Türk halkının aleyhine" diyor...
Bunun için değil midir ki, Halk Partisi (HP) Genel Başkanı Raşit Pertev, "müzakere masasına zayıf oturduk" diyor...
Özellikle Yönlüer'in, Türk tarafının maça, Rumlar karşısında mağlup başladığı ve Türkiye tarafından kabul görmemesine karşın 8 Temmuz Anlaşması'nın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilerek yasallaştırıldığını öne sürmesi düşündürücüdür. Bu konuda daha da ilginç açıklamalar yapan Yönlüer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Annan Planının temel alınması gerektiğine' ilişkin açıklamalarına rağmen, Talat'ın, CTP-AKEL görüşmesinden çıkan sonuca göre 8 Temmuz sürecini zemin alarak 21 Mart mutabakatının altına imza koymasını eleştiriyor. Yönlüer, ayrıca Talat'ın konulara vakıf olmayan tecrübesiz kimselerden akıl aldığını ve Ankara ile çeliştiğini de iddia ediyor.
Beri yandan toplumun köklü kuruluşlarından Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği de, Talat'ın girdiği yolun yanlış olduğunu öne sürüyor ve Talat'ı bu yoldan geri dönmeye çağırıyor. Bu konuda yayımlanan bildiride, gerek 8 Temmuz Anlaşması, gerekse 21 Mart mutabakatının halkın 24 Nisan 2004 referandumundaki iradesine ters olduğu savunuldu.
Genel Sekreter Oğuz Ceyda, Rum tarafının, Annan Planı'nı zemin kabul etmemesinin temelinde yatan sebebin, yeni ortaklığın, yeni bir devlet temelinde değil de, 24 Nisan referandumunda onayladıkları mevcut sözde Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde kurulması isteği olduğunu kaydetti. Bildiride, Rumların Ulusal Konsey'lerinde halk iradesine paralel ulusal bir politika izlerken, Kıbrıs Türk toplumunda bunun tam tersi olduğu da savunuldu.
Aslında yeni süreçle ilgili beyan edilen görüşlerde doğruluk payı olsun veya olmasın, bunların bizzat Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve çalışma arkadaşlarıyla değerlendirilmesi gerek. Ki, ortaya konulan görüşlerde doğruluk payının olmadığı da iddia edilemez.
Sanıyoruz, gerek burada, gerekse Ankara'da zihinleri kurcalayan çok soru işaretleri vardır ve bunlara yanıt verilmesi gerekmektedir. En azından halka bir ışık tutmak ve nerede olunduğunu anlatmak gerek!.. Sağlam bir zemine mi basıyoruz, yoksa yaş bir tahtaya mı?..
Şu 8 Temmuz Anlaşması'na öteden beri Cumhurbaşkanı Talat'ın da karşı olduğunu ve benimsemediğini biliyorduk. Biliyorduk da, şu 21 Mart mutabakatı da neyin nesi oluyor?.. Gambari sürecinden ne farkı var?..
Madem ki, Rum tarafı veya Hristofyas, yeni bir 'Birleşik Kıbrıs Devleti'nin yeniden kurulmasına karşı çıkıyor ve elindeki 'devlet avantajı kartını' masada kullanmak istiyor, bunun peşinde sürüklenmek, Kıbrıs Türk tarafına ne kazandırır, ne kaybettirir?..
Madem ki, Talat'ın da deyişiyle 8 Temmuz Anlaşması kısır bir döngüdür, o halde 21 Mart mutabakatı neden doğmuştur?.. Onun da kısır bir döngü olmadığına dair halk ikna edilebilir mi?..
Bu ve benzeri soruları daha da çoğaltmak mümkün. Tek görünen şey, Rum tarafının tamam olduğu, Türk tarafının da olmadığıdır!..
Demek ki, bir yerlerde yanlışlıklar yok değildir!..
|