|
Rum lideri Dimitris Hristofyas, Yunan Yeni Televizyonu'na (ERT) verdiği mülakatta, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'yla görüşmesinde, Barosso'ya, Ankara'nın Kıbrıslı Türk liderin kendisiyle (Hristofyas) özlü ve sonuç getirici şekilde müzakere etmesi halinde, kendisinin Talat'la anlaşabileceğini söylediğini ve Barosso'dan; Talat için endişelenmemesini, AB'nin tüm dikkatini Ankara'ya yöneltmesini istediğini belirtti.
Kısacası Hristofyas'ın, AB'ye "siz Talat'ı bana bırakın, Ankara ile uğraşın" anlamındaki sözleri üzerinde durmak gerek.
Acaba Hristofyas, "Talat benim için çantada keklik. Ben onu 'hallederim' ama, siz de Ankara'yı halledin"
mi demek istiyor?..
Daha işin başında bu denli mesajlar verilmesi doğru bir yaklaşım olabilir mi?.. Niye Yunanistan, İngiltere, ABD, AB değildir de, illa ki Türkiye?..
Kıbrıs'ta Türk askeri varlığı gibi, Yunan askeri varlığı da yok mudur?.. Ya; İngiliz'in üslerine ne demeli?
Hristofyas, İngiltere'ye "biz Talat'la görüşmeye oturuyoruz, üslerin durumu da ele alınacak, ona göre" diyecek bir cesareti gösterebilir mi?..
Bunları diyemezken, kırık bir plak gibi hep Türkiye'yi seslendiriyor. Belirli merkezlere Ankara'yı işaret ederek, mesajlar vermeye çalışıyor. "En büyük engel Ankara'dır, siz Talat'ı bana bırakın, Ankara'yı hizaya getirin" dercesine daha işin başında oyunbozanlık yapıyor.
Tabii ki, şu kadarcık yeşil ışık yakılsa, Hristofyas, Talat'ı by-pass yaparak Ankara ile görüşecek ve Türkiye ile müzakere masasına oturacak. Hristofyas'ın gönlünde bu yatarken, Talat'la görüşmeye eli mahkum.
Kendisi de Cumhurbaşkanıdır, Talat da!.. Kendisini Kıbrıs Rum halkı, Talat'ı Kıbrıs Türk halkı seçmiştir. Kendilerinin konumu dahi Kıbrıs sorununun esasını teşkil etmekte, bu adanın kaderini iki eşit ortağın tayin edebileceğini göstermektedir.
Onun için herkesin kendi sorumluluğunun bilincinde olması gerekir. Başta da Hristofyas'ın. Yunanistan'dan askeri komutanlar dahil, Cumhurbaşkanına varıncaya kadar nice yetkililer Güney'i ziyaret ederken ses çıkarmayan Rum liderin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ziyaretine tepki koyması 'dengeli' bir politikanın ürünü olabilir mi?..
Daha da önemlisi; Hristofyas, "Türk tarafı, ilerleyebilmemiz için yeşil ışık yaktığı konusunda bizi ikna edemedi" diyor ve Kıbrıs sorununun çok basit ve kolay zannedilmemesi gerektiğini söylüyor. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Talat da, Rum tarafındaki değişikliğin, politika değişikliği olmadığına işaret ederek, Hristofyas'ın çözüm istediği izlenimi verdiğini, ama bunun mutlaka anlaşacakları anlamına gelmediğini belirterek, kuşkularını dile getiriyor.
Yani daha işin başında kuşkular giderilmiş değil. Kuşkulardan arınmak için ne yapmalı?.. İşte bütün mesele budur. Hristofyas, kendisi inansa dahi, tarafların üzerinde mutabık kalacağı bir uzlaşma metnini kabul ettirebilecek güçte midir?.. Böyle bir irade ortaya koyabilir mi?.. Kıbrıs Rum halkı bir yana, öncelikle Ulusal Konsey ve Atina'nın onayı gerekmez mi?..
Sorunu; Türkiye'yi, Yunanistan'ı, İngiltere'yi, ABD'yi, AB'yi hesaba katmadan çözebilmek mümkün müdür? Saymadıklarımız bir yana, tüm bu saydıklarımızın bu adada şu veya bu şekilde çıkarları söz konusudur. Birinin çıkarının göz ardı edilmesi halinde hemen kıyamet kopar ve işler bir anda Arap saçına döner. 'Sil baştan' oluverir.
Demek oluyor ki, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulabilmek için tek mesele Türk askeri, Rumların 'yerleşikler' dedikleri Türkiye'den gelenler değildir ve o gözle de bakılmamalıdır. Esasen sadece bu gözle bakıldığı takdirde, Rum isteklerine boyun eğmek olur ve sorunun çözümsüzlüğü de uzar gider.
Hristofyas'ın Kıbrıs sorununun çok basit ve kolay olmadığı şeklindeki açıklamasına yüzde yüz katılırız. Hristofyas burada doğruyu söylemektedir. Mesele kırk üç yıldan beri gasp edilmiş ve ortaklardan birinin dışlandığı bir devleti yeni baştan kurabilmektir. Bunu başarabilmek kolay olmasa da, imkânsız değildir. Yeter ki, iyi niyet olabilsin. Bugünkü 'Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'ni sürdürmek veya tarafların hak ve çıkarlarını, eşitliğini dikkate alarak a'dan z'ye yeniden organize etmek mi gerek?..
Rum tarafına Girne'yi de verseniz, Güzelyurt'u da verseniz, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bırakabilir mi, nimetlerinden Türklerin de hak ettiği ölçüde yararlanmasına rıza gösterebilir mi?.. Yoksa; toprak ödününe rağmen, bu avantajı elinden kaçırmamak mı ister?..
İşte bu konuda tercih yapmak hiç de kolay değildir ve değil Hristofyas, bu makamda kim olsa zorlanmaktadır. İşin doğrusu da, zora girmeden bir sorunun halledilemeyeceği gerçeğidir.
Gelin, el ele verelim ve yeni devletin temellerini atalım. Ama kurucu tarafların hak ve çıkarlarını göz ardı etmeden... Acı ödünler sadece taraflardan birinden alınmadan... Dengeli bir çözümle adil ve kalıcı bir barışa uzanalım. Var mısınız?..
|