|
Lokmacı Kapısı'nın kırk beş yıl aradan sonra açılması, elbette barış ve uzlaşma için atılan önemli bir adımdır. Bunu böyle değerlendirmek gerek.
Ama bu, adil ve kalıcı bir çözüm anlamına gelebilir mi?..
Böyle bir anlama gelmediğini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da açıklamıştır, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanu da!..
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, kapının açılışı şerefine iki toplumlu şölen düzenlemiş, müzik, folklor ve havai fişek gösterileriyle birlikte lokma ve şamişi dağıtılmış...
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, inanç ve inatla olmaz denileni başardıklarını, altıncı kapının da açıldığını söyleyerek, "barış ve özgürlük için buradayız" dedi.
"Ledra'yı (Lokmacı) Açın Vatandaş İnisiyatifi" Başkanı Valentina Sofokleus da, birlikte her şeyi başarabileceklerini ve yeniden Birleşik Kıbrıs'ı kurabileceklerini söyledi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ömer Kalyoncu, "Lokmacı'nın açılışı, insanlarımızda olumlu ve iyimser bir hava oluşturdu" derken, Ulusal Birlik Partisi (UBP), Lokmacı'nın açılışını memnuniyetle karşıladığını dile getirdi. Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri İzzet İzcan da "tarihi bir gün yaşadık, amaç kapsamlı bir çözüm" şeklinde konuştu.
Tabii ki, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve ABD ile AB, ona bağlı üyeler, kapının açılmasını 'büyük sembolik bir adım' olarak nitelediler. Almanya Dişişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Lokmacı'nın, yakınlaşmanın sembolü haline getirilmesini isterken, KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Lokmacı Kapısı'nın açılmasının niye bu kadar önemsendiğini anlayamadığını söyledi.
Aslında anlamak da kolay değil. Denktaş'a hak vermemek de!..
Yani, ne oldu da bayram havasına büründük?.. Adamos ve Yıltan'ın müziklerinin de çalındığı gecede, şov nitelikli gösterilerde bu denli ileri gitmenin sakıncası da yok muydu?..
Olmaz olur mu?..
Aslında Lokmacı Kapısı'nın açılması son derece önemlidir. Kimsesi buna önemsiz bir olay diyemez!.. Metehan'dan da, Ledra Palace Kapısı'ndan da, nihayet diğer kapılardan da önemlidir. Çünkü bu, başkentte iki çarşının arasında olan bir kapıydı. Türk ve Rum çarşılarını birbirine bağlayan bir kapıydı.
Talebelik yıllarımda oralarda çok çalışmıştım. Harçlığımı çıkarmak, ev kirasını ödeyebilmek, kardeşlerimin de masraflarını karşılayabilmek için nelere katlanmamıştım?..
'Ledra Caddesi' denilen 'Makri Dromo' veya 'Uzunyol' Başkent Lefkoşa'nın en gözde yerlerindendi. Bizler, Baf Sokağı'nda ünlü Rum zenginlerinden Hacı Kiryako'nun binasına yakın 'Arap Uşağı'nın, 'Fesli Arap' diye bilinen Filistinli Muhammed'in dükkanlarında çalışırdık. İngiliz askerlerinin kullanmadığı veya eskittiği eşyalar, o zamanlar İngiliz üslerinde açık artırma usulü ile satılırdı. En büyük alıcılarından biri de bizim Muhammed ve Rumlardan da 'Londiadis' idi. Oldukça zengin bir Rumdu ve çoğu açık artırmalarda o kazandığından, Muhammed ondan hoşlanmazdı.
Her şeye rağmen Muhammed'in dört dükkânı vardı Baf Sokağı'nda. Lokmacı Kirkor ve nice Ermeni kazancılar
da aynı sokaktaydı. Arasta, Uzunyol, Ermu Sokağı, Onasagoru, Baf Sokağı hep aynı bölgede olduğundan, avucumuzun içi gibi biliyorduk oralarını.
Neler yoktu ki, o İngilizin sattığı 'ikinci ellerde?'
Şiltelerden, karyolalardan tutunuz da, araba krikolarına, çeşitli anahtarlara, kampetlere, askeri giysi, çadırlara kadar...
Allah rahmet eylesin, Muhammed'in başta Kütüphane Sokağı olmak üzere; Paşaköy, Üçyiğitler (Goşi) ve öteki köylerde de ambarları vardı bu amaçla.
Her neyse; Lokmacı Kapısı'nın açılmasını galiba da fazla abarttık gibime geliyor. Dün de vurguladığımız gibi, "Uzunyol'da atılan kısa adımlardır" bunlar ve Kıbrıs sorununun çözümü ile de doğrudan doğruya ilgili değildir. Ancak bir ivme kazandırdığı da inkâr edilemez. Bu olayı olumlu yönde değerlendirmek ve kalıcı bir barış adına kullanmak gerek.
Aslında 23 Nisan 2003 yılında kapıların açılması, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar üzerinde çok etkiler yaratmıştı. Bir defa, tamamen değilse bile, iki halk birbirlerini kısmen de olsa tanıma olanağı elde edebilmiştir. Kapıların açılmasıyla daha fazla şok geçiren Türkler değil, fakat Rumlar olmuştu...
Çünkü Rum halkı bir nevi kendi liderliği ve medyanın esiri konumundadır. Onlar, Kıbrıslı Türklerin gayri sıhhi şartlarda, teneke evlerde veya çadırlarda yaşadığını tahmin ediyorlardı. Kendi liderliklerince pompalanan tablo buydu.
Gelip gördükten sonra Türklerin de, onlardaki gibi olmasa da yollara, binalara, arabalara ve diğer imkânlara sahip olduğunu gördüler. Bunları gözlemleyenler, liderliğin kendilerine doğruları söylemediğini anladılar. Aynen tarih kitaplarında olduğu gibi...
Şimdi Lokmacı Kapısı'nın da açılmasından sonra iki tarafın da parmak arkasına saklanmadan, gerçek durumu kendi halklarına anlatma yükümlülüğü ile karşı karşıya olduklarını vurgulamak isteriz. Çünkü bizler, tarih kitaplarında Kıbrıs gerçeklerini 'üstün körü' geçerken, Rum tarafında da, Kıbrıs'ın niye bu hallere geldiği anlatılmamakta, özellikle de 21 Aralık 1963'ten 20 Temmuz 1974'e kadar cereyan eden olaylar, Rum gençleri ve genelde halkın gözünden hala daha saklanmak istenmektedir.
Bir başka deyişle söz konusu süreci kapsayan film kasıtlı olarak koparılmıştır ve adada cereyan eden olayların niye başladığı, nelere sebep olduğu, amacın ve hedefin neler olduğu hala daha gizli tutulmakta, Rum halkı, Türkleri yanlış tanımaya devam etmektedir.
Diyeceğimiz, daha nice kapılar açılırsa açılsın, gerçekler aktarılmadan ve herkes kendi kendini sorgulamadan bir yere varabilmek mümkün değildir. Onlar açıklanmalıdır ki, herkes muhakeme yapabilsin, ötekinin hakkını da teslim edecek konuma gelebilsin. Aksi halde, daha çok kapılar açar, şatafatlı törenler yaparız, ama sonunda da beklentileri yakalayamayız!..
Sormak gerek: Lokmacı'dan sonra şamişici mi, yoksa doğru dürüst adil ve kalıcı bir uzlaşma mı?..
Ne dersiniz?..
|