|
Kırk beş yıldan sonra kısmetse bugün 'Lokmacı Kapısı' açılacakmış... Yetti artık! Açılsın da bir görelim.
'Ortak Cumhuriyet' döneminde, bisikletle Lokmacı'dan geçer, 'Onasagoru Caddesi'ni dolanır, 'Faneromeni Kilisesi'nin önünden uzanır ve 'Uzunyol'un noktalandığı yerde Metaksas Meydanı'na çıkardık.
Şimdilerde adı 'Eleftheria Meydanı.' yani 'Özgürlük Meydanı...'
Hep biz mi değiştireceğiz meydan, cadde, sokak ve park isimlerini?..
Çağlayan'daki parkın adını 'Ankara Çağlayan Parkı' koyunca kıyametler kopmuş... Halbuki o parkın adı, bırakın Ankara'yı, Çağlayan bile değildi. Bizler 'Çocuk Bahçesi' diyorduk oraya... Adı şanı bile yoktu.
Neyse; Metaksas'a çıktıktan sonra ünlü 'Magic Palace Sineması'nın önünden geçip, ver elini Enformasyon Dairesi...
Günlük bildirileri, reklâmları alır ve yine bisikletle Halkın Sesi'ne dönerdik. Çoğu zaman o dönemde 'Akın' gazetesinde çalışan Halil Şah da gider, "Akay; farkında mısın, bizi takip edenler var..." diye uyarırdı. Daha o günlerde Türkleri izlerlerdi. Hiç de hoş değildi bu durumlar ve art niyetin göstergesiydi.
Türk ve Rum gazetecilere basın kartlarını veren Enformasyon Dairesi'nin müdürü olan Rum, o günlerde Makarios idaresine gücenmiş olduğundan, yerine vekaleten Müdür Muavini Necati Sağer bakmaktaydı. Bugün benim eski 'Kıbrıs Cumhuriyeti Enformasyon Dairesi'nin verdiği basın kartında Necati Sağer'in imzası bulunuyor.
Her neyse; bizler yıllar boyu Lokmacı'dan gelip geçtik. O havayı teneffüs ettik, şimdi yaşımız ilerlemiş olmasına rağmen yeniden teneffüs etmek isteriz. İki halkın birbirini daha iyi anlamasını, diyalog kurmasını, nerede hatalar yapıldığını bilmesi ve anlamasını isteriz. Bunlar öğrenildiği takdirde yeni temeller üzerine bina inşa edilebilir.
Geçenlerde uzun yıllar Rum kesiminde yaşayan bir dostla karşılaştık. Şu veya bu nedenlerden dolayı dargın olarak ayrılmıştı buralardan.
Dedi ki, "Rumların tek arzusu, Türk askerinin buradan ayrılması ve Kıbrıslı Türklerin de Rum egemenliğinde olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne iltihak olması, yani yamalanmasıdır. Bunun dışında hiçbir çözüm şekli düşünmüyorlar. Siyasi eşitliği akıllarının ucundan geçirmiyorlar. Yani bizi, Kıbrıs Türk halkını, kendileriyle aynı kefeye koymuyorlar, hala daha 'yukarıdan bakış' sergiliyorlar.
Yapma, etme be komşu; biz de Allah kuluyuz, biz de bu adanın sahiplerindeniz. Hem de en az sizin kadar. Bizleri Sri Lanka'dan, Tayland'dan durmadan getirttiğiniz hizmetçiler sınıfına koymayınız. Bizler; Maronit, Ermeni ve Latin azınlıkları konumunda da değiliz. 1960'da kurulan Cumhuriyetin iki ortağından biriyiz.
Dostumuza hak vermemek elde değil!.. Başta Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas olmak üzere; Meclis Başkanı Karoyan, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, hep bir ağızdan tutturmuşlar: Türk askeri dışarı!..
Sanki de Türk askeri onlardan emir alıyor.
Neymiş efendim, Türkiye'nin garantörlüğüne gerek yokmuş!.. Avrupa Birliği'nin garantörlüğü yeter de artarmış bile...
İyi de; ne Türkiye, AB'nin üyesidir, ne de KKTC... Üye olan sizsiniz ve de anavatanınız Yunanistan. Bunları öne sürerken, çocuk mu kandırıyorsunuz?.. Kıbrıs Türk halkı böyle alengirli havalara alışkındır, 'Ali Cengiz oyunlarını' da çok görmüştür.
Yani garantörlerden Yunanistan ve İngiltere, mükellefiyetlerini yerine getirmediler, sınıfta kaldılar diye Türkiye de mi yerine getirmesin, Türkiye de mi sınıfta kalsındı?.. 20 Temmuz Barış Harekâtı olmasaydı, burada tek bir Kıbrıslı Türk kalacak mıydı?..
Niye korkuyorsunuz garantörlükten, niye çekiniyorsunuz?.. Demek ki eninde sonunda gene bir art niyet besliyorsunuz. Esasen papazlar da, tüm bakanlar da bunları itiraf etmiyor mu?.. EOKA mücadelesinden ilham aldıklarını söylemiyorlar mı?.. Esas amacın, tüm ada üzerinde Rum hakimiyetini sağlamak olduğunu birileri inkar edebilir mi?..
Daha müzakereler başlamadan, koşulları ortaya koymakla nereye varılabilir?.. Ama bizdekilerde de kasıtlı veya kasıtsız, bilinçli veya bilinçsiz, oyuna getirilmişliğin, tezgâha girmişliğin sezintileri vardır. Komitelere 'güvenlik ve garanti' konusunun da katılması, kendi ayağımıza kurşun sıkmak değil midir?.. Gün gele bu acemiliğin sorumluları bu hesabın altından kalkamazlar!..
Her şeye karşın iyi niyeti ortaya koymak ve Lokmacı'nın açılmasına hayırlı olsun demek gerek.
Not: Sevgili dostumuz, meslektaşımız Şinasi Başaran'ın dün sabahın erken saatlerinde uğradığı felaketten ötürü üzüntülerini paylaşırken, oturduğu evin yanmasından dolayı tüm ailesine geçmiş olsun der, her şeye rağmen yüreğini serin tutmasını, 'yıkılmadık, ayaktayız' diye haykırmasını bekliyoruz.
|