|
Bir 'Dünya Tiyatrolar Günü'nü daha geride bıraktık. Ama o günle başlayan etkinlikler alabildiğine, olanaklar çerçevesinde devam ediyor. Yalnız Başkent'te değil, fakat tüm ilçelerimizde...
Bu yıl, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun geleneksel olarak verdiği Hizmet Onur Ödülü'nün Süheyla Küçük'e verilmesi de anlamlı bir jest. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun konuya ilişkin bildirisinde şöyle deniliyor:
"Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun her yıl geleneksel olarak verdiği Hizmet Onur Ödülü'nün bu yıl, 1940'lı yıllarda, o günün koşullarında Atatürk'ün kadınlar için öngördüğü çağdaşlaşma sürecine duyduğu inanç ve ailesinin desteğiyle, sahnelenen oyunlarda görev alarak Kıbrıs Türk Tiyatro hareketine kadın oyuncu olarak hizmet veren Sayın Süheyla Küçük'e verilmesi kararlaştırılmıştır."
'Yağmurum Olsana' oyunu öncesinde düzenlenen törende, Kıbrıs'ın 'First Lady'si Sayın Süheyla Küçük'ün ödüllendirilmesi, Kıbrıs Türk halkının tiyatroya, sanata olan ilgisinin, bir yerde tarihini ortaya koymaktadır. Nitekim Kıbrıs Türk halkı, Ulu Önder Atatürk'ün Türkiye'de harf, şapka ve kıyafet devrimi yaptığı dönemde, hiçbir baskıya yer vermeksizin bu devrimleri gerçekleştirmiş olması, her türlü takdirin üstündedir. Bu örnekler, Kıbrıs Türkü'nün uygarlığa ne denli önem verdiğinin de örneklerini oluşturmaktadır.
Böyle bir zamanda ve uygunsuz koşullarda Süheyla Küçük ve onun gibilerin tiyatro sanatına olan ilgisi, sahnede boy göstermesi ve topluma bir şeyler verebilme çabasının önemi, bugünkü koşullar dikkate alındığında çok daha önem ve anlam ifade etmektedir.
Bu tür etkinlikler, halkımızın düşünmesi, değerlendirmesi ve sorgulamasına yönelik sanatsal çalışmalardı ve özgürlüğün elde edilmesi yolunda serpilen tohumlardı.
26 Mart günü başta Yaşar Ersoy olmak üzere; arkadaşlarını Sarayönü'nde bildiri dağıtırken gördüğümde, "işte tiyatronun neferleri" demiştim. Dünya Tiyatro Günü etkinlikleri çerçevesinde halka sundukları bildirilerle, hedef ve amaçlarını ortaya koyarken, tiyatro sanatını sevdirme ve aşılama uğraşı içindeydiler. Ve bildirinin bir yerinde vurgulanan şu ifadelere dikkat çekiyorlardı:
"Memlekette yürütülen yanlış politikalar nedeniyle toplum giderek sanattan koparılmaktadır. Bireysel çıkarlar ve etik değerler, toplumsal çıkarların önüne geçmektedir. Toplumda bedel ödemeden bir 'bedava yaşam' biçimi oluşmaktadır. Bütün bu olumsuz koşullar içerisinde tiyatronun görevi, evrensel ve insani değerleriyle çıtayı yüksek tutarak, sanatsal ve toplumsal işlevini sürdürmektir. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu da yirmi sekiz yıldan beri bu inanç ve bilinçle varlığını sürdürmekte ve sürdürmeye devam edecektir."
Bildiri, son derece önemli ve anlamlı olduğundan sütunumuza bazı pasajları aktarmak istiyoruz. Şöyle ki:
"Bazı şeylerin şaşılacak denli hızla değişirken, bazılarının da değişimin kendisiyle alay edercesine yavaş hareket ettiği bu topraklarda, en azından sanatçılar yine de değişim için didinmeye devam edecek kadar yürekli kalmalıdır. Söz konusu bireysel çıkarlarsa, memleket öyle hızlı surette değişir ki durup da bakanın başı döner. Söz konusu sanat olunca, bürokrasinin ve öngörüsüz politik zihniyetin bastığı fren ya da geriye doğru çevirdiği rota, yürekli kalmayı başarabilen sanatçılarla kendi bildiğinden şaşmayan yolda ısrarını sürdürür.
Birbirini tekrar eden politik süreçler toplumu Godot'un beklendiği ağacın dibine mahkum ederken, öngörüsüz iç politika da sanatı bütçesinden bir kalemde silebilir. Bunlar görülmemiş şeyler değildir. Üstelin ne tekrarlanmayacaklarının ne de durumun kötüleşmeyeceğinin garantisi vardır. Eğitimi bir sermaye aracı olarak gören eğitim kurumlarının durumu, kötüye gidişi şimdiden haber verir. Bu gidişatı göre göre ve görerek memlekette sanata biçilen değerin ne kadar kıt olduğunu da başka memleketlere göre, yine de çıtayı yüksek tutmanın gerekliliğine inanmak didinmektir işte.
Sınır kapıları kapalı da olsa açık da, kafalardaki kapalılığını görerek, sahnede Rumca mı, yoksa Türkçe mi konuşulduğu sorusuna takılmadan ve inanarak, sanatın evrensel diline, tiyatro kurumlarıyla işbirliği yapmak, birlikte üretmek didinmektir işte. İlle de barışı öneren oyunlar oynarsın. Oysa sana çok da uzak bir yer değildir savaşın sürdüğü. Üstelik sen de görürsün hem dünyada, hem de kendi memleketinde barış ihtimalinin giderek söndüğünü. Ama devam edersin. Didinmek budur işte.
Gelişmemiş ülkelere bahşedilen kaderdir insanın değersizliği. İnsanın değerini bilen bilir, ancak sanatın gerekliliğini. Düzenlemeler buna göre yapılır. Eğitim sistemi buna göre şekillenir. Biz kendimize neyi layık görüyorsak onu yaşıyoruz. Bir acizlik duygusudur bizi sanatta bir adım ileri götürmeyen.
Durum ümitsiz ama yine de ümidimizi kaybetmeyelim. Böyle diye diye bir tiyatro binasının inşaatını yeniden başlatmayı başardık. Sanat alanında değişimin ve gelişimin çok yavaş olduğu bu yerde, böyle bir gelişme, değeri bilinecek türdendir. Ve bu çağdaş değerin üretim sürecini oybirliği ile başlatan Başkan Cemal Bulutoğluları ve Belediye Meclisi üyeleri, Dünya Tiyatrolar Günü'nde alkışlanmayı hak etmektedir. Yine değişimin çok yavaş olduğu bu yerde, örgütlülüğün önemine, sanatın sınır tanımadığına inanarak saygın kurumlar ve örgütlerle uluslararası ilişkiler kurmaya çalışmak didinmektir. Memleketi yurt dışında sanatıyla tanıtmaya çalışmak bunun gerekliliğine inanmak didinmektir.
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bu düşünce ve inançla 28 yıldır didinmekte ve direnmektedir. Memlekette aynı şarkı tekrar tekrar farklı versiyonlarda çalınıyor olabilir. Dibinde beklediğimiz ağaç kurumaya yüz tutmuş olabilir. Durum ümitsiz olabilir. Ama yine de ümidimizi kaybetmeyelim. Sanatsa derdimiz en azından bu kadar yüreklilik gerekir."
Evet; mümkün mertebe bildiriden kısıtlama yapmadan, sütunumuza aktarmak ve sizleri bilgi sahibi kılmak istedik. Tiyatro sanatına gönül verenlerin bir haykırışı, sitemi ve çağrısı vardır bu bildiride. Başta hükümet olmak üzere; ilgili makamlardan daha bir ilgi beklentisini dile getirmektedirler. Çıkılan bu yolda onların da sorunları vardır. Bunların aşılması gerek. Tiyatro kültürünü halkımıza, gençliğe aşılamakta büyük sorumluluklar düşmektedir ilgililere. Sanatçılar bu uğurda tüm becerilerini ortaya koyarken, Yeşilırmak'tan Dipkarpaz'a kadar bu bilincin yayılması ve tiyatroya sahip çıkılmasını seslendirmektedirler.
Daha başka ne desinlerdi ki!..
Ülkeyi sanatıyla tanıtabilmek için didinenlere sadece sahnelerde alkışın yetmediği bilinmelidir. Onlar, daha çok didinmek, uğraşmak, çalışmak sevdasındalar. Bunu kendilerinden esirgemek en büyük haksızlık değil midir?..
Onları yalnız Dünya Tiyatrolar Günü'nde değil, fakat yılın 365 gününde hatırlamak, teşvik etmek, cesaretlendirmek ve tiyatro kültürünü bir yerlere getirerek, çıtayı yükseltmek gerek. Esas olan da budur. Ve herkese düşen bir görev ve sorumluluktur.
Bu anlamlı haftada tüm tiyatro sanatçılarını selamlamak, aramızdan göç edenleri de saygıyla anmak gerek!..
|