|
Kolay değildir 45-50 yılın tozunu toprağını bir çırpıda temizleyebilmek... Lokmacı'nın öyküsü çok derin. Uzun yıllar öncesine dayanıyor.
Rum yeraltı örgütü EOKA'nın 1 Nisan 1955'te faaliyete geçmesiyle Lokmacı'da bir 'düzenleme' yaşanmıştı. Aynı örgütün faaliyetlerini doruk noktaya ulaştırdığı 1958 yılında da başka bir 'düzenleme.'
Sonra 16 Ağustos 1960'da Türk-Rum ortak devleti Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla, bu 'düzenlemeler' kaldırılmış ve hayat normale dönmüştü.
(Her nedense Rum yönetimi, Türkleri ortaklıktan zorla dışladıktan sonra Cumhuriyetin kuruluş tarihini bile değiştirmiştir.)
Nihayet iki buçuk yıl kadar süren 'balayı' sona ermiş, Kıbrıs adasını Yunanistan'a bağlamayı amaçlayan ünlü 'Akritas Planı'nın uygulamaya konulduğu 21 Aralık 1963 tarihinde, aynı Lokmacı'da yeni bir gereksinim duyulmuştu. İşte o gün, bu gündür Lokmacı Kapısı 45 yıldır kapalı. Hemen hemen yarım asır kadar.
Ne hatıralar var oralarda... Bölgedeki binaların ağzı dili olsa da, konuşabilse!..
Şimdi o binalar yeniden 'düzenleniyor.' Ancak geçmiş düzenlemeler gibi değil!.. Kapanmak için değil, bu kez açılmak için. İki bölgeyi, çarşıları birleştirmek için. İki tarafın belediyeleri, kapıyı geçişlere hazırlamak için, sorumluluk sahaları içerisindeki bölgeler, yoğun bir çalışma temposunda. Bir yanda Cemal Bulutoğluları ve ona bağlı ekipler, diğer yanda Eleni Mavru ve ona bağlı ekipler...
Tabii ki çalışmalar BM yetkilileri ile birlikte yürütülüyor.
Geçen akşam Aşkan Cemal Efe'yi aramıştım. Gece saat 22.00 ve o hala Lokmacı'daydı.
Alt yapı çalışmaları sürerken, tehlike arz eden binalar da sağlamlaştırılıyor.
Dedik ya; kolay mıdır 45 yılın tozunu toprağını bir çırpıda temizleyebilmek?..
Henüz 34 yıllık Maraş'ın kapalı bölgesinin bile ne durumda olduğunu görseniz, Lokmacı'daki çalışmalara ve yeni düzenlemelere hak vermemek elde değil.
Ağaçların bir yerde ormanlaşmaya yüz tuttuğu, asfalt ortasında ağaçların boy attığı, farelerin, yılan ve çıyanların fing attığı Maraş, bir zamanlar Beyrut'un rakibiydi.
Her neyse; Lokmacı'nın açılmasıyla bölgeye bir hareketlilik gelecektir, canlanma olacaktır. Kırk beş yıldan sonra iki çarşının 'Lokmacı Kapısı' ile birbirine bağlanması dünyada da yankılar yaratacaktır.
Ama gerçek olan şudur: Lokmacı Kapısı'nın açılması, Kıbrıs sorununun çözümlendiği anlamına gelmemelidir. Halkı havalara sokarsak, Annan Planı Referandumu'ndan sonra yaşanan hayal kırıklığı yeniden yaşanmış olur. Bu kez sanırız halk da bunun bilincindedir.
Yine gerçek olan bir husus vardır ki, diğer kapılar gibi, bu kapı da adada iki ayrı idare, otorite olduğunu kanıtlamaktadır.
Yani kapıların açılması, sınırların kalkması demek değildir. Sınırlar KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındadır ve her devlet, kendi bölgesinde egemendir, kendi bölgesinde söz sahibidir.
Nitekim Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da, KKTC ziyaretinde çok önemli mesajlar vermiş, "Amaç ve arzumuz KKTC'nin güvenli, müreffeh ve izolasyonlardan kurtulmuş çağdaş bir devlet olarak yaşamasıdır. KKTC'nin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı duyuyoruz. Gelecekte hangi tür anlaşma olursa olsun, bulunacak olan anlaşma mutlaka KKTC'nin egemenliğine dayanmalı, eşit haklara sahip olmalı" demiştir.
Ve şöyle devam etmiştir Büyükanıt Paşa:
"Lokmacı'da KKTC'nin egemenliğinde olan bir alan var. Hiçbir şekilde oradaki KKTC'nin egemenliğine ziyan verecek hiçbir düzenleme olmuyor. 'Bayraklar inecek, asker çekilecek' diye bir şey yoktur. Mevcut düzen devam edecek. Kapı açılırsa açılacak, bu KKTC'nin bildiği bir iştir. Ama şunu belirteyim ki, sorumlu olduğumuz bölgeden 1 metre dahi geri adım atılmayacaktır."
Evet; gayet net bir mesajdır bu. Askerin gözüyle konuya bakıştır. Ama o asker, 'kapı açılmasın' demiyor.
"Açılsın açılmasına da, benden de geri adım atmamı beklemesinler. Görevimi engellemesinler. Çünkü henüz bir ateş-kes dönemi yaşanmaktadır ve nihai bir uzlaşmaya varılmış değildir. Durum böyle olduğuna, biz de görevimizin başında olduğumuza göre, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamaya devam edeceğiz. Bir metre dahi geri adım atma yok" anlamındaki bu sözlere kulak verilerek, müzakere masasında dik durulmalıdır!..
Tabii ki, öncelikle sadece Türk askerine karşı alerjisi olan Hristofyas'ın bu sözleri çok iyi değerlendirmesi gerek!.. Bu gerçeğin kabulü ve hazmı halinde, sıra diğer gerçeklere de gelebilir ve arzu edilen sonuca varılabilir!..
|